TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 42 (7)
Cilt: 42  Sayı: 7 - Ekim 2014
ARAŞTIRMA
1.
Ailevi homozigot hiperkolesterolemili hastaların uzun dönem izlemi: Bir üniversite hastanesi lipit polikliniğinin 13 yıllık deneyimi
Long-term follow-up in patients with homozygous familial hypercholesterolemia; 13-year experience of a university hospital lipid clinic
Meral Kayıkçıoğlu, Erkan Kısmalı, Levent Can, Serdar Payzin
PMID: 25490294  doi: 10.5543/tkda.2014.09633  Sayfalar 599 - 611
Amaç: Ailevi hiperkolesterolemi (AH), erken ateroskleroza yol açan aşırı yüksek kolesterol düzeyleri ile karakterize genetik bir hastalıktır. Homozigot AH (HoAH) bulunan olgularda çocukluk döneminden itibaren kardiovasküler olaylar gelişebilmektedir. Bu çalışmada Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kardiyoloji Anabilim Dalı’nda izlenen erişkin yaştaki HoAH’lı hastalarla olan uzun dönem klinik deneyim sunulmuştur.
Çalışma planı: Çalışmaya 2000-2013 yılları arasında izlenen HoAH’lı 17 hasta (11 kadın, 6 erkek) alındı. Hastalara ait tüm veriler (klinik özellikler, aile öyküsü, lipit düzeyleri, tedavileri, lipit aferezi, izlemde gelişen kardiyovasküler olaylar, komplikasyonlar vb) geriye dönük olarak hasta dosya kayıtlarından elde edildi.
Bulgular: Kliniğimize başvuru sırasında yaş ortalaması 31±10 yıl ve ilk tanı yaşı 25±14 idi. Olguların tanı konulduğunda ortalama kolesterol değerleri 625±136 mg/dl idi, tanı sırasında en sık başvuru yakınmaları deri bulguları (%41) ve iskemi ile ilgili yakınmalarıydı. Üç (%18) olgu ise aile öyküsü nedeniyle tarama yapılırken saptandı. Olguların %65’i akraba evliliği çocuğuydu. Ksantom sıklığı %59 olup aort kapak patolojisi %59, karotis plakları %47 ve koroner arter hastalığı %59 olguda saptandı. Tüm olgularda lipit aferezi endikasyonu bulunmasına rağmen tedavinin reddedilmesinden dolayı 10 olguda uygulanabilmişti. Afereze başlama yaşı 27±12 idi (10-42 yaş). Aferez tedavisine uyum %60’tı. Düzenli aferezle deri bulguları kaybolmasına rağmen hastaların hepsinde karotis aterosklerozunda ve aort patolojisinde ilerleme saptandı. Ortalama 43±42 aylık izlemde dört olgu hayatını kaybetti (ortalama yaş 25±5).
Sonuç: HoAH’lı hastalara tanı geç konmaktadır. Aferez tedavisine geç başlandığı için ateroskleroz ve aort darlığı ilerlemektedir. Bu hastalıkla ilgili hekim farkındalığı ve halkın bilinçlendirilmesi gerekmektedir.
Objectives: Familial hypercholesterolemia (FH) is a genetic disease characterized by extremely high levels of cholesterol leading to premature atherosclerosis. In homozygous individuals (HoFH) cardiovascular events could develop in child-hood. In this article, long-term clinical experience with adult HoFH patients who were followed in the Department of Cardiology, Ege University Faculty of Medicine was presented.
Study design: Seventeen HoFH patients (11 females, 6 males) who were being followed between the years 2000-2013 were included in the study. All data including clinical characteristics, family history, lipid levels, treatment, lipid-apheresis, cardiovascular events, and complications were obtained retrospectively from patient chart records.
Results: Mean age on admission was 31±10 years, age at first diagnosis was 25±14.years. Mean cholesterol level at diagnosis was 625±136 mg/dl. Admission complaints were dermatologic (41%) and ischemic symptoms (41%), whereas 3 patients (18%) were diagnosed during family screening. Sixty-five percent of the cases were children of consanguineous marriage. Xanthomas were present in 59%, aortic valve pathology in 59%, and carotid ar-tery plaques in 47% of the patients. Coronary artery disease was documented in 59% of the cases. Though all patients had indications for apheresis, it could be performed only in 10 patients due to high refusal rate of the patients. Mean age at the first session of apheresis was 27±12 years (minimum 10-maximum 42) and adherence to apheresis was 60%. After 2 years of regular apheresis skin depositions were vanished, however carotid atherosclerosis and aortic pathology progressed. During a mean follow-up of 43±42 months, 4 patients died (mean age: 25±5 years).
Conclusion: Patients with HoFH are subject to late diagnosis. Due to the delayed initiation of the treatment with lipid apheresis, atherosclerosis and aortic stenosis progress in these patients. The awareness of the physicians and knowledge of the public concerning this disease is warranted.

