ISSN 1016-5169 | E-ISSN 1308-4488
Archives of the Turkish Society of Cardiology - Turk Kardiyol Dern Ars: 50 (5)
Volume: 50  Issue: 5 - July 2022
EDITORIAL COMMENT
1.Can Echocardiography Improve Embolic Stroke Scores?
Benay Özbay, Leyla Elif Sade
doi: 10.5543/tkda.2022.22523  Pages 312 - 313
Abstract | English Full Text

ORIGINAL ARTICLE
2.Study of Transesophageal Echocardiography in Young Patients with Cryptogenic Stroke: Prevalence of Patent Foramen Ovale and Interpretation of the RoPE Score
Ayça Arslan, Dilek Çiçek Yılmaz, Muhammed Adıyaman, Celal Kara, Özcan Örsçelik, Arda Yılmaz
doi: 10.5543/tkda.2022.21306  Pages 314 - 319
Amaç: Kriptojenik inme genç hastalarda en sık görülen iskemik inme alt tipi olarak kabul edil-mektedir. Paradoksal Embolizm Riski (RoPE) skoru, kriptojenik inmeli hastalarda patent fora-men ovalenin (PFO) inmeye neden olma olasılığını tahmin etmede kullanılan bir araçtır. Bu retrospektif çalışmamızın amacı, kriptojenik inme tanısı alan genç hastalarda transözofageal ekokardiyografi (TÖE) ile PFO prevalansını belirlemek ve PFO ile ilişkili inmelerde RoPE skorunun rolünü değerlendirmektir.

Yöntemler: 2016-2020 yılları arasında TÖE uyguladığımız akut arteriyel iskemik inmeli hastaların tıbbi kayıtları incelendi. 18-55 yaş arası hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastaların arşiv sistemin-den görüntü kayıtları incelenerek; hastalarda PFO varlığı, PFO özellikleri, atriyal septal anevrizma varlığı tespit edildi. Tüm hastalar için literatürde belirlendiği gibi RoPE skoru hesaplandı.

Bulgular: Çalışmaya toplam 50 kriptojenik inme hastası dahil edildi (ortalama yaş: 39,6 ± 9,4 yıl). PFO 19 (%38) hastada saptandı ve kriptojenik inme hastalarında en sık görülen kardiyak anormallikti. Atriyal septal anevrizma 7 (%14) hastada saptandı. PFO'lu hastalarda ortalama RoPE skoru, istatistiksel anlamlılığa ulaşmasa da PFO'su olmayan hastalardan daha yüksekti
(7,68 ± 1,1’e karşı 6,77 ± 1,9, P =,07). PFO’lu 19 hastadan 18’inin RoPE skoru 7 ve üzerindeydi.

Sonuç: Çalışmamızda, kriptojenik inme hastalarında PFO prevalansı normal popülasyondan daha fazlaydı. RoPE skoru, kriptojenik inme geçiren hastalarda, PFO'nun inme ile ilişkili olma olasılığını öngörebilir ve hangi hastalara TÖE yapılacağına karar vermede yardımcı olabilir.
Objective: Cryptogenic stroke (CS) is considered to be the most common stroke subtype in young patients. The Risk of Paradoxical Embolism (RoPE) score is a tool that stratifies patients with CS according to the probability of patent foramen ovale (PFO). The aim of this retrospective study is to determine the prevalence of PFO in young patients with transesophageal echocardiography (TEE) and to evaluate the role of RoPE score in PFO-related strokes.

Methods: The medical records of patients with acute arterial ischemic stroke, who underwent TEE between 2016 and 2020, were reviewed. Patients aged 18-55 years were included in the study. Presence of PFO, PFO characteristics, presence of atrial septal aneurysm (ASA) were detected by examining the image records of the patients from the archive system. RoPE score was calculated for all patients as determined in the literature.

Results: Totally, 50 CS patients were included in the study (mean age: 39.6±9.4 years). PFO was detected in 19 (38%) patients and it was the most common cardiac abnormality in CS patients. ASA was detected in 7 (14%) patients. The mean RoPE score in patients with PFO was higher than patients without PFO, although it did not reach statistical significance
(7.68±1.1 versus 6.77±1.9 P =.07). Eighteen of 19 patients with PFO had a RoPE score ≥7.

Conclusion: In our study, PFO prevalence in the CS patients was higher than normal population. In patients with cryptogenic stroke, the RoPE score can help determine the probability of PFO related stroke and which patients should undergo TEE.

