Archives of the Turkish Society of Cardiology - Turk Kardiyol Dern Ars: 48 (2)
Volume: 48  Issue: 2 - March 2020
EDITORIAL COMMENT
1.Inappropriate sinus tachycardia: Time to consider new therapeutic options
Kivanc Yalin, Baris Ikitimur
PMID: 32147662  doi: 10.5543/tkda.2020.45126  Pages 81 - 83
Abstract | English Full Text

2.How realistic are the LDL-C targets in new dyslipidemia guidelines - is it possible to reach the targets?
Barış Güngör
PMID: 32147663  doi: 10.5543/tkda.2020.60133  Pages 84 - 87
Abstract | Full Text PDF

PERSPECTIVE
3.A comprehensive strategy for managing arrhythmogenic right ventricular cardiomyopathy
Chun Song Hu
PMID: 32147655  doi: 10.5543/tkda.2019.74184  Pages 88 - 95
Abstract | English Full Text

ORIGINAL ARTICLE
4.Prevalence of inappropriate sinus tachycardia and the comparison of the heart rate variability characteristics with propensity score-matched controls
Evrim Şimşek, Benay Ozbay, Inan Mutlu, Ecem Gurses, Hatice S Kemal, Burcu Yagmur, Levent Hürkan Can
PMID: 32147657  doi: 10.5543/tkda.2019.92735  Pages 96 - 102
Amaç: Uygunsuz sinüs taşikardisi (UST) herhangi bir ikincil neden olmadan artmış istirahat kalp hızı ve rahatsız edici semptomlarla karakterize bir sendromdur. Daha önce çok değerlendirilmemiş özellikle semptomatik hastalarda UST prevalansını ve bu hastalardaki kalp hızı değişkenliğini (HRV) değerlendirmek için mevcut çalışma tasarlanmıştır.
Yöntemler: Eylül 2015 ile Kasım 2016 tarihleri arasında tek bir merkezde 24 saat Holter elektrokardiyografi (EKG) tetkiki yapılan hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. UST, ikincil bir neden olmadan 24 saatlik ortalama KH ≥90 vuru/dk. ve istirahat KH ≥100 vuru/dk. olması olarak tanımlandı. Hastaların yaş, cinsiyet gibi bazal karakteristik özellikleri, eşlik eden hastalıkları ve Holter EKG dataları elektronik hasta kayıt dosyalarından alındı. HRV analizi için UST olmayan hasta kohortundan yaş ve cinsiyete göre propensite skor eşleşmeli kontrol grubu oluşturuldu.
Bulgular: Toplam 1865 ardışık hasta değerlendirildi ve hastaların %32’si yetersiz kayıt süresi veya kalitesi, atriyal fibrilasyon atakları, atriyoventriküler blok ve >%1 atriyal veya ventriküler ekstra sistoller nedeniyle dışlandı. Sinüs ritmi olan 1265 hastanın %4.98’inde (63) UST saptandı. UST hastaları daha gençti (39.6±17.4’e karşı 50.2±17.2, p<0.001) ve kadın cinsiyet daha belirgindi (%60.3’e karşı %43.8, p=0.009). UST hasta grubunda propensite eşleşmeli kontrol grubuna göre LF/HF dışındaki tüm zaman ve frekans temelli HRV parametreleri azalmış olarak izlendi.
Sonuç: Semptomatik sinüs ritmindeki hastalarda UST prevalansı %4.98’dir. Sendrom genç kadınlarda daha fazla görülmektedir ve genel olarak zaman ve frekans temelli HRV parametreleri bozulmuştur.
Objective: Inappropriate sinus tachycardia (IST) is a syndrome characterized by an elevated resting heart rate with distressing symptoms and no secondary cause of sinus tachycardia. This study was conducted to evaluate both the prevalence of IST among symptomatic patients and heart rate variability (HRV) characteristics.
Methods: The records of all consecutive symptomatic patients who had undergone 24-hour Holter monitoring between September 2015 and November 2016 at a single center were retrospectively evaluated. IST was defined as a 24-hour mean heart rate (HR) of ≥90 beats/minute and a resting HR of ≥100 beats/minute in the absence of any secondary cause of sinus tachycardia. All of the study data related to clinical characteristics, symptoms, concomitant diseases, and Holter electrocardiogram parameters were obtained from the electronic hospital records. A propensity age- and sex-matched control group was selected from a non-IST patient cohort.
Results: A total of 1865 consecutive patients were evaluated and 32% were excluded due to an inadequate Holter recording period or insufficient quality, atrial fibrillation episodes, atrioventricular block, or >1% atrial or ventricular extrasystoles. Among 1265 patients with sinus rhythm, 4.98% (n=63) had IST. The IST patients were younger (39.6±17.4 vs. 50.2±17.2 years; p<0.001), and female gender was more prominent (60.3% vs. 43.8%; p=0.009). All of the time and frequency domain parameters of HRV except the low frequency/high frequency ratio were significantly reduced in the IST group compared with the propensity-matched controls.
Conclusion: The IST prevalence among symptomatic patients in sinus rhythm was 4.98%. IST was primarily seen in younger women, and they had diminished time and frequency domain HRV parameters.