2.
Nötrofil/lenfosit oranı kalp yetersizliği bulunan hastalarda fonksiyonel kapasite düşüklüğünü öngörmektedir
Neutrophil to lymphocyte ratio predicts poor functional capacity in patients with heart failure
Musa Çakıcı, Mustafa Çetin, Adnan Dogan, Muhammed Oylumlu, Erdal Aktürk, Mustafa Polat, Arif Suner, Sabri Abuş
PMID: 25490295  doi: 10.5543/tkda.2014.16363  Sayfalar 612 - 620
Amaç: Kompanse kalp yetersizliği (KKY) bulunan hastaların fonksiyonel kapasiteleri (FK) ve nötrofil/lenfosit oranı (N/L oranı) arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçladık.
Çalışma planı: Kompanse kalp yetersizliği tanısı konan ardışık 94 hasta ve yaş-cinsiyet eşleştirilmiş ekokardiyografi değerlendirmesi normal olan 70 birey çalışmaya alındı. Efor testi ve ekokardiyografik muayene öncesi tüm çalışma popülasyonundan periferik venöz kan örnekleri alındı. KKY’li hastaların FK’lerinin belirlenmesi için modifiye Bruce yöntemiyle uygulanan egzersiz testi kullanıldı. Düşük FK, egzersiz testine göre <5 metabolik eşdeğeri (MEK) olarak belirlendi. Daha sonra, KKY’li hastalar N/L oranı 3’ün altı ve üstü olmak üzere iki guruba ayrıldı.
Bulgular: Nötrofil lenfosit oranları >3 olan KKY’li hastalarda FK (3.2±2.05 MEK ve 6.1±2.04 MEK, p<0.001), ejeksiyon fraksiyonu (%31.5±7.64 ve %34.8±6.82, p=0.028) daha düşük olarak bulundu. N-terminal pro-beyin natriuretik peptid (NT-proBNP) seviyesi (3360±2742 pg/dl ve 1613±1334 pg/ dl, p<0.001), pulmoner arter basıncı (46.3±11.50 mmHg ve 41.5±9.45 mmHg, p=0.049), sol atriyum çapları (4.6±0.52 cm ve 4.3±0.43 cm, p=0.005), E/Ea oranı (12.2±4.37 ve 9.2±3.20, p<0.001) N/L oranı >3 KKY’li hastalarda N/L oranı <3 olanlardan daha yüksek olarak bulundu. N/L oranı ve NT-proBNP düzeyi (sırasıyla, odds oranı [OO]=3.085, %95 GA=1.520-6.260, p=0.002, ve OO=1.585, %95 GA=1.201-2.091, p=0.001) düşük FK için öngördürücü faktörler olarak saptandı. N/L oranı için 2.74 kestirim değeri düşük FK’yi öngörmede %79.4 duyarlılık ve %80 özgüllüğe sahipti.
Sonuç: N/L oranı KKY’li hastalarda düşük FK’yi öngörmek için kullanılabilir.
Objectives: We aimed to assess the relationship between neutrophil to lymphocyte ratio (N/L ratio) and functional capacity (FC) of patients with compensated heart failure (CHF).
Study design: A total of 94 consecutive CHF patients and age-gender matched 70 subjects with normal echocardiographic examination were enrolled. Peripheral venous blood samples were drawn before echocardiography examination and treadmill test in all study population. The treadmill test based on modified Bruce protocol was used to determine the functional status of CHF patients. Poor FC was defined as <5 metabolic equivalant (MET) in the exercise test. Afterwards, patients with CHF were divided into two groups with respect to the top and bottom 3 of the N/L ratio.
Results: FC (3.2±2.05 MET vs. 6.1±2.04 MET, p<0.001), ejection fraction (%31.5±7.64 vs. %34.8±6.82, p=0.028) were found to be lower and N-terminal pro-brain natriuretic peptide (NT-proBNP) level (3360±2742 pg/dl vs. 1613±1334 pg/dl, p<0.001) pulmonary artery pressure (46.3±11.50 mmHg vs. 41.5±9.45 mmHg, p=0.049), left atrial diameters (4.6±0.52 cm vs. 4.3±0.43 cm, p=0.005), E/Ea ratio (12.2±4.37 vs. 9.2±3.20, p<0.001) were found to be higher in CHF patients with an N/L ratio >3 than with an N/L ratio <3. The N/L ratio, and log- NT-proBNP level were determined to be a predictive factor of poor FC (odds ratio [OR]=3.085, 95% confidence interval [CI] = 1.520-6.260, p=0.002 and OR=1.585, 95% CI=1.201-2.091, p=0.001, respectively). A cut-off point of 2.74 for the N/L ratio had 79.4% sensitivity and 80% specificity in predicting poor FC.
Conclusion: N/L ratio can be used to predict poor FC in patients with CHF.