3.In-Hospital Bleeding and Mortality in Acute Coronary Syndrome Patients Treated with Tirofiban and Potent P2Y12 Inhibitors
Sinan Akıncı, Ali Çoner, Ertan Akbay, Adem Adar, Ibrahim Haldun Müderrisoğlu
doi: 10.5543/tkda.2022.21311  Pages 320 - 326
Amaç: Bu çalışmada, merkezimizde tirofiban ve P2Y12 inhibitörünün (P2Y12i) birlikte kullanıldığı akut koroner sendromlu (AKS) hastalarda güçlü ajanların klopidogrel ile karşılaştırıldığında hastane içi kanamayı ve mortaliteyi etkileyip etkilemediğini belirlemeyi amaçladık.

Yöntemler: 2015-2020 yılları arasında girişimsel olarak tedavi edilen ve tirofiban kullanan hastalar geriye dönük olarak tarandı. Klinik, laboratuvar ve anjiyografik bulgular hastane veri taba-nından elde edildi. Hastalar klopidogrel ve prasugrel/tikagrelor gruplarına ayrılarak analiz edildi.

Bulgular: Bu retrospektif çalışmaya girişimsel olarak tedavi edilen 227 AKS hastası dahil edildi. Hastaların 93'üne (%41) klopidogrel, 112'sine (%49,3) tikagrelor ve 22'sine (%9,7) prasugrel verildi. Tikagrelor/prasugrel grubu ile karşılaştırıldığında, klopidogrel grubu daha yaşlıydı, kadın oranı daha yüksekti ve hipertansiyon ve koroner arter hastalığı öyküsü daha yüksekti (P, sırasıyla: <,001;,001;,008;,0045). Kreatinin değeri daha yüksek, bazal hemoglobin daha düşük ve GRACE ve CRUSADE skorları daha yüksekti (P, sırasıyla: ,026;,002;,002; <,001). Hastane içi kanama oranı klopidogrel grubunda anlamlı olarak daha yüksekti (P <,001). Hastane içi ölüm oranı daha yüksek olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı değildi (P =,07). Regresyon analizi, GRACE skoru ve cinsiyetin hastane içi mortalite ile ilişkili olduğunu (P, sırasıyla <,001;,031) ve sadece yaşın hastane içi kanama ile ilişkili olduğunu (P <,001) gösterdi. P2Y12i ile ilişki bulunamadı.

Sonuç: Çalışmamızda girişimsel olarak tedavi edilen ACS hastalarında potent P2Y12i lerin tirofiban ile kombine kullanımının hastane içi kanama ve mortailte açısından klopidogrel ile kullanıma göre farklı olmadığını saptadık.
Objective: In this study, we aimed to determine whether potent agents affect in-hospital bleeding and mortality compared to clopidogrel in patients with the acute coronary syndrome in whom tirofiban and P2Y12 inhibitor are used together.

Methods: Patients who were treated interventionally between 2015 and 2020 and were using tirofiban were retrospectively screened. Clinical, laboratory, and angiographic findings were obtained from the hospital database. Patients were analyzed by dividing them into clopidogrel and prasugrel/ticagrelor groups.

Results: Acute coronary syndrome patients (n = 227) who were treated interventionally were included in this retrospective study. Clopidogrel was given to 93 (41%), ticagrelor to 112 (49.3%), and prasugrel to 22 of the patients (9.7%). Compared to the ticagrelor/prasugrel group, the clopidogrel group was older and more were women, and the history of hypertension
and previous coronary artery disease was higher (P, respectively: <.001;.001;.008;.0045). The creatinine value was higher, the basal hemoglobin was lower, and the GRACE (Global Registry of Acute Coronary Events) and CRUSADE (Can Rapid risk stratification of Unstable angina patients Suppress ADverse outcomes with Early implementation of the ACC/AHA Guidelines) scores
were higher (P, respectively: .026;.002;.002; <.001). The in-hospital bleeding rate was significantly higher in the clopidogrel group (P <.001). Although the in-hospital mortality rate was higher, it was not statistically significant (P =.07). Regression analysis showed that GRACE score and gender were associated with in-hospital mortality (P <.001; P =.031, respectively), and only age was associated with in-hospital bleeding (P <.001). No relationship was found with P2Y12 inhibitor.

Conclusion: In our study, we found that the combined use of potent P2Y12 inhibitor with tiro-fiban in acute coronary syndrome patients treated interventionally was not different from the use of clopidogrel in terms of in-hospital bleeding and mortality.

4.The Role of Prophylactic Ipsilateral Distal Femoral Artery Cannulation in Preventing Periprocedural Peripheral Complications During Transcatheter Aortic Valve Implantation
Ilhan Ilker Avcı, Gönül Zeren, Mustafa Azmi Sungur, Barış Şimşek, Fatma Can, Mehmet Fatih Yılmaz, Şahin Yılmaz, Ufuk Gürkan, Can Yücel Karabay
doi: 10.5543/tkda.2022.21276  Pages 327 - 333
Amaç: Transkateter aort kapak implantasyonu (TAVİ) komplikasyonları arasında “giriş yeri vasküler komplikasyonları (GYVK)” sık görülmektedir. Biz bu çalışmada; TAVİ sırasında nispeten sık görülen GYVK için profilaktik ipsilateral distal femoral arter kanülasyonunun (PİDFAK) etkinlik ve güvenilirliğini araştırdık.