5.The need for permanent pacemaker after restoration of conduction following atrioventricular block: a retrospective cohort study
Ali Bozorgi, Sajad Ahmadzadeh, Seyedeh Hamideh Mortazavi, Saeed Sadeghian, Ali Vasheghani Farahani, Kaveh Hosseini, Arash Jalali, Keyvan Ghasemi, Mehdi Mehrani, Masih Tajdini
PMID: 32147658  doi: 10.5543/tkda.2019.96613  Pages 103 - 108
Amaç: Semptomlu üçüncü derece veya ileri evre ikinci derece atriyoventriküler (AV) bloğu olan hastalar için kalıcı bir kalp pili (PPM) gereklidir. İlaç kullanımı nedeniyle gelişen AV bloğu sıklıkla tersine çevrilebilirse de daha sonra nüksler ortaya çıkabilir ve PPM implantasyonunu gerektirebilir. Bu çalışmanın amacı AV bloklu hastalarda hastalığın seyrini ve prognozunu araştırmaktı.
Yöntemler: Bu kohort çalışması Ocak 2013 ile Haziran 2018 arasında yapıldı. Toplam 1900 hastanın kaydı incelendi, başvuruda AV bloklu 1123 kişi çalışmaya alındı. Hastalar iki gruba ayrıldı: Grup 1, ilaç kullanımına bağlı AV bloğu olan hastaları (n=316, %28) ve Grup 2, diğer etiyolojilerin neden olduğu AV bloğu olan hastaları (n=807, %72) içermekteydi. AV bloğun nedeni, nüksü ve PPM implantasyonuna ilişkin veriler incelendi. Her iki gruptaki indeks olgu başvuruları sırasında PPM gerektirmeyen hastalar, sonradan uygulanan PPM implantasyonu açısından izlendi.
Bulgular: İndeks hastane yatışı sırasında Grup 1’de 38 (%12), Grup 2’de 48 (%6) hastada AV iletimi iyileşti. Ancak, Grup 1’deki hastaların %18’i ve Grup 2’deki hastaların %40’ında AV blok nüksü gözlendi. Her bir grupta sadece 25 hastaya (tüm çalışma popülasyonunun %4.5’i) ortalama üç yıllık takip süresince kalp pili takılmadı.
Sonuç: Çalışma bulguları ilaca bağlı AV bloklarının daha önce düşünüldüğü kadar iyi huylu olmadığını göstermektedir. Yüksek nüks oranı, sorumlu ilacın kesilmesine rağmen dikkatli izlemin gerekebileceğini ve erken nüks durumunda erken PPM implantasyonunun gerekli olabileceğini göstermektedir.
Objective: A permanent pacemaker (PPM) is necessary for patients with a symptomatic third-degree or advanced second-degree atrioventricular (AV) block. An AV block due to medication use can often be reversed; however, subsequent relapse can occur and necessitate subsequent PPM implantation. The aim of this study was to explore the course and prognosis of patients with an AV block.
Methods: This historical cohort study was conducted between January 2013 and June 2018. A total of 1900 patient records were analyzed and 1123 subjects with an AV block on admission were enrolled. The patients were categorized into 2 groups: Group 1 comprised patients with an AV block due to medication use (n=316, 28%) and Group 2 included patients with an AV block caused by other etiologies (n=807, 72%). Data of the cause of AV block, recurrence, and PPM implantation were analyzed. Patients in both groups who did not require a PPM during the index admission were followed up regarding subsequent implantation of a PPM.
Results: AV conduction was recovered in 38 (12%) patients in Group 1 and 48 (6%) patients in Group 2 during the index hospitalization. However, recurrence of the AV block was observed in 18% of Group 1 patients and 40% of Group 2 patients. Only 25 patients in each group (4.5% of the whole study population) remained PPM-free during a median 3-year follow-up period.
Conclusion: The study findings suggest that drug-induced AV blocks may not be as benign as previously thought. The high relapse rate indicates that watchful follow-up may be required despite discontinuation of the responsible medication and that consideration of earlier PPM implantation in cases of early recurrence may be warranted.

6.Markers of coagulation and fibrinolysis do not detect or predict the presence of left atrial appendage thrombus in patients with atrial fibrillation
Ersin Doğanözü, Orçun Çiftci, Senem Hasırcı, Kerem Can Yilmaz, Emir Karacaglar, Leyla Elif Sade, Ibrahim Haldun Muderrisoglu, Mehmet Bülent Özin
PMID: 32147650  doi: 10.5543/tkda.2019.38585  Pages 109 - 115
Amaç: Sol atriyal trombozis varlığında arter kan serumundaki hemostatik değişkenlerin rolünü değerlendirmek. Serum biyobelirteçleri gibi transözofageal ekokardiyografi ihtiyacını potansiyel olarak azaltabilecek olan hemostatik değişkenleri tanımlamak.
Yöntemler: Bu çalışmaya non-valvüler asemptomatik atriyal fibrilasyonlu (AF); paroksismal, persistent veya kronik, hastalar alındı. Hastalar sol atriyal apendiks (SAA) trombüsünün varlığına göre, SAA trombüsü olanlar (Grup 1) ve SAA trombüsü olmayanlar (Grup 2) olmak üzere iki gruba ayırıldı. Bu iki grup arasında serum trombotik/fibrinolitik belirteçlerinin (beta-tromboglobulin, protrombin fragmanı 1 + 2, trombin/antitrombin kompleksi, insan PAI-1/tPA kompleksi ve D-dimer) düzeyleri arasındaki fark karşılaştırıldı.
Bulgular: Çalışma popülasyonunun yaş ortalaması 65.6±12.2 yıldı (dağılım 30–96 yaş) ve 33’ü (%61.1) erkekti. On dört (%25.9) hastada SAA trombüsü vardı, 40 hastada yoktu. İki gruptada pıhtılaşma / fibrinoliz belirteçlerinin herhangi birine göre anlamlı bir farklılık göstermedi. SAA trombüs (+) grubu, kalp yetmezliği, periferik arter hastalığı, koroner arter hastalığı ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı oranlarında anlamlı olarak daha yüksek oranlara sahipti (p<0.05). Çalışmada değerlendirilen hemostatik değişkenlerin serum seviyeleri ve demografik ve klinik parametreler, ikili lojistik regresyon analizinde SAA trombüsünü belirleme konusunda anlamlı bulunmadı.
Sonuç: Arteriyel kan serumu belirteçleri, SAA trombüsü olan ve olmayan gruplar arasında farklılık göstermedi. AF ile gelen hastalarda SAA trombüsünü göstermede istatistiki olarak anlamsız bulundu.
Objective: This study was designed to evaluate the role of hemostatic variables in arterial blood serum in left atrial thrombosis and to define any hemostatic variables, such as serum biomarkers, that could potentially reduce the need for transesophageal echocardiography.
Methods: This study included patients with non-valvular asymptomatic atrial fibrillation (AF), either paroxysmal, persistent, or chronic. The presence of an left atrial appendix (LAA) thrombus was used to form 2 groups: thrombus (+) and thrombus (-). The serum levels of the thrombotic/fibrinolytic markers including beta-thromboglobulin, prothrombin fragment 1+2, thrombin/antithrombin complex, human plasminogen activator inhibitor-1/tissue plasminogen activator complex, and D-dimer were compared between 2 groups.
Results: The mean age of the study population was 65.6±12.2 years (range: 30–96 years), and 33 (61.1%) patients were male. Fourteen (25.9%) patients had an LAA thrombus and 40 patients did not. Two groups did not differ significantly with regard to any of the coagulation/fibrinolysis markers. The LAA thrombus (+) group had significantly higher rates of heart failure, peripheral artery disease, coronary artery disease, and chronic obstructive pulmonary disease (p<0.05). Neither the serum levels of the study markers nor demographic and clinical parameters were predictive of an LAA thrombus in binary logistic regression analysis.
Conclusion: The arterial blood serum markers did not differ significantly between groups with and without an LAA thrombus and did not predict an LAA thrombus in patients presenting with AF.

7.Relationship between histopathological features of aspirated thrombi and long-term left ventricular function in patients with ST-segment elevation myocardial infarction
Mehmet Onur Omaygenç, Cem Doğan, Adnan Somay, Oğuz Karaca, Ruken Bengi Bakal, Mehmet Kamil Teber, Suzan Hatipoğlu, Zübeyde Bayram, Cihangir Kaymaz, Nihal Özdemir
PMID: 32147652  doi: 10.5543/tkda.2019.62121  Pages 116 - 126
Amaç: Bu çalışmada, ST yükselmeli miyokart enfarktüsü (STYME) sonrası emme yöntemiyle alınan pıhtının yaşı ve yangı düzeyinin (YD), taburculuk öncesi ve uzun dönem sol ventrikül (SV) fonksiyonlarıyla olası ilişkisi araştırıldı.
Yöntemler: Çalışmaya enfarktüsle ilişkili arterden tıkayıcı pıhtının 7-F kateter yardımıyla alındığı 25 STYME hastası dahil edildi. Pıhtının YD, beş yüksek düzeyde büyütme alanında görülen ortalama lökosit sayısına göre derecelendirildi: alan başına hafif ≤100 lökosit ve belirgin >100 lökosit. Ayrıca, örnek daha önceden tanımlanmış kriterlere göre taze veya litik/organize (L/O) olarak da sınıflandırıldı. Ekokardiyografik değerlendirme taburculuk öncesi ve birinci yılda yapıldı. Olumsuz sol ventrikül yeniden biçimlenmesi (SVYB), SV diyastol sonu hacminde başlangıç değerine göre %20 artış olması şeklinde tanımlandı.
Bulgular: SVYB sekiz hastada gözlendi. Alınan örneğin ortalama lökosit sayımı (127.5±86.0 ve 227.2±120.7; p=0.026) ve belirgin yangısı olan hastaların sıklığı (%35 ve %75; p=0.046) SVYB gözlenen grupta anlamlı olarak daha yüksekti. Serum yüksek duyarlıklı keratin C-reaktif protein (hsCRP) düzeyi, örneğin lökosit sayımıyla anlamlı biçimde orantılıydı (r=0.532, p=0.006). Örneğin L/O yapısı, taze pıhtı varlığına kıyasla daha iyi taburculuk öncesi ve uzun dönem SV hacimleri ve ejeksiyon fraksiyonu değerleriyle ilişkiliydi.
Sonuç: Örnekte artmış lökosit sayısı ve taze pıhtı varlığı, klinik ve işlemle ilişkili özelliklerden bağımsız olarak SV fonksiyonlarında uzun dönemde bozulma ile ilişkili olabilir. Bunun yanında, hsCRP gibi serum yangı belirteçleri tıkanıklık bölgesindeki yangısal cevabın şiddetini yansıtabilir.
Objective: This study was an investigation of the severity of inflammation (SOI) in aspirated material and thrombus age to examine any association with pre-discharge and long-term left ventricular (LV) function after ST-elevation myocardial infarction (STEMI).
Methods: The study group comprised 25 patients with STEMI from whom an occlusive thrombus was aspirated from the infarct-related artery with a 7-F catheter. The SOI in the aspirate was determined according to the mean leukocyte count in 5 high-power magnification fields and graded as mild in the presence of ≤100 leukocytes per field or significant if there were >100 leukocytes per field. The thrombi were categorized as fresh or lytic/organized (L/O) using predefined criteria. Echocardiographic assessment was performed prior to discharge and at 1 year. Adverse left ventricular remodeling (LVR) was defined as a 20% increase in LV end-diastolic volume in comparison with baseline values.
Results: LVR was observed in 8 patients. The mean leukocyte count of the aspirate (127.5±86.0 vs 227.2±120.7; p=0.026) and frequency of significant inflammation (35% vs 75%; p=0.046) were significantly higher in the group with LVR. The serum high-sensitivity C-reactive protein (hsCRP) level was significantly correlated with the leukocyte count of the aspirate (r=0.532; p=0.006). An L/O thrombus was related to better pre-discharge and long-term LV volumes and ejection fraction values compared with a fresh thrombus.
Conclusion: A significant increase in the leukocyte count in the aspirate and a fresh thrombus might predict long-term LV functional deterioration irrespective of the clinical and procedure-related characteristics. In addition, serum markers of inflammation, like hsCRP, might also reflect the intensity of the local inflammatory response at the site of occlusion.

8.Evaluation of the relationship between platelet indices and spontaneous echo contrast in patients with mitral prosthetic heart valves
Macit Kalçık, Ahmet Güner, Emrah Bayam, Mahmut Yesin, Semih Kalkan, Mustafa Ozan Gürsoy, Sabahattin Gündüz, Süleyman Karakoyun, Sinan Cerşit, Mehmet Özkan
PMID: 32147647  doi: 10.5543/tkda.2019.17266  Pages 127 - 136
Amaç: Spontan eko kontrast (SEK) ekokardiyografi ile kalp boşluklarında karakteristik girdapsı hareketi olan dinamik duman benzeri yansımalar olarak tanımlanmaktadır. Önceki klinik çalışmalar SEK mevcudiyetini sol atriyal trombüs gelişimi için bir risk faktörü ve olası sistemik embolizm için önemli bir gösterge olduğunu kanıtlamıştır. Mitral stenozu olan hastalarda SEK varlığı ile trombosit indeksleri arasındaki ilişki gösterilmiştir. Bu çalışmada mekanik protez kapaklı hastalarda trombosit indeksleri ve SEK arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır.
Yöntemler: Bu kilinik çalışmaya sol atriyumda SEK formasyonu izlenen 89 hasta [kadın: 38 (%42.4), ortalama yaş: 52 (36-67) yıl ] ve SEK formasyonu izlenmeyen 257 kişiden oluşan kontrol grubu [kadın: 123 (%47.5), ortalama yaş: 56 (45-65) yıl] dahil edildi. Tüm hastalar transtorasik ve transözafajiyal ekokardiyografinin yanında tam kan sayımı ve biyokimyasal parametrelerinin olduğu labaratuvar testleri ile değerlendirildi.
Bulgular: SEK formasyonuna sahip hastalarda daha sık atriyal fibrilasyon, daha geniş sol atriyal çap ve daha az sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu izlendi. Trombosit sayısı, trombosit dağılım genişliği, ortalama trombosit hacmi ve pletaletkritten oluşan trombosit indeksleri açısından iki grup arasında farklılık izlenmedi. Artmış sol atriyum çapı SEK formasyonunun tek bağımsız öngörücüsü olarak belirlendi.
Sonuç: Mitral mekanik protez kapaklı hastalarda sol atriyumda SEK formasyonu ile trombosit indeksleri arasında bir ilişki bulunamadı. Bu nedenle, trombosit indekslerinin daha önceden bilinen ekokardiyografik ve klinik risk faktörleri ile birlikte mitral protez kapaklı hastalarda SEK formasyonunun öngörüsünde kullanımı tartışmalıdır.
Objective: Spontaneous echo contrast (SEC) is defined as dynamic, smoke-like echoes within the cardiac cavities with a characteristic swirling motion seen on echocardiography. Clinical studies have demonstrated that SEC is a risk factor for left atrial thrombus formation and an important indicator for potential systemic embolism. Platelet indices have been associated with the presence of SEC in patients with mitral stenosis. The aim of this study was to investigate the relationship between platelet indices and SEC in patients with prosthetic heart valves.
Methods: A total of 89 patients [female: 38 (42.4%); median age: 52 years (range: 36-67 years)] with SEC formation in the left atrium, and 257 control subjects [female: 123 (47.5%); median age: 56 years (range: 45-65 years)] without SEC formation were enrolled. All of the patients were evaluated by using transthoracic and transesophageal echocardiography. Laboratory tests including complete blood count and biochemical parameters were analyzed.
Results: Patients with SEC formation had more frequent atrial fibrillation, higher left atrial diameter (LAD) and lower left ventriular ejection fraction values. Platelet indices including platelet count, platelet distribution width, mean platelet volume, and plateletcrit did not differ between the groups. Increased LAD was detected as the only independent predictor of SEC development.
Conclusion: Platelet indices were not found to be associated with the presence of SEC formation in the left atrium among patients with mitral prosthetic valves. Therefore, the use of platelet indices alongside known echocardiographic and clinical risk factors to predict SEC development in patients with a mitral prosthesis is debatable.

9.Evaluation of statin use on LDL cholesterol levels in Turkey: A systematic review
Pınar Kızılırmak, Zeki Öngen, Meral Kayıkçıoğlu, Lale Tokgözoğlu
PMID: 32147650  doi: 10.5543/tkda.2019.45156  Pages 137 - 148
Amaç: Türkiye’de yapılmış veya yayınlanmış makalelerin verilerini değerlendirerek Türk toplumunda statin tedavisinin düşük dansiteli lipoprotein (LDL)-kolesterol düzeyi üzerine etkilerini ortaya koymaktır.
Yöntemler: 1 Ocak 2008-31 Aralık 2017 tarihleri arasında yayınlanmış ve başlık veya özetinde LDL ve TURK terimlerini içeren yayınlar arasında statin ile tedavi edilen hastaların ortalama LDL-kolesterol değerleri içeren yayınlar çalışmaya dahil edildi. Toplam 1795 adet yayın arasından seçilen 39 yayındaki toplam 63 çalışma kolu analize dahil edildi ve 3,486 hastanın verileri değerlendirildi. Verilerin tanımlayıcı istatistiksel analizi yapıldı. Verilerin “hasta sayısına göre ağırlıklandırılmış ortalama değerleri” hesaplandı.
Bulgular: Popülasyonun %57.7’sini erkekler oluşturmaktadır. Ortalama yaş 52.9±10.1’dir. Statin ile tedaviden sonra total kolesterol düzeyinde %26.8, LDL-kolesterol düzeyinde %34.9, trigliserit düzeyinde %17.1 azalma gözlenirken, yüksek yoğunluklu lipoprotein-kolesterol düzeyinde kayda değer bir değişim gözlenmemiştir. Tedavi sonrası LDL-kolesterol düzeyi <70 mg/dL olanların oranı tüm popülasyonda %15.3’tür. Düşük doz statin tedavisi alan hastalar içinde tedaviden sonra LDL-kolesterol düzeyi <70 mg/dL olanların oranı %10.2, yüksek doz statin tedavisi alanlarda %28.0’dir. Tedavi ile LDL-kolesterol düzeyi <70 mg/dL olanların oranı iki ay ve daha kısa süreyle statin tedavisi alanlarda %25.7, 2–4 ay statin tedavisi alanlarda %11.4 ve >4 ay tedavi alanlarda ise %9.7’dir. Hedefte olan hastaların oranları atorvastatin alanlarda %21.8, simvastatin alanlarda %21.7, rosuvastatin alanlarda %17.9, fluvastatin alanlarda %8.6 ve pravastatin alanlarda %0.8’dir.
Sonuç: Türkiye’de statin kullanan hastaların ancak %15’inde LDL-kolesterol düzeyi 70 mg/dL’nin altındadır. Özellikle kardiyovasküler riski yüksek hastalarda kılavuzlarda önerilen hedeflere ulaşmak için mevcut tedavinin düzenlenmesi dikkate alınabilir.
Objective: The aim of this study was to examine and present the effect of statin treatment on the low-density lipoprotein (LDL) cholesterol level of patients in Turkey by evaluating the data of studies conducted in the country.
Methods: Manuscripts published between January 1, 2008 and December 31, 2017 with terms ‘LDL’ and ‘TURK’ in the title or abstract and reporting LDL cholesterol data of patients treated with statins were evaluated for inclusion in the study. From the initial search result a total of 1795 papers, 39 manuscripts with 63 study arms were selected for analysis and the data of 3486 patients were included. Descriptive analysis was used to assess the data. Weighted averages of the data were also calculated.
Results: The female/male ratio was 42/58. The mean age was 52.9±10.1 years. The proportion of patients with the recommended LDL cholesterol level of <70 mg/dL after treatment with statins was 15.3%. In all, 10.2% of the patients who were prescribed a low-dose statin and 28.0% of those who were prescribed a high-dose statin had an LDL cholesterol of <70 mg/dL after treatment. Among patients who were being treated with statins for ≤2 months, 25.7% achieved an LDL cholesterol level of <70 mg/dL. Among those who were being treated with statins for 2–4 months and >4 months the proportion was 11.4% and 9.7%, respectively. The percentage of patients at the target level was 21.8%, 21.7%, 17.9%, 8.6%, and 0.8% among those using atorvastatin, simvastatin, rosuvastatin, fluvastatin, and pravastatin, respectively.
Conclusion: In Turkey, only 15% of the patients who had received statin therapy had a LDL cholesterol level of <70 mg/dL. Revision of the current treatment should be considered to reach the target levels recommended in the guidelines, especially for patients with high cardiovascular risk.

10.Rationale and design of lifestyle intervention using mobile technology in patients with high cardiovascular risk: A pragmatic randomized clinical trial
İlker Tekkesin, Göksel Çinier, Mert Hayıroğlu, Yelda Soluk Özdemir, Özlem Yıldırımtürk, Duygu İnan, Elif Gökçen Vatanoğlu, Kemal Emrecan Parsova, Gizem Yüksel, Furkan Durak, Levent Pay
PMID: 32147654  doi: 10.5543/tkda.2019.69494  Pages 149 - 157
Kardiyovasküler hastalıklar (KVH) tüm dünya genelinde morbidite ve mortalitenin başlıca sebeplerinde biridir ve sağlık sistemine yüksek maliyet getirmektedir. Sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları KVH’dan primer korunma yöntemi olarak önemli bir potansiyele sahiptir. Ancak, hastaların sağlıklı yaşam tarzı değişikliklerine uzun dönemde uyum sağlayamaması en önemli sorundur. Tele-sağlık ve mobil telefonlardaki sağlık uygulamaları hastaların yaşam tarzı değişikliklerine olan uyumu arttırarak sağlık sistemi üzerinde maliyeti azaltabilecek potansiyele sahiptir. Bu çalışmanın ana amacı KVH açısından yüksek riske sahip bireylerde birincil korunma yöntemlerine ek olarak mobil teknolojilerin kullanılması ile sadece geleneksel birincil korunma yöntemlerinin arasında herhangi bir fark olup olmadığının araştırılmasıdır.
Cardiovascular disease (CVD) is the leading cause of morbidity and mortality throughout the world and contributes a considerable burden to healthcare costs. Primary prevention strategies, particularly adopting healthy lifestyle habits, have great potential to reduce the risk of CVD. Patient compliance remains the major cause of the failure of primary prevention strategies. Telehealth interventions and gamification through mobile applications can increase adherence and reduce healthcare costs. The primary objective of this study is to compare the effect of lifestyle intervention using mobile technology plus usual care with usual care alone in patients with a high CVD risk.

INVITED REVIEW
11.Brugada phenocopies: Current evidence, diagnostic algorithms and a perspective for the future
Göksel Çinier, Gary Tse, Adrian Baranchuk
PMID: 32147660  doi: 10.5543/tkda.2020.06118  Pages 158 - 166
Brugada sendromu (BrS) konjenital bir kanalopati olup malign ventriküler aritmi gelişimi ve ani kardiyak ölüm ile ilişkilidir. BrS tanısı elektrokardiyografide (EKG) Brugada paterni ve klinik öykü ile konulmaktadır. Brugada fenokopileri (BrP) ise metabolik bozukluklar, miyokardiyal iskemi ve mekanik bası gibi altta yatan nedenlere bağlı oalrak BrS EKG paterninin görüldüğü durumlardır. BrP ve BrS arasında ayrıcı tanı yapılması BrS hastalarında ani kardiyak ölümü engelemek amacıyla risk değerlendirmesi yapılmasının gerekli olması nedeniyle son derece önemlidir. Bu derlemede BrP ile ilgili güncel kanıtları, tanı kriterlerinin sistematik değerlendirilmesini ve henüz aydınlatılmamış noktaları değerlendireceğiz.
Brugada syndrome (BrS) is a congenital channelopathy associated with the development of malignant ventricular arrhythmias and sudden cardiac death. The diagnosis of BrS is made based on Brugada ECG pattern and clinical history. Brugada phenocopies (BrP) are clinical entities that are characterized by ECG patterns identical to those of BrS but arise from different underlying conditions such as metabolic abnormalities, myocardial ischemia and mechanical compression. Distinction between the two is important because BrS requires investigations for risk stratification whereas BrP requires appropriate treatment for the underlying conditions. In the present review, we summarized the current data in the literature, systematic diagnostic approach, gaps in the literature and future perspective on BrP.

CASE REPORT
12.Cardiac resynchronization therapy in a case with single ventricle and concommitant noncompaction cardiomyopathy
Deniz Elçik, Mustafa Fehmi Bireciklioğlu, Ali Doğan, Mehmet Tuğrul İnanç
PMID: 32147646  doi: 10.5543/tkda.2019.06730  Pages 167 - 170
Otuz altı yaşında erkek hasta senkop ile hastaneye yatırıldı. Elektrokardiyografide QRS süresi 218 msn olan atriyoventriküler (AV) blok ve sağ dal bloğu tespit edildi. Kalp hızı 40 atım/dk olarak görüldü. Ekokardiyografide nonkompaksiyon tek ventrikül olduğu görüldü. Hastanın kalp yetersizliği New York Kalp Cemiyeti sınıf III olması nedeniyle, defibrilatör cihazı ile kardiyak resenkronizasyon tedavisi (CRT-D) planlandı. İmplantasyon sonrası kalp yetersizliği geriledi ve QRS süresi 183 ms olarak tespit edildi. Bu olguyu litaratürde, nonkompaksiyon tek ventrikül ve AV tam bloğu olan ilk CRT-D implantasyon olgusu olması sebebi ile sunuyoruz.
A 32-year-old male patient was admitted to the hospital with syncope. An electrocardiogram revealed complete atrioventricular (AV) block and a right bundle branch block with a QRS duration of 218 milliseconds. The heart rate was 40 beats/minute. Echocardiography revealed that both AV valves opened to a single ventricle as well as noncompaction of the myocardium. Due to New York Heart Association class III heart failure, cardiac resynchronization therapy with a defibrillator device (CRT-D) was performed. After the implantation, the electrocardiography QRS duration was reduced to 183 ms. To our knowledge, this was the first reported case of CRT-D implantation in a patient with a noncompacted single ventricle and complete AV block.

13.Successful left coronary cusp cryoablation in an adolescent with premature ventrıcular extrasystoles-associated cardiomyopathy
Yakup Ergül, Senem Özgür, Hasan Candaş Kafalı
PMID: 32147648  doi: 10.5543/tkda.2019.25342  Pages 171 - 176
Koroner yaprakçıklardan kaynaklanan ventriküler aritmi nadir olmayan bir durumdur. Ancak aortik yaprakçıklardan kaynaklanan çıkım yolu ventriküler aritmilerinin haritalaması ve ablasyonu uğraştırıcı olabilir. Bu alanda radyofrekans ablasyon nadir ancak ciddi komplikasyonlara sebep olabilir. Bu yazıda, çok sık nonsustained ventriküler taşikardi atakları ve prematür ventriküler kontraksiyon ilişkili kardiyomiyopatisi olan 17 yaşındaki erkek hasta sunuldu. Hastanın ventriküler aritmisi, sol koroner yaprakçık kaynaklıydı. Hastaya başarılı kriyoablasyon işlemi uygulandı. Yüksek riskli bölgelerde, kriyoablasyon etkili ve güvenli bir alternatif yöntemdir.
Ventricular arrhythmias arising from coronary cusps are not uncommon. However, the mapping and ablation of outflow tract ventricular arrhythmias originating from aortic cusps can be challenging. Radiofrequency ablation of this area can cause rare but serious complications. This was a report of a 17-year-old male patient with very frequent, nonsustained ventricular tachycardia attacks and premature ventricular contraction-induced cardiomyopathy. The origin of the ventricular arrhythmia was determined to be the left coronary cusp, and the patient was treated successfully with cryoablation. In high-risk areas, cryoablation is an effective and safe alternative method.

14.Syncope and hypermobile joints: Not rare, but rarely diagnosed
Elnur Tahirovic
PMID: 32147649  doi: 10.5543/tkda.2019.32624  Pages 177 - 179
Postural ortostatik taşikardi sendromu (POTS) baş dönmesi, çarpıntı, presenkop, senkop ve özellikle bacaklarda güçsüzlük veya ağırlık gibi heterojen semptomlarla karakterize edilen, kronik ve güçsüzleştirici bir durumdur. Sıklıkla hipermobil eklemler veya kronik yorgunluk sendromu, kronik karın ağrısı, migren, baş ağrısı ve şeker hastalığı gibi durumlarla ilişkilidir. Tartışılan olgu, nadir olmamasına rağmen nadiren tanı konan bir POTS olgusudur. Basit yöntemlerle hızlı bir şekilde tanı konabilir
Postural orthostatic tachycardia syndrome (POTS) is a chronic, debilitating condition characterized by heterogeneous symptoms, such as lightheadedness, palpitations, pre-syncope, syncope, and weakness or heaviness, especially of the legs. It is frequently associated with hypermobile joints or conditions such as chronic fatigue syndrome, chronic abdominal pain, migraine headache, and diabetes mellitus. Described is a case of POTS, which though it is not rare, is rarely diagnosed. It can be diagnosed quickly with simple methods.

15.Complex drug interactions in an HIV-seropositive heart transplant recipient
Isabelle Sénéchal, Nathalie Châteauvert, Philippe GERVAIS, Pierre Voisine, Michelle Dubois, Mario Sénéchal
PMID: 32147653  doi: 10.5543/tkda.2019.63479  Pages 180 - 184
Son derece aktif antiretroviral tedavi, insan immün yetmezliği virüsü (HIV) pozitif hastalar için daha uzun yaşam beklentisini mümkün kılmıştır. Zaman içinde kompleks ilaç etkileşimlerinin yönetim zorluklarına vurgu yapan bu rapor 2006 yılında kalp nakli yapılan HIV seropozitif bir hastanın 11 yıllık takip raporudur.
Highly active antiretroviral therapy has led to greater life expectancy for human immun-deficiency virus (HIV)-positive patients. This was a report of 11 years of follow-up of an HIV-seropositive patient who underwent heart transplantation in 2006, with emphasis on the management challenges of complex drug interactions over time.

CASE IMAGE
16.Unusual case of tricuspid atresia and transposition of the great arteries presenting with aortic dissection: A rare condition
Keyvan Ghasemi, Ali Hosseinsabet, Saeed Tofighi, Masih Tajdini
PMID: 32147656  doi: 10.5543/tkda.2019.89039  Page 185
Abstract | English Full Text | Video

17.Spontaneous aortic root rupture during pregnancy
Ezgi Gültekin Güner, Hicaz Aguş, Ahmet Güner, Ali Kemal Kalkan, Mehmet Ertürk
PMID: 32147659  doi: 10.5543/tkda.2019.17597  Page 186
Abstract | English Full Text | Video

CONSENSUS REPORT
18.Diagnosis, treatment and prevention of infective endocarditis: Turkish consensus report-2019*
Serap Şimşek-Yavuz, Ahmet Rüçhan Akar, Sinan Aydoğdu, Denef Berzeg Deniz, Hakan Demir, Tuncay Hazırolan, Mehmet Ali Ozatik, Necla Özer, Murat Sargın, Nursen Topçuoğlu, Nesrin Turhan, Mehmet Birhan Yılmaz, Özlem Azap, Seniha Başaran, Yasemin Çağ, Arif Atahan Çağatay, Güle Çınar Aydın, Sibel Doğan Kaya, Lokman Hızmalı, Mehmet Emirhan Işık
PMID: 32147661  doi: 10.5543/tkda.2020.89689  Pages 187 - 226
Abstract | English Full Text

OTHER ARTICLES
19.Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Page 227
Abstract | Full Text PDF

© Copyright 2020 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale