Archives of the Turkish Society of Cardiology - Turk Kardiyol Dern Ars: 27 (1)
Volume: 27  Issue: 1 - January 1999
1.Summaries of Articles

Pages 4 - 7
Abstract | English Full Text

2.Prevalence of All-cause and Coronary Mortality in Turkish Adults as Assessed by 8-year Follow-up Data of the Turkish Adult Risk Factor Study
Altan ONAT, İbrahim KELEŞ, Hüseyin AKSU, Ali ÇETİNKAYA, Beytullah YILDIRIM, Nevzat USLU, Necmettin GÜRBÜZ, Vedat SANSOY
Pages 8 - 14
Geçen yıl taranan Marmara bölgesi kohortu dışında, TEKHARF Çalışmasının orijinal kohortu, başka amaçların yanısıra, toplanı ve koroner kalp hastalığı (KKH) morta/ itesi ile yeni koroner olay prevalanslamıı değerlendirmek amacıyle, 1995 yazından sonra 1998 yazında tm·andı. Ölüm konusunda yakın akraba ve/veya sağlık ocağı personelinden bilgi alındı; yaşayanlarda bilgi edinmekten başka, fizik muayene ve 12-derivasyon/u EKG kaydı yapıldı. Yeni koroner olay tanımına, son taramadan beri gelişen fatal ve fatal olmayan mi yokard infarktüsü, yeni stabil angina ve/veya miyokard iskemisi girdi. 686'sı erkek, 684'ü kadm olmak üzere, 1370 kişi tam izlendi. Bunlardan 34 erkek ile 17 kadının öldüğü belirlendi. Tüm neden/i ölümlerden KKH kökeniisi bu defa %32 pay aldı. Marmara bölgesi de dahil, ülke geneli için 8 yıl takip sonucu geçerli ölüm ve koroner morhidite prevalansları şöyle bulundu. Yıllık ölüm oranı erkeklerde binde 10.2, kadmlarda binde 7.1 olarak hesaplandı . Bu gözlem, Türk erişkinlerinde yılda 160 bin erkek ile 112 bin kadının öldüğünü düşündürmektedir. Kırkbeş ila 74 yaş kesiminde bu prevalanslar binde 20.1 ve 13.9 oranında olup kadınlarımııda Avrupada en yüksek düzeydedir. KKH yıllık morta/itesi erkeklerdebinde 4.1, kadınlarda 3.4 idi. Bu yılda (65 bini erkek) 115-120 bin Türkün koroner nedenle kaybedildiğine takabiil eder. Kırkbeş ila 74 yaş kesiminde bu prevalanslar binde 7.6 ve 6.0 oranında olup Türk kadın/ arında Avrupada yine en yüksek düzeydedir. Yeni koroner olayların sıklığı iilke genelinde son üç yılda, ilk tarama döneminden farklı değildi: yıllık bi nde olarak erkekle 8.4, kadında 6.2 bulundu. Ani ölümleri içeren bu prevalanstan, her yıl 130 bin Türk erkeği ile 95 bin kadınımııda yeni koroner olay geliştiği tahmin edilebilir. Bu gözlemler, ülkemizde koroner hastalıktan koruyucu önlemlerin çok daha etkin biçime getirilmesini gerektirir.