Yöntemler: Çalışmamızda Ocak 2016 ile Ağustos 2019 tarihleri arasında Kardiyoloji Kliniğimize başvuran ve kalp takımı ekibimiz tarafından TAVİ yapılmaya uygun bulunan toplam 164 hasta retrospektif olarak incelendi. Hastalar, periferik komplikasyon yönetimine göre 2 gruba ayrıldı. İlk 70 hastaya periferik komplikasyon geliştiğinde, kurtarıcı tedavi olarak antegrad-çapraz geçişli (crossover); son 94 hastaya ise PİDFAK yapıldı. Değerlendirme, bu iki grup arasında sağlandı.

Bulgular: Çalışmaya alınan ilk 70 hastanın 15’inde periferik komplikasyon gelişti. Bu hastalara kurtarıcı antegrad-crossover işlem yapıldı. Kurtarıcı antegrad-crossover işlem yapılan hastaların 4’ünde perkütan işlem başarısız oldu. PİDFAK yapılan son 94 hastanın 14’ünde periferik komplikasyon gelişti. Bu hastaların tamamı perkütan işlem ile başarılı şekilde tedavi edildi.

Sonuç: Profilaktik ipsilateral distal femoral arter kanülasyonu (PİDFAK); GYVK için etkin, güvenilir ve basit bir giriş yeri koruması sağlar.
Objective: Access site-related vascular complications are common complications of trans-catheter aortic valve replacement. In this study, we aimed to investigate the efficacy and safety of prophylactic cannulation of the ipsilateral distal femoral artery in the management of access site-related vascular complications.

Methods: One hundred sixty-four patients, who were evaluated by the Heart Team of our institution and found eligible for transcatheter aortic valve replacement procedure between January 2016 and August 2019, were included in this retrospective study. Patients were divided into two groups according to the management of peripheral complications. The antegrade crossover was used as bailout treatment in the first 70 patients. Prophylactic cannulation of the ipsilateral distal femoral artery was performed in the last 94 patients. These 2 groups were compared.

Results: Peripheral complications developed in 15 of the first 70 patients included in the study. The percutaneous intervention was unsuccessful in 4 of the patients who underwent bailout antegrade crossover. Peripheral complications developed in 14 of the last 94 patients in whom prophylactic cannulation of the ipsilateral distal femoral artery was performed, and all these patients were managed successfully with percutaneous intervention.

Conclusion: Prophylactic cannulation of the ipsilateral distal femoral artery is a simple, effective, and safe method in the management of access site-related vascular complications.

5.The Relationships Between Chocolate Consumption and Endothelial Dysfunction in Patients with Heart Failure
İbrahim Etem Dural, Ersel Onrat, Sefa Çelik, Ayhan Vurmaz, Zafer Yalım, Serkan Gökaslan, Çiğdem Özer Gökaslan, Cem Korucu, Uğur Aksu
doi: 10.5543/tkda.2022.21249  Pages 334 - 339
Amaç: Son zamanlarda kalp yetmezliği tedavisinde ilaçlara ek olarak diyet önerileri de önem kazanmıştır. Bu çalışmanın amacı; hem sütlü çikolatanın, hem de bitter çikolatanın kalp yetersizliği üzerindeki olumlu etkilerini endotel fonksiyonları üzerinden göstermektir.

Yöntemler: Çalışmaya düşük ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliği tanısı ile takip edilen yirmi hasta dahil edildi. Randomize cross-over olarak tasarlanan çalışmada hastaların bir kısmı sütlü, bir kısmı da bitter çikolata tüketti. Hastaların çikolata tüketimi öncesi ve sonrası 6 dakikalık yürüme testi sonuçları, akım aracılı dilatasyon değerleri, plazma kateşin, epikateşin ve NT pro BNP değerleri kaydedildi. İki hafta sonra hastaların tükettikleri çikolata tipleri değiştirildi. Aynı parametreler tekrar ölçüldü.

Bulgular: Hem sütlü çikolata (356 ± 54,2, 310 ± 72,1 pg/mL; P =,007) hem de bitter çikolata (341 ± 57,301 ± 60,1 pg/mL; P =,028) tüketiminden sonra NT pro BNP değerlerinde anlamlı bir düşüş gözlendi. Bitter çikolata tüketiminden sonra FMD değerlerinde anlamlı artış izlendi
(%8,9 ± 3, %14 ± 4,5; P =,019).

Sonuç: Çikolata tüketimi kalp yetersizliğinde NT proBNP değerlerini anlamlı bir şekilde düşürmektedir. Bitter çikolata tüketimi de kalp yetersizliği hastalarında FMD değerlerini artırarak endotel fonksiyonlarını iyileştiriyor gibi görünmektedir.
Objective: Dietary recommendations, in addition to medications, have recently become important in the treatment of heart failure. Our study aimed to show the positive effects of both milk chocolate and dark chocolate on heart failure through endothelial functions.

Methods: Twenty patients with heart failure and reduced ejection fraction were included in the study. In this randomized, crossover study, some of the patients consumed milk chocolate and some consumed dark chocolate. We recorded the patients' 6-minute walking tests, flow-mediated dilatation values, plasma catechin, epicatechin, and N-terminal pro-brain natriuretic peptide values before and after chocolate consumption. After 2 weeks, their chocolate consumption was changed. The same parameters were measured again.

Results: A significant decrease was observed in N-terminal pro-brain natriuretic peptide values after consumption of both milk chocolate (356 ± 54.2 and 310 ± 72.1 pg/mL; P =.007) and dark chocolate (341 ± 57 and 301 ± 60.1 pg/mL;P =.028). Flow-mediated dilation values increased after dark chocolate consumption (8.9 ± 3% and 14 ± 4.5%; P =.019).

Conclusion: Chocolate consumption acutely decreases N-terminal pro-brain natriuretic pep-tide values in heart failure. Dark chocolate consumption also seems to improve endothelial functions by increasing flow-mediated dilation values.

6.A Combination of Heart Rate-Corrected QT Interval and GRACE Risk Score Better Predict Early Mortality in Patients with Non-ST Segment Elevation Acute Coronary Syndrome
Saadet Demirtas Inci, Mustafa Agah Tekindal, Meltem Altınsoy, Nail Burak Özbeyaz, Hamza Sunman, Alperen Taş, Sabiye Yılmaz, Sebahat Tekeli Şengül, Cihan Altın, Hakan Güllü
doi: 10.5543/tkda.2022.21198  Pages 340 - 347
Amaç: Bu çalışma, kalp hızı düzeltilmiş QT aralığı (QTc) uzamasının GRACE risk skoruna eklen-mesinin, ST-segment elevasyonu olmayan akut koroner sendromlu (NSTE-AKS) hastalarda erken mortalite için prediktif değeri iyileştirip iyileştirmediğini değerlendirmeyi amaçlamıştır.

Yöntemler: Ocak 2017 ile Temmuz 2019 arasında ardışık NSTE-AKS hastaları için veri tabanımızı geriye dönük olarak taradık. Demografik ve klinik parametreler çizelge incelemesi yoluyla elde edildi. Tüm elektrokardiyogramlar 2 doktor tarafından incelendi. QT aralığı tanjant yöntemi kullanılarak ölçüldü. Erken ölüm, hastanede kalış sırasında veya taburcu olduktan sonraki 30 gün içinde gözlenen tüm nedenlere bağlı ölüm olarak tanımlandı.

Bulgular: Çalışma popülasyonu 283 hastadan oluşuyordu, 17 erken ölüm vardı. QTc aralığı uzamış olan 59 hastanın onu öldü (%16.9, P <.001). Hem GRACE risk skoru (olasılık oranı: 1.032; %95 GA: 1.012 1.053; P =.002) hem de QTc aralığı (olasılık oranı: 1.026; %95 GA: 1.007-1.045; P = 0.007) bağımsız olarak erken mortaliteyi öngördü. Değerin altında kalan alan sadece QTc aralığı için 0.769 (%95 CI: 0.674-0.863, P <.001) ve sadece GRACE riski skoru için 0.780 (%95 CI: 0.681-0.878; P <.001) idi. Ancak QTc aralığı ve GRACE risk skoru birleştirildiğinde 0.808 (%95 CI: 0.713-0.904, P <.001) bulundu.

Sonuç: Bu çalışma, QTc aralığı uzama ve GRACE risk skorunun bağımsız olarak erken mortaliteyi öngördüğünü ve bu 2 faktörün bir kombinasyonunun NSTE-AKS’lu hastalarda erken mortalite için prediktif değeri iyileştirebileceğini bildiren ilk çalışmadır.
Objective: This study aimed to evaluate whether the addition of heart rate-corrected QT inter-val prolongation to the Global Registry of Acute Coronary Events risk score improves the predictive value for early mortality in patients with non-ST segment elevation acute coronary syndrome.

Methods: We retrospectively screened our database for consecutive non-ST-segment elevation acute coronary syndrome patients between January 2017 and July 2019. The demographic and clinical parameters were acquired via chart review. All electrocardiograms were reviewed by 2 physicians. QT interval was measured using the tangent method. Early mortality was defined as all-cause death observed during the hospital stay or within 30 days after discharge.

Results: The final study population consisted of 283 patients, there were 17 early deaths. Ten of 59 patients with prolonged corrected QT intervals died (16.9%, P <.001). Both the Global Registry of Acute Coronary Events risk score (odds ratio: 1.032; 95% CI: 1.012-1.053; P =.002) and corrected QT interval (odds ratio: 1.026; 95% CI: 1.007-1.045; P = 0.007) independently
predicted early mortality. The area under value was 0.769 (95% CI: 0.674-0.863, P <.001) for the corrected QT interval and 0.780 (95% CI: 0.681-0.878; P <.001) for the Global Registry of Acute Coronary Events risk score alone. However, when the corrected QT interval and the Global Registry of Acute Coronary Events risk score were combined, it was found to be 0.808
(95% CI: 0.713-0.904, P <.001).

Conclusion: This study is the first to report that prolonged corrected QT and the Global Registry of Acute Coronary Events risk score independently predict early mortality and a combination of these 2 factors may improve the predictive value for early mortality in patients with ST-segment elevation acute coronary syndrome.

7.Mortality Trends from Ischemic Heart Disease in Turkey: 2009-2019
Zafer Yalım, Nurhan Doğan, Sümeyra Alan Yalım
doi: 10.5543/tkda.2022.21297  Pages 348 - 355
Amaç: Bu çalışma, kalp hızı düzeltilmiş QT aralığı (QTc) uzamasının GRACE risk skoruna eklen-mesinin, ST-segment elevasyonu olmayan akut koroner sendromlu (NSTE-AKS) hastalarda erken mortalite için prediktif değeri iyileştirip iyileştirmediğini değerlendirmeyi amaçlamıştır.

Yöntemler: Ocak 2017 ile Temmuz 2019 arasında ardışık NSTE-AKS hastaları için veri tabanımızı geriye dönük olarak taradık. Demografik ve klinik parametreler çizelge incelemesi yoluyla elde edildi. Tüm elektrokardiyogramlar 2 doktor tarafından incelendi. QT aralığı tanjant yöntemi kullanılarak ölçüldü. Erken ölüm, hastanede kalış sırasında veya taburcu olduktan sonraki 30 gün içinde gözlenen tüm nedenlere bağlı ölüm olarak tanımlandı.

Bulgular: Çalışma popülasyonu 283 hastadan oluşuyordu, 17 erken ölüm vardı. QTc aralığı uzamış olan 59 hastanın onu öldü (%16.9, P <.001). Hem GRACE risk skoru (olasılık oranı: 1.032; %95 GA: 1.012 1.053; P =.002) hem de QTc aralığı (olasılık oranı: 1.026; %95 GA: 1.007-1.045; P = 0.007) bağımsız olarak erken mortaliteyi öngördü. Değerin altında kalan alan sadece QTc aralığı için 0.769 (%95 CI: 0.674-0.863, P <.001) ve sadece GRACE riski skoru için 0.780 (%95 CI: 0.681-0.878; P <.001) idi. Ancak QTc aralığı ve GRACE risk skoru birleştirildiğinde 0.808 (%95 CI: 0.713-0.904, P <.001) bulundu.

Sonuç: Bu çalışma, QTc aralığı uzama ve GRACE risk skorunun bağımsız olarak erken mortaliteyi öngördüğünü ve bu 2 faktörün bir kombinasyonunun NSTE-AKS’lu hastalarda erken mortalite için prediktif değeri iyileştirebileceğini bildiren ilk çalışmadır.
Objective: Cardiovascular diseases still play an important role in public health and epidemiology as the leading cause of death worldwide. Ischemic heart disease is the most common reason in this group. This study aims to analyze the latest trends in ischemic heart disease mortality rates in Turkey by age, gender, and region using the Turkish Statistical Institute mortality data and evaluate the results.

Methods: We have obtained ischemic heart disease mortality data (2009-2019, in 12 regions) for Turkey from the mortality database of the Turkish Statistical Institute. Joinpoint analysis was used to estimate the annual percentage change and average annual percentage change to identify significant changes in trends.

Results: The mean mortality rate for ischemic heart disease in Turkey was in an increasing trend from 2009 to 2019 (annual percentage change = 1.7 (−0.8; 4.3), P =.166). This increase was more pronounced in women (annual percentage change = 2.2 (−0.7; 5.2), P =.121) compared to men (annual percentage change = 1.4 (−1.1; 3.9), P =.235). When the period between 2015 and 2019 was evaluated, it was determined that ischemic heart disease mortality was in a decreasing trend in the groups over 65 years of age. The death rate due to ischemic heart disease is almost 2 times higher in men than in women in Turkey, and this rate ratio is highest in the Istanbul region.

Conclusion: Although ischemic heart disease mortality trends have decreased globally, our country’s average is still on an increasing trend. However, significant decreases have been observed in ischemic heart disease mortality rates, especially in the group over 65 years of age, in the last 5 years.

REVIEW
8.The Role of Non-Vitamin K Antagonist Oral Anticoagulants (NOACs) in Atrial Fibrillation: Treatment Management Based on Patient and Drug Characteristics
Asim Oktay Ergene, Dursun Aras, Cihangir Kaymaz, Ethem Murat Arsava, Can Gönen, Erdem Gürkaş, Uğur Arslan, Göksel Çağırıcı, Serkan Çay, Mustafa Kılıçkap, Selçuk Kanat, Ebru Özpelit, Fahriye Vatansever, Kadriye Kılıçkesmez
doi: 10.5543/tkda.2022.21191  Pages 356 - 370
Türkiye verileri atriyal fibrilasyon hastalarının yeterli antikoagulan tedavi alma oranlarının; tedaviye uyum problemleri, kılavuz önerilerinin gerektiği gibi takip edilmemesi, yeni ilaçların kullanımına negatif bakış açısı, ilaç maliyetleri ve ödeme koşulları gibi nedenlerden dolayı diğer ülkelere kıyasla daha az olduğunun altını çizmektedir. Bu yayının amacı global ve ulusal yayınları non-vitamin K Antagonisti oral antikoagülanların ve atriyal fibrilasyon hastalarının farklı özellikleri odağında gözden geçirerek, Türkiye’deki hekimlere multisidipliner bakış açısıyla hasta özelliklerine uygun non-vitamin K Antagonisti oral antikoagülan seçimlerinde yol gösterebilecek güncel ve kapsamlı bir kaynak sunmaktır. Türkiye’deki üniversite ve eğitim araştırma hastanelerinde görev yapan, atriyal fibrilasyon ve non-vitamin K Antagonisti oral antikoagülan tedavilerinde deneyim sahibi, bir gastroenteroloji, iki nöroloji ve on bir kardiyoloji uzmanı üç ayrı toplantıda bir araya geldi, derleme çalışmasında irdelenecek konu başlıkları belirleyip ardından sistematik literatür taramasının sonuçlarını değerlendirerek çalışmayı gerçekleştirdi. Farmakolojik yapıları, klinik çalışma ve gerçek yaşam verileri ile non-vitamin K Antagonisti oral antikoagülanların farklı özelliklere sahip oldukları ortaya konuldu. Hastalara ait inme ve kanama risklerinin, böbrek ve karaciğer fonksiyonlarının, atriyal fibrilas yona eşlik eden diğer hastalıkların ve eş zamanlı kullanılan çeşitli tedavilerin non-vitamin K Antagonisti oral antikoagülan tedavilerinden elde edilecek faydaları etkileyebileceği görüldü. Türkiye’deki non-vitamin K Antagonisti oral antikoagülan kullanan atriyal fibrilasyon hastalarının diğer ülkelerdeki hastalara göre daha genç bir yaş ortalamasına sahip olduğu bunun yanısıra atriyal fibrilasyona eşlik eden kardiyovasküler hastalıklarının da daha fazla olduğu gözlemlendi. Mevcut kanıtlar ışığında ve güncel kılavuzlara uygun olarak yapılacak non-vitamin K Antagonisti oral antikoagülan seçimi atriyal fibrilasyon hastalarına anlamlı faydalar sağlayacaktır.
Data from Turkey revealed that atrial fibrillation patient percentage under adequate anti-coagulation in Turkey is less than that in other countries due to multiple parameters such as treatment adherence problems, failure to follow guideline recommendations, negative perspective on the use of new drugs, drug costs, and payment conditions. The aim of this article is to provide physicians with a compiled resource that focuses on the differences between non-vitamin K antagonist oral anticoagulants and heterogeneity of atrial fibrillation patients by reviewing the global and national data from a multidisciplinary perspective and provide guidance on the choice of non-vitamin K antagonist oral anticoagulants in atrial fibrillation patients. A gastroenterologist, 2 neurologists, and 11 cardiologists from university and training and research hospitals in Turkey who are experienced in atrial fibrillation and non-vitamin K antagonist oral anticoagulant treatments gathered in 3 separate meetings to identify the review topics and evaluate the outcomes of the systematic literature search. Based on the pharmacological characteristics, clinical studies, and real-world data comparisons, it has been revealed that non-vitamin K antagonist oral anticoagulants are not similar. Thromboembolism and bleeding risks, renal and hepatic functions, coexisting conditions, and concomitant drug usage have been shown to affect the levels of benefits gained from non-vitamin K antagonist oral anticoagulant in atrial fibrillation patients. Although Turkish patients with atrial fibrillation have been observed to be younger, they are more likely to have coexisting cardiovascular conditions compared to the atrial fibrillation patients in other countries. Selection of an appropriate non-vitamin K antagonist oral anticoagulant in line with the available evidence and recent guidelines will provide substantial benefits to atrial fibrillation patients.

CASE REPORT
9.Cardiac Hydatid Disease and Peritoneal Tuberculosis Coexistence
Deniz Mutlu, Utku Raimoğlu, Murat Çimci, Suat Nail Ömeroğlu, Eser Durmaz, Barış Ikitimur, Bilgehan Karadağ
doi: 10.5543/tkda.2022.21244  Pages 371 - 373
Hidatik kist, Ekinokokus granulosus sebep olduğu bir parazitik enfeksiyondur. Tüberküloz ve kardiyak hidatik kist birlikteliği oldukça nadir olup genellikle gelişmekte olan ülkelerde görülmektedir. Bu yazıda, kardiyak ve gastrointestinal semptomlarla çıkan kardiyak kist hidatik ve peritoneal tüberküloz birlikteliği olan nadir bir vaka tarif edilmektedir.
Hydatid cyst is a parasitic infection caused by Echinocococcus granulosus. The coexistence of tuberculosis and cardiac hydatid cyst is extremely rare and generally seen in developing countries. Here, we describe a unique case of a patient presenting with cardiac and gastrointestinal symptoms, who has coexistence of cardiac hydatid cyst and peritoneal tuberculosis.

10.Isolated Cardiac Sarcoidosis in a Patient with a Rare Coronary Anomaly Presenting with MINOCA and Heart Block: The Devil Is in the Detail
A Shaheer Ahmed, Gautam Sharma, Ram Manohar
doi: 10.5543/tkda.2022.21274  Pages 374 - 377
Orta yaşlı, premenopozal bir kadın hasta, nefes darlığı ve senkop ile başvurdu. Geçmişte kardiyak enzim yüksekliği ile akut başlangıçlı göğüs ağrısı öyküsü, ekokardiyografide bölgesel duvar hareket anormalliği ve anjiyogramda koroner anomalisi vardı. Koroner arter hastalığı vakası olarak tedavi ediliyordu. Mevcut değerlendirmede, EKG’de aralıklı 2: 1 AV bloklu sağ dal bloğu (RBBB) ve ekokardiyografide orta derecede LV sistolik disfonksiyonu olan hiperekoik ve hipokinetik interventriküler septum vardı. Koroner anjiyogramda, RCA ostial atrezili hiperdominant LAD görüldü. Hastaya MRI’da epikardiyal geç gadolinyum kontrastlanması (LGE) ve 68-Galyum DOTANOC PET taramasında artan tutuluma dayalı olarak kardiyak sarkoidoz tanısı kondu. Hastaya çift odacıklı ICD implantasyonu yapıldı ve ardından steroid başlandı.
A middle-aged pre-menopausal female presented with shortness of breath and syncope. She had a past history of acute onset chest pain with elevated cardiac enzyme, regional wall motion abnormality on echocardiography, and a coronary anomaly in angiogram. She was being treated as a case of coronary artery disease. On current evaluation, she had right bundle branch block with intermittent 2: 1 AV block on ECG and a hyperechoic and hypo-kinetic interventricular septum with moderate left ventricular systolic dysfunction on echo-cardiography. Coronary angiogram revealed hyperdominant left anterior descending with right coronary artery ostial atresia. The patient was diagnosed to have cardiac sarcoidosis on the basis of epicardial late gadolinium enhancement (LGE) on MRI and increased use of 68-Gallium DOTANOC PET scan. Patient underwent dual-chamber ICD implantation and then steroids were started.

EXPERT OPINION
11.Pre-Discharge and Post-Discharge Management and Treatment Optimization in Acute Heart Failure
Yüksel Çavuşoğlu, Hakan Altay, Sanem Nalbantgil, Ahmet Temizhan, Mehmet Birhan Yılmaz
doi: 10.5543/tkda.2022.22329  Pages 378 - 394
Akut kalp yetersizliği (KY), hızlı müdahale ve erken tedavi başlanması ve yoğunlaştırmasını gerektiren, mortalite ve tekrar hastaneye yatış oranları yüksek bir klinik tablodur. Ölüm ve tekrar hastaneye yatış riski taburculuk sonrası erken dönemde, özellikle ilk 3-6 ay içinde en yüksek düzeyde olup, sonraki dönemde giderek azalır ve bu dönem akut KY sonrası hassas dönem olarak adlandırılır. Bu nedenle kılavuz temelli optimal medikal tedavi sadece akut KY’nin akut fazı için değil aynı zamanda taburculuk öncesi ve sonrası dönem içinde oldukça önemlidir. Taburculuk öncesi dönem; konjesyonun elimine edilmesi, komorbiditeler veya tetikleyici faktörlerin tedavisi ve taburculuk öncesi oral tedavinin başlanması veya uptitre edilmesi için bir fırsat penceresi sunar. Taburculuk sonrası erken dönemde, klinik ve laboratuvar sonuçlarına göre tedavinin ileri optimizasyonunun 30 günlük tekrar hastaneye yatışları azalttığı gösterilmiştir. Ancak klinik uygulamada genelde klinisyenler akut KY’nin intravenöz medikasyon veya kısa dönem cihaz tedavisi gerektiren akut fazına odaklanmakta, kısa ve uzun dönem kapsamlı yaklaşımları göz ardı etmektedir. Bu belge; taburculuk öncesi ve taburculuk sonrası ölüm ve tekrar hastaneye yatışları azaltmaya yardımcı olan yönetim stratejilerini, KY’de bütünsel yaklaşımlara adaptasyon, kanıta dayalı tedavi optimizasyonu, kardiyak ve nonkardiyak komorbiditelerin kontrolü, hasta bakımının düzeltilmesi, monitörizasyonu ve hastalık yönetimi temelinde gözden geçirmektedir.
Acute heart failure is associated with high mortality and rehospitalization rates and required urgent evaluation and early initiation or intensification of therapy. The risk of death and heart failure rehospitalization is greatest in the early post-discharge period, particularly within the first 3-6 months, and declines over time, which is referred as a vulnerable period of acute heart failure hospitalization. Therefore, implementation of guidelines-directed optimal therapy is not only so crucial in the acute phase but also very important in the pre-discharge and early post-discharge period in reducing mortality and rehospitalization rates. The pre-discharge period represents a window of opportunity for treatment optimization which includes to eliminate congestion, to treat comorbidities or precipitating factors, and to initiate or uptitrate oral therapy before discharge. Early assessment in the post-discharge period based on clinical evaluation and laboratory exams, further optimization of disease-modifying therapy is associated with lower 30-day hospitalization for heart failure. In clinical practice, clinicians usually focus on acute phase intravenous medications and short-term device therapies and, in fact, neglect short- and long-term comprehensive approaches. This paper reviews management strategies that may help reduce mortality and heart failure rehospitalizations in pre-discharge and post-discharge periods and include adopting holistic approaches for heart failure, increasing optimization of evidence-based therapies, treating cardiac and noncardiac comorbidities, improving care transitions, monitoring, and disease management.

CASE IMAGE
12.Right Coronary Artery Agenesis with Superdominant Left Circumflex Artery Diagnosed by CT Angiography
François Le Moigne, Cyrielle Genicon
doi: 10.5543/tkda.2022.22431  Pages 395 - 396
Abstract | English Full Text

13.Is the PFO Tunnel a Gate or a Source of the Thrombus?
Arda Güler, Alkım Ateşli, Tuğba Aktemur, Kadriye Memiç Sancar, Gamze Babur Güler
doi: 10.5543/tkda.2022.22447  Pages 397 - 398
Abstract | English Full Text

LETTER TO EDITOR
14.Progress in 2-Stent Strategies of True Left Main Bifurcation Lesions
Ahmet Güner, Fati&775;h Uzun, Ahmet Yaşar Çizgici, Serkan Kahraman, Alkım Ateşli
doi: 10.5543/tkda.2022.22507  Pages 399 - 401
Abstract | English Full Text

LETTER TO THE EDITOR REPLY
15.Answer regarding: Prognostic Impact of New Onset Atrial Fibrillation After Single or Double Stent Left Main Bifurcation PCI
Gianluca Rigatelli, Marco Zuin, Claudio Picariello, Filippo Gianese, Gianni Pastore, Enrico Baracca, Francesco Zanon, Loris Roncon
doi: 10.5543/tkda.2022.22000  Page 401
Abstract | English Full Text

OTHER ARTICLES
16.Comments on Cardiology
Ertan Ural
Page 402
Abstract |Full Text PDF

ERRATUM
17.Erratum

doi: 10.5543/tkda.2022.E101  Page 403
Abstract | English Full Text



Journal Metrics

Journal Citation Indicator: 0.18
CiteScore: 1.1
Source Normalized Impact
per Paper:
0.22
SCImago Journal Rank: 0.348

Quick Search



Copyright © 2024 Archives of the Turkish Society of Cardiology



Kare Publishing is a subsidiary of Kare Media.