3.
Kararlı koroner arter hastalığı olan kişilerde SYNTAX skoru böbrek fonksiyon bozukluğu ile ilişkilidir
Impaired kidney function is associated with SYNTAX score in patients with stable coronary artery disease
Hakan Uçar, Mustafa Gür, Taner Şeker, Durmuş Yıldıray Şahin, Gülhan Yüksel Kalkan, Caner Türkoğlu, Arafat Yıldırım, Onur Kaypaklı, Zafer Elbasan, Murat Çaylı
PMID: 25490296  doi: 10.5543/tkda.2014.67790  Sayfalar 621 - 628
Amaç: Koroner arter hastalığı (KAH) ile ciddi böbrek fonksiyon bozukluğu arasındaki güçlü ilişki iyi bilinmektedir. Fakat, kararlı KAH tanısı konan ve normal veya hafif böbrek fonksiyon bozukluğu olan hastalarda böbrek fonksiyonları ile SYNTAX skoru (SS) arasındaki ilişki araştırılmamıştır. Bu çalışmada böbrek fonksiyonları ile SS arasındaki ilişkiyi göstermeyi amaçladık.
Çalışma planı: Bu çalışmaya koroner anjiyografi ile kararlı KAH tanısı konan 411 hasta (247 erkek, 164 kadın; ortalama yaş 58.6±12.4 yıl) prospektif olarak alındı. Glomerül filtrasyon hızı (GFR) her hasta için MDRD (Modification of Diet in Renal Disease) formülü ile belirlendi. GFR değerlerine göre hastalar iki gruba ayrıldı (GFRdüşük grup <90 ve GRFyüksek grup ≥90). Koroner anjiyografiler klinik endikasyonlar dahilinde yapıldı. Tüm hastalarda SS değerleri hesaplandı.
Bulgular: GFRdüşük grup daha yaşlı olup beden kütle indeksi (BKİ) değerleri daha yüksek idi ve daha fazla diyabet ve hipertansiyon öyküsüne sahipti. GFRdüşük gruptaki hastaların SS değerleri GRFyüksek gruba kıyasla daha yüksekti (hepsi için, p<0.001). Çok değişkenli regresyon analizi bize GFR’nin diyabet (β, -0.206, p<0.001), hipertansiyon (β, -0.093, p=0.026) ve SS (β, -0.445, p<0.001) ile bağımsız bir şekilde ilişkili olduğunu gösterdi.
Sonuç: GFR hipertansiyon ve diyabet ile ilişkili olduğu gibi aynı zamanda bağımsız bir şekilde KAH’nin yaygınlığı ve ciddiyeti ile ilişkilidir. Bu sonuç bize hafif düzeyde bozulan böbrek fonksiyonu sonrası bile artan kardiyovasküler riski kısmen de olsa açıklayabilir.
Objectives: The strong relationship between severe renal dysfunction and coronary artery disease (CAD) is well-known. However, the association between kidney function with SYNTAX Score (SS) has not been investigated in patients with stable CAD with normal to mildly impaired renal function. We aimed to investigate the association between kidney function with SS.
Study design: In this study, 411 stable CAD patients in whom coronary angiography (CAG) was performed were prospectively included (247 male, 164 female; mean age 58.6±12.4 years). Glomerular filtration rate was estimated (eGFR) by a modification of diet in renal disease (MDRD) formula. Two different groups were determined according to median eGFR values (GFRlow group <90, and GRFhigh group ≥90). CAG was performed based on clinical indications. SS was determined in all patients.
Results: Patients in GFRlow group were older, and have a history of hypertension (HT) and diabetes mellitus and high body mass index. SS values of GFRlow group were higher than GFRhigh group (p<0.001 for all). Multivariate regression analysis showed that eGFR was independently associated with diabetes (β, −0.206, p<0.001), HT (β, −0.093, p=0.026) and SS (β, −0.445, p<0.001).
Conclusion: eGFR is independently associated with extent and complexity of CAD as well as diabetes and HT. Importantly, these results may explain, in part, the increase in cardiovascular risk in with slightly impaired renal function.

4.
Enfektif endokardit ve komplikasyonları; tek merkez deneyimi
Infective endocarditis and complications; a single center experience
Olcay Ozveren, Mehmet Akif Ozturk, Cihan Sengul, Ruken Bengi Bakal, Taylan Akgün, Cemil Izgi, Zekeriya Kucukdurmaz, Atiye Elif Eroglu Buyukoner, Muzaffer Degertekin
PMID: 25490297  doi: 10.5543/tkda.2014.80708  Sayfalar 629 - 634
Amaç: Bu çalışmada, merkezimizde modifiye Duke kriterlerine göre tanı konarak tedavi edilen enfektif endokarditli 119 hastanın mikrobiyolojik özellikleri ve komplikasyonlar araştırıldı.
Çalışma planı: Ocak 1997 Kasım 2004 tarihleri arasında enfektif endokardit kesin tanısı konan 119 hastanın (82 [%69] erkek; 37 [%31] kadın; ortalama yaş 39±16 yıl) arşiv kayıtları klinik ve mikrobiyolojik özellikleri ve komplikasyonlar açısından incelendi.
Bulgular: Hastaların en sık şikayeti ateş ve halsizlik (her biri için, 102 hasta, %85.7) idi. Staphylococcus aureus, kültür pozitif olgularda en sık etiyolojik ajan iken 68 hastada (%57.1) kültür negatif idi. Aort kapak (43 hasta, %36.1) en sık tutulan bölge idi. Enfektif endokardit nedeniyle kapak yetersizliği için cerrahi işlem sıklığı %75.6 ve konjestif kalp yetersizliğinin sıklığı %53.8 (64 hasta) olarak tespit edildi.
Sonuç: Enfektif endokardit, yüksek morbidite/mortalite oranları, artan kapak replasman prosedürleri ve artan yaşam beklentisi göz önünde bulundurulduğunda halen önemini koruyan bir hastalıktır.
Objectives: The aim was to investigate the microbiological characteristics and complications of infective endocarditis (IE) in 119 patients treated in our center for IE, diagnosed by modified Duke criteria.
Study design: The archive records of 119 patients (82 [69%] males; 37 [31%] females; mean age 39±16 years) with a definite diagnosis of IE between January 1997 and November 2004 were systematically reviewed for clinical and microbiological properties and complications.
Results: The most common complaint of the patients was fever and malaise (102 patients, 85.7%, each). Culture was negative in 68 patients (57.1%), while Staphylococcus aureus was the most common etiological agent in culture positive cases. The aortic valve was the most common region of vegetation (43 patients, 36.1%). The frequency of surgical operation for valvular insufficiency due to IE was 75.6%, and the frequency of congestive heart failure was 53.8% (64 patients).
Conclusion: IE is still an important disease considering its high morbidity and mortality rates, increased life expectancy of the patients, and increased number of valve replacement procedures.

5.
Sistemik sklerozlu hastalarda aortanın esneyebilirlik özelliklerinin değerlendirilmesi
Evaluation of aortic elastic properties in patients with systemic sclerosis
Özgül Uçar Elalmış, Hülya Çiçekçioğlu, Ahmet Karagöz, Zeynep Özbalkan Aşlar, Yaşar Karaaslan
PMID: 25490298  doi: 10.5543/tkda.2014.03162  Sayfalar 635 - 642
Amaç: Bu çalışmada, sistemik sklerozlu hastalarda kardiyovasküler mortalite ve morbiditenin belirteçleri olarak değerlendirilen aortun elastik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır.
Çalışma planı: Dışlanma kriterleri olmayan ve ekokardiyografi uygulanan 40 hasta (2 erkek, 38 kadın) çalışmaya alındı. Kontrol grubu aynı dönem içinde kardiyoloji polikliniğinde görülen ve herhangi bir nedenle ekokardiyografi uygulanan 38 kişiden (4 erkek, 34 kadın) oluşmaktadır. Ekokardiyografik olarak sol ventrikül diyastolik fonksiyonu ile ilgili parametreler elde edilerek, aortun elastik özellikleri aşağıdaki formüller kullanılarak hesaplandı. Aort gerilimi = [(AOS - AOD)/AOD], aort sertliği indeksi (β) = ln (sistolik kan basıncı/diyastolik kan basıncı)/aortik strain ve aort esnekliği = 2 x aortik strain/nabız basıncı.
Bulgular: Aort gerilimi ve esneklik kontrol grubu ile kıyaslandığında sistemik sklerozlu hastalarda anlamlı olarak düşük iken, aort sertliği indeksinin daha yüksek olduğu saptandı. Aortanın sistolik çapında iki grup arasında anlamlı bir fark gözlenmezken hasta grubunda diyastolik çapın belirgin olarak büyük olduğu gözlendi. Diğer taraftan sistemik sklerozlu hastalarda sol ventrikül diyastolik fonksiyonlarının bozulduğu tespit edildi. Çalışma grubunda mitral A velositesi, E dalgası deselerasyon zamanı ve E/Em oranının arttığı, öte yandan mitral E/A oranının, lateral ve mediyal anüler Em velositelerinin ise anlamlı oranda azaldığı gözlendi.
Sonuç: Sonuç olarak bu çalışma sistemik sklerozlu hastalarda aorta katılığının arttığını ve sol ventrikül diyastolik fonksiyonlarının bozulduğunu göstermektedir.
Objectives: The aim of this study was to investigate the elastic properties of the aorta, which are known to be predictors of cardiovascular morbidity and mortality in patients with systemic sclerosis (SSc).
Study design: Forty patients (2 males, 38 females) with SSc who had been referred to echocardiography without any exclusion criteria were enrolled in the study. The control group consisted of 38 subjects (4 males, 34 females) who were examined in the cardiology out-patient clinic and referred to echocardiography for any indication in the same period. Parameters related to diastolic functions of the left ventricle were obtained by echocardiography and the following parameters of aortic elasticity were calculated according to these formulas: aortic strain = ([AOS - AOD]/AOD), aortic stiffness index (β) = ln (systolic blood pressure/diastolic blood pressure)/aortic strain and aortic distensibility = 2 × aortic strain/pulse pressure.
Results: Aortic strain and distensibility were significantly lower, and aortic stiffness index β was significantly higher in the SSc group compared to the control group. While the systolic diameter of the aorta did not differ between study and control groups, the diastolic diameter of the aorta was significantly higher in SSc patients. On the other hand, left ventricular diastolic functions were compromised in the SSc group. Mitral A velocity, E-wave deceleration time and E/Em ratio were increased and mitral E/A ratio, lateral and medial annular Em velocity were significantly decreased in SSc patients.
Conclusion: Our study demonstrated that aortic stiffness is increased and left ventricular diastolic functions are compromised in patients with SSc.

6.
Kateter yoluyla duktus arteriyozus açıklığının kapatılması sırasında ekokardiyografik değerlendirme: Radyasyona maruz kalma azaltılabilir mi?
Transcatheter patent ductus arteriosus closure with echocardiographic guidance: can radiation exposure be reduced?
İbrahim Cansaran Tanıdır, Alper Guzeltas, Yakup Ergul, Erkut Ozturk, Isa Ozyilmaz, Ender Odemis
PMID: 25490299  doi: 10.5543/tkda.2014.71609  Sayfalar 643 - 650
Amaç: Çocuk hastalar, erişkinlere göre radyasyonun etkilerine karşı daha hassas oldukları için, girişimsel kalp kateterizasyonu sırasında aldıkları radyasyon dozları gün geçtikçe daha da önem arz etmektedir. Diğer girişimsel işlemlerde olduğu gibi, transkateter duktus arteriyozus açıklığı (DAA) kapatılması işleminde de, çocuk hastaları tedavi ederken, radyasyon maruziyeti ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, çocuklarda transkateter DAA kapatılması sırasında, nasıl daha az iyonize radyasyon verilerek işlemin yapılabileceğini göstermek ve aynı zamanda gereksiz yere verilen kontrast madde miktarının düşürülebileceğini gösterebilmektir.
Çalışma planı: Duktus çapına ve morfolojisine uygun cihaz seçimi sonrası, transkateter DAA kapatılması yapılan hastalarda, işlem sonrası uygulanan transtorasik ekokardiyografi ve kontrol aortografi bulguları değerlendirildi. İşlemler sırasında Gianturco coil (10/63), Amplatzer Duct Occluder (ADO, 31/63), Flipper coil (19/63) ve Amplatzer vascular plug (3/63) kullanıldı.
Bulgular: Skopi süresi, toplam radyasyon dozu ve kullanılan kontrast madde miktarı sırası ile; 12±6.4 dakika, 28.1±14.7 cmGy/cm2/kg ve 4.2 ± 2.3 cc/kg idi. İşlem tamamlandıktan sonra yapılan kontrol anjiyografide hastaların %39.7’sinde değişik düzeylerde rezidü izlenirken eş zamanlı yapılan ekokardiyografide bu oran %9.5 olarak saptandı. Kontrol aortografi sırasında hastaların toplam aldıkları radyasyon dozunun %13,3’ünü ve kontrast miktarının ise %27.2’sini aldıkları saptandı.
Sonuç: Transkateter DAA kapatılması sonrasında kontrol aortografi yerine ekokardiyografik değerlendirme yapılması durumunda hastaların daha az radyasyona ve kontrast maddeye maruz kalacağını düşünmekteyiz.v
Objectives: The radiation dose from interventional cardiac catheterization is particularly relevant when treating children because of their greater radiosensitivity compared to adults. The transcatheter closure of patent ductus arteriosus (PDA), as well as other more complex pediatric interventions, have raised concerns regarding radiation exposure, particularly relevant when treating children. The purpose of this study is to show how to perform the transcatheter closure of PDA in children while giving less ionized radiation and to prove that the amount of radiation and contrast material can be reduced.
Study design: Following appropriate device selection based on PDA morphology and diameter, transthorasic echocardiography images and control aortography findings were analyzed. The following devices were used during the procedure: Gianturco coils (10/63), an Amplatzer Duct Occluder (ADO, 31/63), Flipper coils (19/63), and an Amplatzer vascular plug (3/63).
Results: The scopy time, radiation dose, and contrast were 12±6.4 mins, 28.1±14.7 cmGy/cm2/kg, and 4.2 ± 2.3 cc/ kg, respectively. In the control aortography shortly after the procedure, residual shunt was detected at various levels in 39.7% of patients, and 9.5% demonstrated residual shunt in real-time echocardiography. In the control aortography, the exposure to radiation was 13.3% of the total, and the amount of infused contrast was 27.2% of the total.
Conclusion: Patients may be exposed to less radiation and contrast material if an echocardiographic evaluation, instead of a final control aortography injection, is performed after the transcatheter closure of PDA.

OLGU BILDIRISI
7.
Behçet hastalığı bulunan hastada saptanan koroner arter anevrizması: Olgu sunumu
A case report of coronary artery aneurysm in a patient with Behçet’s disease
Ufuk Gürkan, Adnan Kaya, Mustafa Adem Tatlısu, Şahin Avşar
PMID: 25490300  doi: 10.5543/tkda.2014.44202  Sayfalar 651 - 654
Behçet hastalığı, tüm boyutlardaki damarları etkileyebilen çoklu sistemi tutan bir vaskülittir. Behçet hastalığına sekonder gelişen akut koroner sendrom (AKS) ise nadir olup nasıl tedavi edileceği konusu açıklığa kavuşmamıştır. Bu yazıda bir yıl önce Behçet tanısı konan ve kolşisin önerilmesine rağmen düzenli ilaç kullanmayan ve acile göğüs ağrısı ile başvuran 29 yaşındaki erkek hasta sunuldu. AKS tanısı ile koroner yoğun bakım ünitesine alınan hastaya yapılan koroner anjiyografide sağ koroner arterde (RCA) taze trombüs ve sol ön inen arterin (LAD) proksimal segmentinde bulunan anevrizma ve sonrasında ciddi lezyon saptandı. RCA akımının normal olması (TIMI III) üzerine işlem sonlandırıldı. İntravenöz glikoprotein IIb/IIIa inhibitörü (tirofiban) başlanan hastaya yapılan kontrol koroner anjiyografide RCA’da trombüs görülmedi ve LAD’de bulunan anevrizmanın büyüdüğü ve RCA’da da bir anevrizmanın oluştuğu saptandı.
Behçet’s disease (BD) is a multisystem vasculitis that may involve vessels of all sizes. Acute coronary syndrome (ACS) due to secondary involvement of BD is rare and its management less clear. In this case, a 29-year-old man admitted to the emergency room with ongoing chest pain was interned to the coronary care unit with a diagnosis of ACS. The patient had been diagnosed 1 year before with BD and had been without regular follow-up, despite the suggested use of cholchium. An immediate coronary angiography revealed a fresh thrombus image in the proximal segment of the right coronary artery (RCA), an aneurysm of the left anterior descending artery (LAD) at proximal segment, and a hemodynamically significant lesion following the aneurysm. Intervention was ended because of normal flow (TIMI III) of distal RCA. An intravenous infusion of glycoprotein IIb/ IIIa receptor inhibitor (tirofiban) was administered, and a control angiography showed dissolution of a thrombus in RCA, but enlarged aneurysm of LAD and a new aneurysm in RCA.

8.
Kaçış ritmi olmayan yüksek dereceli atriyoventriküler bloğa bağlı gelişen epileptik nöbet
Epileptic seizures secondary to high degree atrioventricular block without escape rhythm
İrfan Şahin, Ahmet Karabulut, Fatih Kızkapan, Ertugrul Okuyan
PMID: 25490301  doi: 10.5543/tkda.2014.20050  Sayfalar 655 - 657
Senkopun kalp veya nöröloji kaynaklı olduğunun ayrımı zor olabilmektedir. Kardiyak aritmilere bağlı ikincil gelişen uzamış serebral hipoksi epileptik nöbetlere yol açabilir. Üstelik kısmi epileptik nöbetlerin kendisi kardiyak artimileri tetikleyebilir. Bu yazıda, tam atriyoventrikuler bloktan hemen sonra gelişen kısmi epileptik nöbetli bir olgu sunuldu. Tanı eşzamanlı elektroensefalografi ve elektrokardiyografi kayıtları ile konuldu.
Differentiation between cardiac and neurological origin of syncope may be challenging. Prolonged cerebral hypoxia secondary to cardiac arrhythmias may lead to epileptic seizures. Moreover, partial epileptic seizures by themselves can trigger cardiac arrhythmias. Herein, we present a case of partial epileptic seizure occurring just after complete atrioventricular block has occurred. The diagnosis was established with simultaneous electroencephalographic and electrocardiographic recordings.

9.
Akut perikardit ile komplike olan özafagus yırtığı
Esophageal rupture complicated by acute pericarditis
Hakan Duman, Eftal Murat Bakırcı, Zakir Karadağ, Yavuz Uğurlu
PMID: 25490302  doi: 10.5543/tkda.2014.26350  Sayfalar 658 - 661
Özofagus perforasyonu yüksek mortalite hızı olan ciddi bir durumdur. Özofagus perforasyonunun gecikmiş tanısı mediastinit ve perikardit gibi yıkıcı komplikasyonlarla sonuçlanabilmektedir. Özofagus perforasyonları nadiren yabancı cisim aspirasyonuna bağlı olmaktadır. Bu yazıda tavuk kemiği yutulmasına bağlı ve ilk bulguları akut nonspesifik perikarditi düşündüren komplike olmuş özofagus perforasyonlu 59 yaşında bir erkek olgu sunuldu.
Esophageal perforation is a serious condition with a high mortality rate. Delayed detection of esophageal perforation may result in devastating complications such as mediastinitis and pericarditis. Esophageal perforation is rarely due to aspiration of foreign bodies. Here we report the case of a 59-year-old male patient with complicated esophageal perforation due to ingestion of a chicken bone, whose first signs are considered to be acute non-specific pericarditis.

10.
Atorvastatin kalsiyum semptomsuz hiperkalsemiye neden olabilir mi?
Can atorvastatin calcium cause asymptomatic hypercalcemia?
Suleyman Hilmi Ipekci, Suleyman Baldane, Mehmet Sozen, Levent Kebapcilar
PMID: 25490303  doi: 10.5543/tkda.2014.05995  Sayfalar 662 - 666
Statinlerin kullanımı sırasında bazı beklenmeyen yan etkiler olabilir. Elli dört yaşındaki kadın hasta rastlantısal olarak saptanan hiperkalsemi (10.8 mg/dL) ile kliniğimize başvurdu. Hastanın hikayesinde hiperlipidemi sebebiyle 1.5 yıl önce atorvastatin kalsiyum 10 mg başlandığı ve başka ek bir hastalığın olmadığı öğrenildi. Hiperkalseminin nedenini teşhis etmek için ileri inceleme yapıldı. İncelemelerin sonucunda hiperkalsemiye neden olabilecek herhangi bir patolojik hastalık ortaya konulamadı. Hastanın hiperlipidemisi için aldığı atorvastatin kalsiyum kesildiğinde hiperkalsemisi düzeldi, tekrar ilaç başlandığında ise kısa bir süre içerisinde hastanın hiperkalsemisi tekrarladı. Bu olgu, atorvastatin tedavisinin tekrarlayan hiperkalsemiye neden olabileceğini göstermek amacıyla sunuldu.
The use of statins may have unnatural effects. A 54-year-old woman was admitted to the hospital with an incidental finding of hypercalcemia (10.8 mg/dL). There was no disease other than hyperlipidemia, and the patient had been on a course of atorvastatin calcium 10 mg for 1.5 years. A workup investigation to diagnose the cause of hypercalcemia was completed. The investigation did not reveal any pathological diseases that may have caused the hypercalcemia. The hypercalcemia resolved after atorvastatin- calcium was stopped, and the patient developed hypercalcemia shortly after the initiation of the atorvastatin calcium. Here, we report a clinical case of recurrent hypercalcemia possibly induced by atorvastatin calcium administration.

11.
Resolution of complete heart block after revascularization of acute marginal branch of the right coronary artery
Oluwaseyi Bolorunduro, Rami N Khouzam, Dwight Dishmon
PMID: 25490304  doi: 10.5543/tkda.2014.91074  Sayfalar 667 - 670
A patient presented with typical angina and a non-ST elevation myocardial infarction. Electrocardiogram showed complete heart block, and she was found to have a 90% acute marginal artery stenosis. The block resolved after balloon angioplasty of this artery that does not supply the atrioventricular node. We propose that increased vagal tone due to inferior wall ischemia from acute marginal artery stenosis has elicited the Bezold-Jarisch reflex. This is a likely mechanism for this uncommon etiology of complete heart block.

12.
Glenn disfonksiyonu olan bir çocukta sol süperiyor vena cava-koroner sinüs bağlantısının transkateter oklüzyonu
Occlusion of a left superior vena cava-coronary sinus connection in a child with Glenn dysfunction by the transcatheter approach
Murat Saygi, Hasan Tahsin Tola, Alper Guzeltas, Ender Odemis
PMID: 25490305  doi: 10.5543/tkda.2014.32137  Sayfalar 671 - 674
Ondört yaşındaki erkek hasta, yorgunluk ve siyanoz şikayeti ile başvurdu. Oniki yaşında iken Glenn prosedürü uygulanan hastanın ekokardiyografik incelemesinde, çift girişli sol ventrikül, ventriküloarteryel diskordans, orta derece subvalvüler-valvüler pulmoner arter darlığı, non-restriktif inlet ventriküler septal defekt ve sağ ventrikül hipoplazisi vardı. Oksijen saturasyonu %70 idi. Ekokardiyografik incelemede ayrıca, süperiyor vena cava’dan innominate vene doğru retrograde bir akım ve koroner sinüse drene olan sol süperiyor vena cava gözlendi. Bu yazıda biz, Glenn disfonksiyonu nedeni ile değerlendirdiğimiz ve sol süperiyor vena cava-koroner sinus bağlantısını transkateter olarak Amplatzer® septal occluder cihazı ile kapatarak oksijen saturasyon değerinde artış sağladığımız bir hastayı bildirdik.
A 14-year-old male patient presented with cyanosis and tiredness. The patient had undergone a Glenn procedure at age 12 following the echocardiographic determination of a double inlet left ventricle, ventriculoarterial discordance, moderate valvular–subvalvular pulmonary artery stenosis, non-restrictive inlet ventricular septal defect and right ventricle hypoplasia; his oxygen saturation was 70%. Echocardiography evaluation showed retrograde flow from the vena cava superior to the innominate vein and an left superior vena cava opening into the coronary sinus. Here, we report the case of a patient evaluated for Glenn dysfunction in whom an increase in oxygen saturation was observed following transcatheter occlusion of the left superior vena cava–coronary sinus connection using an Amplatzer® septal occluder.

DERLEME
13.
Çoklu kalp kapak hastalıklarında yönetim
Management of multivalvular heart disease
Saim Sağ, Sümeyye Güllülü
PMID: 25490306  doi: 10.5543/tkda.2014.67179  Sayfalar 675 - 684
Çoklu kalp kapak hastalıkları nadir görülen bir durum değildir. İzole tek kapak darlık ya da yetmezlikleri konusunda yapılmış çok sayıda çalışma olmasına rağmen birçok hastada darlık ve/veya yetersizliğin olduğu çoklu kapak lezyonları mevcuttur. Çok sayıda birliktelik olması, nicel değerlendirmenin zor olması ve cerrahi endikasyonların birbiri içine girmesi nedeni ile çoklu kapak hastalıkları ile ilgili bilgiler sınırlıdır. Bu nedenle güncel kapak hastalıkları kılavuzlarında çoklu kapak hastalıkları çok fazla yer almamaktadır. Bu yazıda, özellikle ekokardiyografik veriler kullanılarak çoklu kapak hastalıklarının tanı ve tedavisindeki önemli noktaların tartışılması amaçlanmıştır.
Multivalvular heart valve disease is not an uncommon situation. Although many studies include only patients with regurgitation or stenosis involving only one heart valve, several scenarios in which patients present with regurgitation and/or stenosis involving two or more valves exist. Data on multivalve disease are scarce because of a large number of possible combinations and also owing to difficulties of exact quantification and an overlap in surgical indications. Therefore, many fields related to multiple valve disease are not encountered in the current valvular heart disease guidelines. This article aims to explain multi valvular heart disease from etiology and background definition to surgical outcome, with special emphasis on echocardiographic assessment.

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
14.
Konjenital inferior vena kava agenezi olan hastada atriyoventriküler nodal reentran taşikardisinin başarılı kateter ablasyonu
Successful catheter ablation of atrioventricular nodal reentrant tachycardia in a patient with congenital absence of inferior vena cava
Oğuz Karaca, Onur Omaygenç, Günhan Demir, Ayhan Olcay, Fethi Kılıçaslan
PMID: 25490307  doi: 10.5543/tkda.2014.82593  Sayfa 685
Makale Özeti | Tam Metin PDF | Video

15.
Kalp yetersizliğinin nadir bir nedeni: Kardiyak tekstiloma
An unusual cause of heart failure: Cardiac textiloma
Veysel Özgür Barış, Özgür Ulaş Özcan, İrem Müge Akbulut, Yusuf Atmaca
PMID: 25490308  doi: 10.5543/tkda.2014.29165  Sayfa 686
Makale Özeti | Tam Metin PDF | Video

16.
A rare manifestation of a known disease: Severe non-obstructive hypertrophic cardiomyopathy
Yalçın Velibey, Ahmet Ekmekçi, Eyüp Tusun, Mehmet Eren
PMID: 25490309  doi: 10.5543/tkda.2014.15359  Sayfa 687
Makale Özeti | Tam Metin PDF | Video

17.
İntrabronşiyal malign mezenkimal tümörün sol pulmoner venden kardiyak invazyonu
Cardiac invasion of the intrabronchial malignant mesenchimal tumor from left pulmonary vein
Samim Emet, Mehmet Kocaağa, Zehra Buğra, Berrin Umman
PMID: 25490310  doi: 10.5543/tkda.2014.96641  Sayfa 688
Makale Özeti | Tam Metin PDF | Video

18.
A large thrombus on false tendon in a cardiomyopathic patient
Ali Hosseinsabet
PMID: 25490311  doi: 10.5543/tkda.2014.85616  Sayfa 689
Makale Özeti | Tam Metin PDF | Video

19.
Uzman Yanıtları
Answers of specialist
İlknur Can, Vedat Aytekin
Sayfalar 690 - 691
Makale Özeti | Tam Metin PDF

20.
Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar
Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Sayfa 692
Makale Özeti | Tam Metin PDF

© copyright 2020 TKD Arşivi
LookUs & Online Makale