The Turkish Adult Risk Factor Study was initiated in 1990 on a randoru sample of 3687 adults (20 years of age or over) residing in 59 communities scattered in all regions of Turkey. After a first follow-up in I 995, a second follow-up survey was performed in the Marmara region in I 997 and in the remaining regions in the summer of 1998. This paper reports the findings on the prevalence of coronary and allcause mortality as well as of new coronary events in the last 3 years of follow-up. Data based on the Syear follow-up are also presented. Cardiovascular history and physical examination were obtained, and a 12-lead ECG was recorded at rest. New coronary events were defined to include fatal and nonfatal myocardiaı infarction, newly developed stable angina with or without associated myocardiaı ischemia. Though the last survey involved ı370 men and women, of whom 34 men and ı7 women had died, 8-year cumulative data based on a follow-up of 21160 person-years are deseribed below. Overall annual death rate was 10.2 per 1000 men and 7.1 per ıOOO womenina relatively young cohort the mean age of which moved from 37 to 49 years over the follow-up period. In the age bracket of 45-74 years, overall mortality per 1000 was 20.1 in men and 13.9 in women representing in women- together with those of Ukraine - the highest mortality levels in Europe. Coronary heart disease (CHD) mortality w as found 4.ı per ı 000 men and 3.4 per 1000 women which rose in the age bracket of 45-74 years to 7.6 in men and 6.0 in women. Rates in men correspond to those of the non-Balkanic East European countries while rates in women far exceed even those of Ukraine women. Annual prev~lence of new coronary events which comprise fatal coronary events w as estimated as 8.4 per 1 000 men and 6.2 per I 000 women - ra tes which al so appear high. These observations necessitate much more effective implementation of cardiovascular preventive measures among Turkish adults.

3.Exercise SPECT versus Exercise ECG Testing for Diagnosis of Coronary Artery Disease and Identification of Extensive Coronary Artery Disease in Women with Normal Rest ECG
Ayşe EMRE, Birol SAY, Metin GÜRSÜRER, Mehmet AKSOY, Mehmet EREN, Kemal YEŞİLÇİMEN, Birsen ERSEK
Pages 15 - 19
Miyokard pe1jüzyon sintigrajisinin koroner arter lıastaliğllun (KAH) noninvazif lGiliSil/da ve üç damar hastal1ğ1 bulıman yüksek riskli hasta grubwwn belirlemnesinde klinik kul/amnu konusunda daha önce yapilan çalişmalarda erkek hasta/ann çoğ unlukta olmas1 kadm/arda non-invazif testierin öneminin araştmlmasmı gerektirirken, i st irahat elektrokardiyogrammda ( EKG) değişiklikleri bulunan hasta/ann dahil edilmiş o/mas1 sintigrafi lehine sonuçlar a/mnıas1na neden olmuş o/ahi/ir. Bu amaçla islirahat EKG'si nonnal olup koroner anjiyografi ve T/-201 SPECT uyg ulanmiŞ /88 kadm hasta ça lişmaya a/mc/1. 45 hastada normal koroner anjiyografi tespit edilirken, 62 hastada tek damar, 39 hastada iki damar, 42 hastada iiç damar hastal1ğ1 saptandi. T/-201 SPECT'in KAH tamsuıda duyarliiığı (%82'ye karş1 %58, p
Previous studies regarding the elinical utility of radionuclide myocardial perfusion scintigraphy in the noninvasive detection of coronary artery disease (CAD) and identification of high risk patients with three-vessel CAD have been performed predominantly in men and also with inclusion of patients with abnormal rest ECG that might have biased the results in favor of exercise perfusion imaging. Thus, we studied ıss women with normal baseline ECG who underwent exercise SPECT thallium imaging and coronary angiography. 45 patients had no CAD; 62 had one-vessel disease; 39 had two-vessel disease; and 42 had three-vessel CAD (3V CAD). Sensitivity of SPECT and exercise ECG w as 82% and 52%, respectively (p

4.QT Dispersion in the Risk Stratification of Patients with Unstable Angina: Correlations with Clinical Course, Troponin-T and Scintigraphy
Mehmet AKSOY, Gültekin HOBİKOĞLU, Metin GÜRSÜRER, Ayşe EMRE, Ömer GÖKTEKİN, İzzet ERDİNLER, Turgut SİBER, Birsen ERSEK
Pages 20 - 25
Çalışmamızda, kararsız mıgina tanwyla hastaneye yattrı/ an kişilerde QT dispersiyonunun (QTd) yüksek riskli hastaları öngörmedeki de.~erini araştırdık. isiirahane gölJiis ağrısı olan 62 hastanın acil servis/e çekilen ilk EKG'sinde QTd ölçümü yapıldı. Troponin T (TnT) düzeyi için kan örneği almarak herbirine 25-30 mCi sestamibi injekte edildi. 1-6 saat sonra islirahat SPECT kayalan a/uıdı. SPECT görüntüler 20 segment/i modelde 5 puan/ı sisteme göre (O=normal, 4=tutulum yok) skorlanarak ~2 puan saptanan segmentler peıfüzyon defekti kabul edildi. TnT yüksekliği için de >0.1 nglml sımrı ölçü almdı. Tüm olgular gelişebilecek kardiyak olaylar ·açısmdan 1 ay süre ile takip edildi. Klinik takipte 41 hastada kardiyak olay (ölüm olmadı, ll miyokard infarktiisii. 4 acil ve 26 planlı revaskii/ arizasyon) gelişti. Kardiyak olay gelişen hastalarda ortalama QTd gelişmeyeniere göre daha yüksekti (68±28 vs. 54±14 msn; p=O.Ol ). Gelişen olay türüne göre olgular incelendiğinde nıiyokard infarktiisü oluşanların QTd ortalama 90±25 msn, revaskiilarizasyon yapılanların 60±25 msn bulundu. Miyokard infarktüsü oluşanlar ile kardiyak olay gelişmeyenler arasmda ileri derecede anlamlı fark tespit edildi (p=O.OOJ ). Revaskülarizasyon yapılanlar ile kardiyak olay gelişmeyenler arasmda ise anlamlıfark görülmedi. Kararsız anginada yüksek riski gösteren bulgulardan TnT düzeyi yüksekliği görülen 19 hastada QTd, normal olanlara göre daha yüksek saptandı (74±29 vs. 56±20 msn; p=0.008). Yine SPECT görüntülerinde perfüzyon defekti görülen 46 kişinin QTd görülmeyeniere göre hafif derecede daha yüksekti (66±27 vs. 53±17 msn; p=0.03). Ayrıca pe1jüzyon defekt sayısı ile QTd arasmda zayıf-orta derecede bir korelasyon mevcul/u (r=0.31, p=0.01 ). Diğer taraftan miyokard infarktüsii ve acil revaskiilarizasyon yapılan yüksek riskli hastalarda QTd incelendiğinde, çoğunluğunun 75 nısn'nin üzerinde o/du,~u saptandı. Sonuç olarak, kararsız angina taniSlyla hastaneye yallrılan kişilerden yüksek riskli o/anlamı aylrl edilmesinde, özellikle miyokard infarktüsü gelişebilecek/erin tahmininde, QTd ölçümünün faydalı bir yöntem olahileceği kamsma varıldı.
This study sought to evaluate the potential prognostie usefulness of QT dispersion (Qtd) in patients hospitalized with a presumed diagnosis of uns table ang ina. QTd was ealculated at the admission ECG of 62 patients presenting to the emergency department with chest pain at rest. Blood sample w as collected for troponin-T (TnT) measurement and all patients had 25-30 mCi of Tc- 99m sestamibi injeetion. SPECT acquisition was performed within 1-6 hours after the injection. SPECT images were scored using 20 segments on a 5-point seale (O=normal, 4=no uptake) and a segment with a seore ~2 was eonsidered to have a perfusion defect. The cut-off value of ~0.1 ng/ml was used to definc an elevated TnT. All patients had one month follow-up in order to assess cardiac events. Cardiae events oeeurred in 41 patients (no death, 1 ı myocardial infarction, 4 urgent and 26 planned revaseularization dittering follow-up. The mean QTd in patients with eardiae events was signifieantly higher than in those without eardiae events (68±28 vs. 54± 1.14 m s; p=O.O ı ). When patients were divided into subgroups according to the cardiae events, the mean QTd in myoeardial infaretion and in revascularization were 90±25 ms and 60±25 ms, respeetively. QTd in patients with myoeardial infaretion was higher than in patients without eardiae events (p=O.OO 1 ). There w as no s ignifieant differenee in QTd between revaseularization subgroup and patients without eardiac events. ı 9 patients w ith elevated TnT indicaling high risk in unstable angina had greater QTd eompared to patients with normal TnT (74±29 vs. 56±20 ms; p=0.008). Additionally, the mean QTd in 46 patients with perfusion defects was slightly higher than in patients without those (66±27 vs. 53±ı7 ms; p=0.03). There was also a moderate eorrelation between QTd and the number of perfusion defects (r=0.3 ı , p=O.O 1 ). On the other hand, most of the high-risk patients who had myocardial infaretion or urgent revaseularization had QTd greater than the value of 75 ms. In eonclusion, the measurement of QTd in patients w ith unstable angina may be of heıp in the stratifieation of patients at high risk for adverse eardiae vents, in partieular myoeardial infaretion.

5.Lipoprotein(a) and Lipid Peroxide Levels in Patients with Coronary Artery Disease
Önder KIRIMLI, Sema GÜNERİ, Hülya ÖZTÜRE, Ozan KINAY, Cem NAZLI, Banu ÖNVURAL
Pages 26 - 30
Bu ça!tşmada, anjiografik olarak koroner arter hastahğt (KAH) tamst a/nuş hastalarda lipoprotein (a) [Lp (a)] ve lipid peraksid/erinin bir göstergesi olan ma/on dialdehid (MDA) düzeyleri ölçiiierek aralamıda bir ilişki olup olrnadtğt araştmldt. Koroner anjiografisi yaptlan toplam 86 hasta (55 Erkek, 31 Kad111, ortalama yaş 57 ± 10) çaltşmaya al md ı. 62 Hastada KAH saptamrken (KAH +) 24'ünde koroner damarlar normal (KAH-) olarak bulundu. KAH(+) ve KAH(-) gmplamıda total kolesterol, HDL ve LDL kolesterol ve trigliserid dii:eyleri arasında fark saptanmadı. KAH(+) grupta Lp(a) ve MDA dii:ey/eri KAH(-) gmba oranla {//ılamll derecede yiiksek bulundu (37.9±29.5'e karştlik 22.3 ± 21.3 mg/d/, p=0.008 ve 1.58 ± 0.47'e karşılı k 1.26 ± 0.38 nımollnıl, p=0.002, strasıyla). Ancak KAH (+) hastalarda Lp (a) ve MDA dii:eyleri arasmda iyi bir korelasyon saptanmadı (r=0.219, p=0.09). Diabetes nıellitus saptanan 21 hastada ise total kolesterol değerleri ve MDA diizeyleri diabetik olmayanlara göre an/am!t derecede yiiksek bu!tmdu (233 ± 47'ye karşı /tk 205 ± 55 mg/d/, p=0.03 ve 1.85 ± 0.5J'e karşı/tk 1.37 ± 0.37 nımollm/, p=0.006, sırasıyla). Lp(a) diizeyleri d iabetik grupta non-d iabetik gruba oranla yüksek olmakla birlikte aradaki fark an/amlt bulun madı. Diabetik hastalarda Lp(a) ve MDA düzeyleri arasmda da korelasyonlmlımnıadı (r=0.08, p=0.34). KAH(+) diabetik hastalarda ise KAH (-) diabetik hastalara oranla Lp(a) diizeyleri an/ anı!t olarak yüksek bu!tmdu (47.9 ± 32.4'e karşı/tk 16 ± 3.1 mg/d/, p=0 .0009). Ancak MDA diizeyleri diabetik olanlarda KAH o/nıast ile birlikte onlamit artış göstermedi. Ayrıca Lp(a) ve MDA arası nda ilişki saptanmadt (r=0.02, p=0.29). Sonuç olarak, KAH (+)grupta Lp(a) ve MDA diizeyleri KAH (-) gm ba oranla anlamlt derecede yiiksek bulundu. Diabetik olup da KAH saptanan/arda, eliabetik ancak KAH olmayanlara göre Lp(a)'mn aterojenik özelliği MDA'ya oranla daha önemli olarak değerlendirildi. Anal.tar kelime/er:
In this study, we have determined lipoprotein(a) [Lp(a)] and malondialdehyde (MDA) (a marker of lipid peroxides) levels in patients with eoronary artery disease (CAD) and sought to find an association between CAD and these parameters. The study group was composed of 86 phatients (3 I women, 55 man, mean age 57 ± ıo years) who underwent eoronary angiography. The latter revealed CAD in 62 patients (CAD +) while 24 patients were found to have normal eoronary arteries (CAD-). There were no s ignifieant differenees between the two groups with regard to total eholesterol, triglyceride, HDL-and LDL-eholesterol levels. Lp(a) (37.9 ± 29.5 mg/d! vs 22.3 ± 21.3 mg/di, p=0.008) and MDA (1.58 ± 0.47 mmol/ml vs 1.26 ± 0.38 mmol/ml, p=0.002) levels were signifıeantly higher in patients with CAD. However, we failed to demonstrate a good eorrelation betwecn Lp(a) and MDA levels both in patients with and without CAD (r=0.219, p=0.09). Total e hoıestero ı and MDA levels of patients with diabetes mellitus were significantly higher than those of patients without diabetes (233 ± 47 mg/d! vs 205 ± 55 mg/di, p=0.03; ı .85 ± 0.51 mmol/ml vs ı .37 ± 0.37 mmol/ml, p=0.006; respeetively). Lp(a) levels were also higher in diabetie patients but the difference did not reach signifıcanee. A eorrelation betwecn Lp(a) and· MDA levels did not exist in patients with diabetes (r=0.08, p=0.34). LP(a) levels of diabetic patients with CAD were signifieantly higher than those of diabetie patients with normal coronary arteries (47.9 ± 32.4 mg/di vs 16±3.1 mg/di, p=0.0009). However MDA levels of diabetic patients were not significantly increased in the presence of CAD. Lp(a) and MDA levels were also poorly correlated in diabetic patients with CAD (r=0.02, p=0.29). In conclusion, Lp(a) and MDA levels were shown to be higher in patients with CAD than the patients with normal coronary arteries. Atherogenic characteristics of LP(a) seem to be more important than MDA in diabetic patients with CAD.

6.The Effects of Volatile Anaesthetic Agents in Myocardial Repolarization During Induction of Anaesthesia
Niyazi GÜLER, Mehmet BİLGE, Beyhan ERYONUCU, Cengiz Bekir DEMİREL, İsmail KATI, Mehmet SAYARLIOĞLU
Pages 31 - 36
Venlrikü/ repo/arizasyon süresindeki değişkenfiği gösteren QT dispersiyonu farkil klinik durumlarda aritmi ve ani ölüm riskinin sap/anmasmda kul/am/abi/ir. Volatil anesiezik ajan uygulanan, Amerika Anestezi Topluluğu (ASA) sımflamasma göre klinik durumu 1 veya 2 olan 47 hasrada QTc dispersiyonundaki akut de,~işmeleri değer/ endirdik. Anestezi, sevof/uran (rı=l6)., halolan (n=17) veya izofluran/a (rı= 14) end-rida/ konsantrasyonun %1 'den %6'ya çıkan/mcaya kadar inspire edilen konsantrasyonun arrırılmasıyla sağlandı. EKG. kalp hızı ve kan basınçlan anestezi indiiksiyonundan hemen önce, end-tidal konsanırasyon karm·fr duruma ulaşflktan 1 ve 3 dk. sonra, veküronyum uygulanmasmdan 1 ve 3 dk. sonra ve entübasyondan 1 ve 3 dakika sonra kaydedildi. Çalışmaya aldığımız tüm olgularda isriraharta QTc ve QTc dispersiyonu normal değerlerde idi. Anesiezik ajanların hepsi QTc dispersiyonunu indüksiyon öncesi değerlere göre belirgin olarak uzartı. Sevof/uran ve izofluran QTc intervalini indüksiyon öncesi değerlere göre uzatırken, halotanm QTc inrervali üzerine anlamli bir etkisi görülmedi. Sonuç olarak, anestezik ajanlar QTc dispersiyonunu artırarak miyokardiyal repolarizasyon anormalliğine sebep olurlar. QTc dispersiyonunun artması anestezi alan ve kardiyovasküler hastalığı olmayan kişilerde göriilen aritmi/erin etyolojisinde rol alabilir.
QT dispersion may serve as a measure of variability in ventricular repolarization time and may be a means of identifying patients at risk of arrhythmias and sudden death after different elinical settings. The acute responses of QTc dispersion were assessed in 47 American Society of Anesthesiology (ASA) class 1 or 2 patients receiving volatile anaesthetic agenls. Anaesthes ia was induced with sevoflurane (n= l6), halothane (n=17), or isoflurane (n=l4), and the inspired concentration increased to reach an end-tidal concentration of 1% to 6%. Recordings of ECG, heart rate, blood pressures were obtained at the following times: prior to induction of anaesthesia, 1 min and 3 min after stable end-tidal concentration, 1 min and 3 min later vecuronium administration, and 1 min and 3 min after tracheal intubation. Al l the patients studied had normal values of QTc interval and QTc dispersion at rest. All anaesthetic agents significantly increased QTc dispersion compared with baseline values. Both isoflurane and sevoflurane increased QTc interval compared with baseline in contrast to halothane which did not change it s ignificantly. Thus, anaesthetic agents cause myocardial repolarization abnormalities in man in terms of increased QTc dispersion. This may be relevant in the aetiology of arrhythmias in patients receiving anaesthesia without cardiovascular disease.

DERLEME
7.Reviews Low Levels of High-Density Lipoproteins in the Turkish Population: A Risk Factor for Coronary Heart Disease
Robert W. MAHLEY, Thomas P. BERSOT
Pages 37 - 43
Yüksek dansiteli lipoprotein kolesterole (HDL-K) ilişkin düşük düzeyler Türklerde diğer incelenmiş popii/asyonlara kıyasla daha stkttr. Bu düşük HDL-K düzeyleri besin yağı tüketimiyle ilgili bölgesel farkiara bağlt olmayarak görülmektedir. Türk erkeklerinin yaklaşık %50'si ve kadmlanmn %25'i <35 mg/d/ gibi istenmeyen ölçüde düşük HDL-K düzeylerine sahiptir. Hepatik lipaz aktivitesi (muhtemelen genetik kökenli ve Amerikalı kontrollere ktyasla %25-30 daha yüksek diizeyler) bu yaygm düşük HDL-K'ü açıklar görünmektedir. Hepatik lipazın yüksekliği ile birlikte, sigara içimi, fizik inaktivite, şişmanlık ve trigliserid düzeylerini yükselten diyetler gibi sekonder çevresel ve metabolik etkenler HDL-K'ü dahafazla düşürebilir. Birçok Türk'ün total kolesterol düzeyleri düşük olmakla beraber, çok düşük HDL-K seviyeleri total kolesterol/ HDL-K orantili tehlikeli bir ölçüde yükseltir. "Normal" saytlan 200 mg/d/'lik total kolesterol seviyesi dahi, 35 mgldl'lik HDL-K düzeyi eşli,~inde 5.Tiik bir 01·ana yol açar. İncelemelerde bu oranın yüksek bir koroner kalp Jıastaltğı riskiyle birlikte gittiği göze çarpmaktadır. Böylece, düşük HDL-K çerçevesinde normal kolesterol düzeyinin ne olduğunun tamm/anması gerekmektedir. Yeni klinik denemelerden sağlanan veriler düşük HDL-K'Iii hastaları tedavi etmenin ve total kolesterol/HDL-K oranılll azaltmamil kalp lıastaltğımn hem primer, hem sekonder önlenmesinde yararlı olduğunu göstermektedir.
Low levels of high-density lipoprote in cholesterol (HDL-C) are ın ore coınınon in Turkey than in any other population that has been studied. These low HDL-C levels occur irrespective of regional differences in dietary fat consumption, which s ignificantly alter low-density lipoprote in cholesterol levels. About 50% of Turk ish men and about 25% of Turkish women have undesirably low HDL-C levels of <35 mg/di. Increased hepatic lipase activ ity (25-30% higher levels coın pare d with American controls and presumably of genetic origin) appears to account for the generalized low HDL-C. In association with high Jevels of hepatic lipase, secondary e nvironınen ta l and metabolic factors, such as sın ok ing, physical inactivity, obesity, and diets that raise Lriglyceride levels, could further tower HDL-C. Although ınany Turks have low total cholesterol levels, the very low HDL-C causes the total cholesterol/HDL-C ratio to be dangerously high. Even at a "normal" total cholesterol level of 200 mg/di, an HDL-C !eve! of 35 mg/dl results in a ratio of 5.7. In every country studied, this ratio is clearly associated with a high risk of coronary heart disease. Thus, it is necessary to define what is a normal cholesterol !eve! in the context of low HDLC. Recent data from elinical trials now indicate thal treating patients who have low HDL-C and decreasing their total cholesterol/HDL-C ratio are beneficial in both priınary and secondary prevention of heart disease.

8.New Directions in Postangioplasty Restenosis
Ubeydullah DELİGÖNÜL
Pages 44 - 55
Koroner anjiyoplasti sonrasmda restenoz gelişme ihtimali, stent uygulaması ile bir dereceye kadar azaltılmış olmakla birlikte halen önemli bir problem olmaya devam etmektedir. Restenazım değişik ilaçlarla (kumadin, lıeparin, diişiik mo/ekiil ağırlıklı heparin, lıirııdin, aspirin, dipiridamol. tiklopidin, glikoprotein //b/11/a, lovastatin, provastatin, fluvastatin) önlenmesi çalışmaları hayal kırıklığı ile sonianmış ya da bazı ilaçlarla (probukol, trapidil gibi) alınan olumlu sonuçlar randamize çalışmalar ile teyid edilmemiştir. Heparin ve ürokinaz'ın fokal olarak arter duvarına uygulanması da restenoz oramm azaltnıamış,fakat bir çalışmada, stent yerleştirmeden önce, exonaparin'in fokal kullammı restenow azaltmıştır. insanda denenen genetik metodlar da restonow önlenıemiştir. Stent içi restenazım tedavisinde kullanılan metodların bir kısmı (balon anjiyoplasti, rotab/asyon, lazer anjiyoplasti) tatmin edici olmaktan uzak görünmektedir. Bir çalışmada ise aterektomiden sonra stent takı/masmm restenoz oranuıı azalttiği görülmüştiir. Son zamanlarda intrakoroner radyasyon uygulaması ile restenoz oranımn aza/tabilece,~i intibaı aluınuşllr. Sonuç olarak, stent implatasyonu hariç, yukarıda sözü edilen metodların hiçbirisi restenaZli önlemekte yeterince etkili göriilnıemektedir, ancak radyasyon tedavisi yak111 gelecek için umut verici göriilmektedir.
Although the probabil ity of restenosis following successful coronary balloon angioplasty reduced Tiirk Kardiyol Dem Arş 1999:27: 4-7 after stent implantation, it is stili an ongoing problem. The results of some drug trials (coumadine, heparin, low molecular weight heparin, hirudin, aspirin, dipyridamole, t ic lopidine, plate let glycoprotein Ilb/IIIa inhibitors, lovastatin, pravastat in, fluvastatin) are disappointing, and positive studies (probucol, trapidil) were not confirmed by randomized trials. The local application of heparin or urokinase are ine ffective in the decreasing the restenesis rate, but local delivery of enoxaparin prior to stent placement reduced restenosis in ;ı study. Gene therapies were not effective in preventing restenosis in humans. The results of the some methods (balloon angioplasty, rotablation, laser angioplasty) for the treatment of in-stent restenesis is unsatisfactory. In o ne study, stent implantation after coronary atherectomy significantly reduced the restenesis rate. Intracoronary radiation therapy may reduce restenosis. As a result, it may be concluded that none of the above mentioneel methods except stent implantation is seen to be e ffective in preve nting restenosis, but radiation therapy may be promising in the near future.

OLGU SUNUMU
9.Case Reports Giant Right Atrial Leiomyoma: Case Report
Melek ULUÇAM, Mehmet Emin Korkmaz, Haldun Müderrisoğlu, Bülent Özin, Atılay TAŞDELEN, Şükrü MERCAN, Vahide ŞİMŞEK
Pages 56 - 58
Bu yazıda, çok nadir görülen bir kalp içi /eyomiyom olgusu tanı, ekokardiyografi bulguları ve tedavi yönlerinden incelenmiştir. 50 yaşındaki kadın hastanın, 2 yıldır venöı sisteme yayılmış /eyomiyom patolojisi olduğu biliniyordu. Ekokardiyografide vena kava inferiyor yolu ile sağ atriyuma ve triküspid kopağa uzanan elipsoid, düzgün kenar/ı bir kitle görüldü. Triküspid kapakla patoloji yoktu. Arneliyaila kalp içi kitle ile, bunun vena kava inferiyor ve hepatik vendeki uzantıları kısmen çıkartılırken sağ böbrek veni içindeki yapışık kısım çıkarılamadı. Vena kava inferiyorum alt tarafındaki ikinci kitlenin ise sadece proksimalinden birkaç lob çıkartılabildi. Hasta pompa çıkışında kanama diatezi ve kalp yetersizliği nedeniyle kaybedildi. Patolojik tanı düz kas tümörü (leyomiyom) olarak rapor edildi.
A 50-year-old feına le patient suffering from an intravenous leiomyoma invading the right atrium was reported. Echocardiographically ılıere was an ellipsoid, smooth-edged mass in the right atrium extending inside the infcrior vena cava (IVC). The tricuspid valve w as normal. During surgery, the intracardiac mass and its extensions to the IVC and the right atrium were partially resected. Because of tight attachments to the vascular wall, extensions in the right renal vein and the second mass inside the distal portion of the IVC could only parıially be excised. Bleeding from the lumbal veins and IVC was serious and she died in the early postope rative period because of hemorrhagic el i a tlı esis and myocardial fai lure. T he excised mass was patho logically reporteel as an intravascular Jeiomyoma.

10.Hypertrophic Cardiomyopathy in a Newborn with Dysmorphic Features: Noonan Syndrome
Ercan Tutar, Saadet Arslan, Işınsu Kuzu, Semra Atalay, Begüm Atasay
Pages 59 - 62
Noonan sendromu, otozomal dominant geçişli bir lıastalık olup, doğumsal kalp hastalıklamlin sı klıkla eşlik etti,~i sendromlar arasmda yer almaktadır. Bu hastalarm yaklaşık dörtte birinde hipertro/ik kardiyomiyopati tammlanmıştır. Burada yenidoğan döneminde hipertro/ik kardiyonıiyopati tamsı komt!an Noonan sendromlu birhasta sunulacaktır. Mortaliresi oldukça yiiksek olan bu birlikteliğin tamsı, ayıncı ramsı ve tedavisi tartışılacaktır.
Noonan syndrome is an autosomal dominant condit ion, which is frequently associated with congenital heart diseases. In one fou rth of these patie nts hype rtrophic cardiomyopathy was recognised. In this report, wc present a newbom with Noonan syndrome who was diagnosed as hypertrophic cardiomyopathy, and wc discuss the diagnosis, differential diagnosis and treatment of this highly mortal association.

ORIJINAL MAKALE
11.History of Cardiology and Philately Corner Niels Stensen (1638-1686) and his Contributions to Cardiology and Anatomy
Teoman ONAT
Page 63
Abstract | Full Text PDF

© Copyright 2022 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale