Archives of the Turkish Society of Cardiology - Turk Kardiyol Dern Ars: 49 (1)
Volume: 49  Issue: 1 - January 2021
PERSPECTIVE
1.Human papillomavirus infection and cardiovascular disease: A topic of interest for researchers
Ahmed Mohammed Awadallah, Abdulhalim Jamal Kinsara
PMID: 33390578  doi: 10.5543/tkda.2020.37963  Pages 1 - 3
Abstract | English Full Text

EDITORIAL COMMENT
2.Left main coronary disease percutaneous coronary intervention: The quest to reconcile the inconsistencies
Juan F. Iglesias, Sophie Degrauwe
PMID: 33390584  doi: 10.5543/tkda.2020.96461  Pages 4 - 7
Abstract | English Full Text

ORIGINAL ARTICLE
3.The impact of coronary artery disease severity on long-term outcomes in unprotected left main coronary artery revascularization
Serkan Kahraman, Hicaz Zencirkiran Agus, Gökhan Demirci, Cemil Can, Ali Rıza Demir, Ahmet Güner, Ali Kemal Kalkan, Fatih Uzun, Mehmet Ertürk, Mustafa Yıldız
PMID: 33390575  doi: 10.5543/tkda.2020.20576  Pages 8 - 21
Amaç: Sol ana koroner arter hastalığının optimal tedavisi halen tartışmalıdır. Çalışmamızdaki amacımız sol ana koroner arter hastalığına perkütan koroner girişim (PKG) uygulanan hastalardaki uzun dönem prognostik belirteçleri ve bu popülasyondaki koroner arter hastalığı (KAH) yaygınlığının rolünü incelemektir.

Yöntemler: Toplam 60 adet ardışık sol ana koroner artere PKG uygulanan hasta çalışmamıza dahil edildi. SYNTAX skoru (SS), SS II ve rezidüel SS (rSS) yanı sıra bazal demografik ve klinik değişkenler kayıt edildi. Çalışmamızın birincil sonlanım noktaları tüm nedenlere bağlı ölüm, işleme bağlı olmayan miyokart enfarktüsü (ME) ve inmedir. Hastalar daha sonra 2 gruba ayrıldı: Kompozit sonlanım noktası olmayan hastalar (Grup 1) ve kompozit sonlanım noktasına sahip olanlar (Grup 2).

Bulgular: Altmış hastanın 15’i (%25) kadın olup ortalama yaş 59.8±14.7 idi. Ortanca takip süresi 25 (dağılım, 12–33 ay) aydı. Birincil kompozit sonlanım kriterleri 16 hastada (%26.7) görülmüş olup 10 hastada (%16.7) hastada mortaliteyi, 4 hastada (%6.6) ME’yi ve 2 hastada (%3.3) inmeyi içermektedir. Hedef damar revaskülarizasyonu 3 hastada (%5) uygulanmıştır. Ortanca SYNTAX skoru (Grup 1: 19.9±9.8; Grup 2: 26.8±12.2, p=0.029), SYNTAX II PKG skoru [Grup 1: 27.7 (dağılım, 17.7–36.8); Grup 2: 34.2 (dağılım, 27.9–55.2), p=0.030] ve rSS [Grup 1: 0 (dağılım, 0–5); Grup 2: 12.5 (dağılım, 3.5–22.5), p=0.001] birleşik sonlanımları olan hastalarda daha yüksektir. Ayrıca kreatinin (odds oranı [OR]=13.098; %95 güven aralığı [GA]=1.471–116.620; p=0.021), postdilatation yapılmaması (OR=8.340; %95 GA=1.230–56.570; p=0.030) ve rSS (OR=1.157; %95 GA=1.024–1.307; p=0.019) birincil birleşik sonlanımlar için bağımsız ön gördürücüler olarak saptandı.

Sonuç: KAH yaygınlığının sol ana koroner artere PKG uygulanan hastalarda mortalite, ME ve inme üzerine prognostik değeri vardır. Artmış başlangıç SS ve işlem sonrası rezidüel SS’leri olumsuz kardiyovasküler sonlanımlar ile ilişkilidir. rSS ayrıca MACCE ve mortalitenin bağımsız öngördürücüsüdür.
Objective: The optimal treatment modality for left main coronary artery (LMCA) disease is still controversial. The aim of this study was to investigate long-term prognostic determinants of percutaneous coronary intervention (PCI) for LMCA disease and the role of coronary artery disease (CAD) severity in this population.

Methods: A total of 60 consecutive patients who underwent LMCA PCI were enrolled in this study. Baseline demographic and clinical variables were recorded, as well as the SYNTAX score (SS), SS II, and residual SS (rSS). The primary endpoints of the study were all-cause death, non procedural myocardial infarction (MI), and stroke. The patients were then divided into 2 groups: patients without a composite endpoint (Group 1) and those with a composite endpoint (Group 2).

Results: Of the 60 patients, 15 (25%) were female and the mean age was 59.8±14.7 years. The median follow-up time was 25 months (range: 12–33 months). A primary composite endpoint was observed in 16 patients (26.7%): mortality occurred in 10 patients (16.7%), 4 (6.6%) experienced MI, and stroke was seen in 2 patients (3.3%). Target vessel revascularization was performed in 3 patients (5%). The mean SYNTAX score (Group 1: 19.9±9.8; Group 2: 26.8±12.2; p=0.029), SS II PCI (Group 1: 27.7 [range: 17.7–36.8]; Group 2: 34.2 [range: 27.9–55.2]; p=0.030) and rSS (Group 1: 0 [range: 0–5]; Group 2: 12.5 [range: 3.5–22.5]; p=0.001) were higher in patients with a composite endpoint. Additionally, creatinine (odds ratio [OR]: 13.098; 95% confidence interval [CI]: 1.471–116.620; p=0.021), non-postdilatation (OR: 8.340; 95% CI: 1.230–56.570; p=0.030), and rSS (OR: 1.157; 95% CI: 1.024–1.307; p=0.019) were independent predictors of a primary composite endpoint.

Conclusion: CAD severity has prognostic value for mortality, MI, and stroke in patients who undergo unprotected LMCA PCI. An increased initial SS and post-procedural rSS were related to adverse cardiovascular outcomes. The rSS was also an independent predictor of major adverse cardiac and cerebrovascular events and mortality.

4.Transcatheter mitral valve-in-valve implantation for failed bioprosthesis
Tahir I Mohamed, Abdulaziz A. Binzaid, Ali Almasood, Omar J. Baqal, Ziad Dahdouh, Karim Belhaj, Hussameddin T. Alhennawi., Jehad A. Al Buraiki, Hani S. Al-sergani
PMID: 33390572  doi: 10.5543/tkda.2020.07893  Pages 22 - 28
Amaç: Bu çalışma, transapikal mitral kapak-içi-kapak (VIV) replasman operasyonunun klinik ve ekokardiyografik sonuçlarını paylaşmayı amaçlamaktadır.

Yöntemler: Başarısız biyoprotez nedeniyle aynı kurumda transapikal mitral VIV implantasyonu yapılan ve ortalama yaşları 63.7±13.0 olan 11 hasta bu çalışmaya dahil edilmiştir. Göğüs Cerrahisi Derneği’nin ortalama %14.2±%17.6 ve Avrupa Kardiyak Operatif Risk Değerlendirme Sistemi (EuroSCORE II)’nin ortalama %10.5±6.1 olarak belirlediği mortalite riski uyarınca tüm hastalar cerrahi müdahale açısından yüksek riskli hasta grubunda değerlendirilmiştir.

Bulgular: Transapikal mitral VIV implantasyonu tüm hastalarda başarıyla gerçekleşti. Edwards, Sapien XT ve Sapien 3 kapakları (Edwards Lifesciences Corp., Irvine, CA, ABD) sırasıyla 8 (%73), 2 (%18) ve 1 (%9) hastada kullanıldı. Altı (%55) hastada 26 numara ve 5’inde de (%45) 29 numara kapak kullanıldı İşlemin sonunda hastaların tamamında (11, %100) mitral regürjitasyon (MR) ya da buna ilişkin bir bulgu kalmadı. Hastanede kalış süresi ortalama 19±8.0 gündü. Sağkalım 14. günde sağ kalım oranı %100 ve 30 gün ve 4 yılda %90 olarak gerçekleşti. Çoklu organ yetersizliğinden dolayı bir hasta 16. günde yoğun bakım ünitesinde hayatını kaybetti. Perkütan kapak boyunca ortalama mitral kapak gradiyanı 2.26±1.047 mmHg ve ortalama kapak alanı 2.20±0.14 cm2 idi. Dört yıllık takip süresince geriye kalan 10 hasta kalp yetersizliğinden dolayı yeni başvuru olmaksızın New York Kalp Derneği Kalp Yetmezliği sınıflandırmasında Sınıf II’ye yükseldi. Tüm hastalar, 2–3 uluslararası normalleştirilmiş oran hedefiyle coumadin kullanmaktaydı.

Sonuç: Yüksek riskli hastalarda, transapikal mitral VIV implantasyonu yüksek başarı oranıyla gerçekleştirilebilir ve klinik sonuçlarda önemli bir iyileşme sağlanabilir.
Objective: This study is a report of clinical and echocardiographic outcomes of experience with transapical mitral valve-in-valve (VIV) replacement.

Methods: Eleven patients with a mean age of 63.7±13.0 years who underwent transapical mitral VIV implantation for a failed bioprosthesis at a single institution were enrolled. All of the patients were considered high-risk for surgical intervention, with a Society of Thoracic Surgery predicted risk of mortality of 14.2±17.6%, and a mean European System for Cardiac Operative Risk Evaluation (EuroSCORE II) of 10.5±6.1%.

Results: Transapical mitral VIV implantation was successful in all of the patients. Edwards, Sapien XT and Sapien 3 valves (Edwards Lifesciences Corp., Irvine, CA, USA) were used in 8 (73%), 2 (18%), and 1 (9%) patients, respectively. Size 26 valves were used in 6 (55%) patients while size 29 valves were used in 5 (45%) patients. All of the patients (11, 100%) had no or only trace mitral regurgitation at the end of the procedure. The mean length of hospital stay was 19±8.0 days. The survival was 100% at 14 days, and 90% at 30 days and at 4 years. One patient died as a result of multiorgan failure on day 16 of intensive care unit stay. The mean mitral valve gradient across the percutaneous valve was 2.26±1.047 mmHg, and the mean valve area was 2.20±0.14 cm2. Through the 4 years follow up, the New York Heart Association class of the 10 patients remaining improved to class II with no readmission for heart failure. All of the patients were on coumadin with a target international normalized ratio of 2–3.

Conclusion: In high-risk patients, transapical mitral VIV implantation can be performed with a high success rate and considerable improvement in clinical status.

5.Long-term follow-up outcomes in a real-world study cohort after percutaneous patent foramen ovale closure
Ahmet Hakan Ateş, Hikmet Yorgun, Uğur Canpolat, Yusuf Ziya Şener, Metin Okşul, Ergun Barış Kaya, Mehmet Levent Şahiner, Mehmet Akif Topcuoğlu, Ethem Murat Arsava, Kudret Aytemir
PMID: 33390571  doi: 10.5543/tkda.2020.06699  Pages 29 - 39
Amaç: Patent foramen ovale’nin (PFO) perkütan kapatılması, son yıllarda sıkça uygulanan bir işlemdir. Bu çalışmamızda, Occlutech Figulla ve Amplatzer cihazları ile PFO kapama işleminin uzun dönem güvenliliği ve etkinliğini araştırdık.

Yöntemler: Çalışmaya 2003–2019 yılları arasında perkütan PFO kapama işlemi yapılan 305 hasta (%43.6 erkek, ortalama yaş: 43.25±10.98 yıl) dahil edildi. Nükseden serebrovasküler olayı (SVO) tahmin eden RoPE (Risk of Paradoxical Embolism) skoru hesaplandı. İşlemler sırasında transtorasik ekokardiyografi kullanıldı.

Bulgular: Tüm hastalara cihazlar başarı ile implante edildi. Hastane içi komplikasyon 5 hastada (1 hastada supraventriküler taşikardi, 1 hastada atriyal fibrilasyon ve 3 hastada femoral hematom) gelişti. Ortalama işlem süresi sırasıyla 21.92±2.93 dakika, floroskopi süresi 2.19±0.24 dakika saptandı. Nükseden iskemik inme ya da geçici iskemik atak 85.77 (25.-75. yüzdelik dilim: 10.21–108.00 ay) aylık takip süresince 7 (%2.2) hastada gelişti. RoPE skoru nükslü serebrovasküler olayı olan hastalarda asemptomatik vakalara göre belirgin olarak daha düşüktü (p<0.001). Kaplan-Meier analizinde nükseden iskemik inme açısından cihazlar arasında fark tespit edilemedi (Amplatzer cihazı kolunda %2.4; Occlutech Figulla cihazı kolunda %3.3, log rank, p=0.642).

Sonuç: Perkütan PFO kapama işlemi güvenli, makul ve efektif bir işlemdir. Çalışmamız, transözofajiyal ekokardiyografiye göre işlem süresini kısaltan transtorasik ekokardiyografinin PFO kapama işleminde güvenli ve etkili olduğunu göstermiştir. RoPE skoru nükseden iskemik serebrovasküler olay ile ilişkilidir.
Objective: In recent years, percutaneous closure of a patent foramen ovale (PFO) has gained widespread use. This study is an evaluation of the safety and efficacy of the Figulla and Amplatzer devices for PFO closure, including long-term follow-up results.

Methods: A total of 305 patients (43.6% male; mean age: 43.25±10.98 years) who underwent percutaneous PFO closure between 2003 and 2019 were enrolled. The Risk of Paradoxical Embolism (RoPE) score was calculated to predict the recurrence risk of cerebrovascular events due to PFO. Transthoracic echocardiography was used during the procedure.

Results: The devices were successfully implanted in all patients. The in-hospital periprocedural complications recorded were atrial fibrillation in 1 patient (0.3%), supraventricular tachycardia in 1 patient (0.3%), and femoral hematoma in 3 patients (1%). The procedure time and fluoroscopy time was 21.92±2.93 minutes and 2.19±0.24 minutes, respectively. Recurrent ischemic stroke or transient ischemic attack (TIA) was observed in 7 (2.2%) patients during the median 85.77 months (25th-75th percentile: 10.21–108.00 months) follow-up. The RoPE score was significantly lower in patients with recurrent ischemic cerebral event (stroke or TIA) compared with asymptomatic patients (p<0.001). Kaplan-Meier curve analysis revealed that there was no significant difference between PFO device types (Amplatzer: 2.4% vs. Figulla: 3.3%) in terms of recurrent ischemic cerebral events during follow-up (log-rank; p=0.642).

Conclusion: Percutaneous PFO closure was safe, feasible, and effective. Our study confirmed the efficacy and safety of transthoracic echocardiogram guidance during percutaneous closure of PFO, which shortens the procedure time. A lower RoPE score was related to the recurrence risk of ischemic cerebrovascular events.

6.Long-term outcomes of Absorb bioresorbable vascular scaffold using predilation, sizing, and postdilation protocol in a real-world patient population
Sinem Çakal, Beytullah Çakal, Oğuz Karaca, Bilal Boztosun
PMID: 33390583  doi: 10.5543/tkda.2020.99249  Pages 40 - 50
Amaç: Eriyebilen vasküler çatı (EVÇ), ilaç kaplı stent teknolojisinde en heyecan verici gelişme olarak son yıllarda ön plana çıkmış fakat artmış tromboz komplikasyonları nedeniyle hayal kırıklığı yaşatmıştır. Bu çalışmada, çok büyük oranda predilatasyon-uygun çap postdilatasyon protokolü’ne uyarak Absorb EVÇ yerleştirilen hasta grubunda uzun dönem klinik sonuçlar araştırılmıştır.

Yöntemler: Bu geriye dönük çalışmaya 150 Absorb EVÇ yerleştirilen toplam 110 hasta dahil edildi. Uzun dönem takipte kardiyak ölüm, hedef damar miyokart enfarktüsü (ME), hedef lezyon revaskülarizasyonu olarak tanımlanan majör kardiyovasküler olaylar (MKO) değerlendirildi.

Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların %80’i erkek, ortalama yaş 60±11.3 yıldı. En sık tanı %84 kararlı anjinaydı. Ortanca takip süresi 53 aydı (aralık 46–59 ay). Hastaların predilatasyon, postdilatasyon oranları sırasıyla %100, %95’ti. Dört yıllık takipte MKO oranı %20 bulundu. Hastaların 3’ünde (%2.7) kardiyak ölüm, 9’unda (%8.2) hedef damar ME ve 20’sinde (%18.2) hedef lezyon revaskülarizasyonu mevcuttu. Kesin çatı trombozu 6/110 (%5.5) hastada gözlemlendi. Bir hastada 47. ayda çok geç dönem çatı trombozu izlendi. Küçük BVS çapı (2.5 mm) MKO’ların en güçlü öngördürücüsü saptandı (p=0.05).

Sonuç: Absorb EVÇ, uygun yerleştirme protokolüne rağmen, artmış geç ve çok geç dönem çatı trombozunu da içeren olumsuz olaylarla ilişkilidir.
Objective: Bioresorbable vascular scaffolds (BVSs) have been a disappointment in the evolution of drug-eluting stents used in percutaneous coronary intervention because an excessive number of thrombotic complications have been reported. The aim of this study was to evaluate long-term clinical outcomes of the Absorb BVS in patients treated using a predilation, proper sizing, and post-dilation implantation technique.

Methods: The records of 110 patients who had a total of 150 Absorb BVSs implanted were retrospectively analyzed. The rate of major adverse cardiovascular events (MACEs), defined as the composite of cardiac death, target vessel myocardial infarction (MI), and target-lesion revascularization were studied using quantitative coronary angiography.

Results: Of the study population, 80% were male and the mean age was 60±11.3 years. The most common diagnosis was stable angina (84%). The median length of follow-up was 53 months (range: 46–59 months). The rate of predilation and postdilation was 100%, and 95%, respectively. The 4-year rate of MACEs was 20%: cardiac death in 3 patients (2.7%), target vessel MI in 9 (8.2%), and target lesion revascularization in 20 (18.2%). Definite device thrombosis occurred in 6 of 110 patients (5.5%). One case of very late scaffold thrombosis was observed at 47 months. A small BVS diameter (2.5 mm) was found to be the most powerful independent predictor of a MACE (p=0.05).

Conclusion: The Absorb BVS was associated with an increased risk of adverse events, including late and very late device thrombosis, despite the use of a good implementation protocol.

7.The role of probucol preventing contrast-induced nephropathy in patients undergoing invasive coronary procedures – Systematic review and meta-analysis of randomized controlled trials
Raymond Pranata, Emir Yonas, Rachel Vania, Antonia Anna Lukito
PMID: 33390574  doi: 10.5543/tkda.2020.14568  Pages 51 - 59
Amaç: Bu meta-analizin amacı, koroner anjiyografi (KAG) / perkütan koroner girişim (PKG) uygulanan hastalarda, probukolün kontrast madde nefropatisi (KMN) insidansı üzerindeki etkisine ilişkin en son bulguları bir araya getirmektir.

Yöntemler: KAG/PKG uygulanan hastalarda probukol ve KMN’ni değerlendiren çalışmaların derlenmesine yönelik olarak PubMed, ScienceDirect, EuropePMC, ProQuest ve Clinical-trials.gov’da sistematik bir literatür taraması yapılmıştır.

Bulgular: Probukolü sadece hidrasyonla karşılaştıran ve 1270 denekten oluşan dört çalışma saptanarak analiz edildi. Temel kreatinin seviyesinde ve 48 saatte probukol ve kontrol grupları arasında anlamlı bir fark olmadığı; ancak 72 saatte önemli bir fark olduğu görülmüştür (ortalama fark: -3.87μmol/L; %95 güven aralığı [GA]: -6.58, -1.15; p=0.005). Metaanalizde, probukolün KMN insidansını azaltmadığı saptandı (olasılık oranı [OR]: 0.46; %95 GA: 0.20, 1.08; p=0.08). Çalışmalardan birini dışarıda bırakan bir duyarlılık analizinin yapılmasından sonra, daha düşük bir KMN riski sonucunu elde edildi (OR: 0.33; %95 GA: 0.19, 0.56; p<0.001). Probucol, havuzlanmış düzeltilmiş bir etki tahmininde CIN insidansını azaltmamıştır (OR: 0.75; %95 GA: 0.15, 3.87; p=0.73). İki grup arasında majör istenmeyen olayların oranında anlamlı bir fark yoktu (OR: 0.39; %95 GA: 0.05, 3.05; p=0.37). Huni saçılım grafiği sonuçlarının asimetrik olarak ortaya çıkması olası yayın yanlılığını göstermektedir. Öneri, Değerlendirme, Geliştirme ve Değerlendirme yeterliliğinin derecelendirilmesi, sırasıyla düzeltilmemiş ve düzeltilmiş etki tahminlerinde düşük ve çok düşük kesinlik göstermiştir.

Sonuç: Probukol, KMN insidansını azaltmamıştır; ancak kanıt kesinliğinin zayıf olmasından dolayı daha kesin bir sonuç elde edilmesi için daha fazla çalışmanın gerçekleştirilmesi gerekmektedir. P değeri istatistiksel olarak anlamlı olmamasına karşın, güven aralığı faydaya doğru anlamlı olmayan bir eğilim göstermiştir. Ancak, bu eğilimin yayın önyargısından kaynaklanması olasıdır.
Objective: The aim of this meta-analysis was to synthesize the latest evidence on the effect of probucol on the incidence of contrast-induced nephropathy (CIN) in patients undergoing coronary angiography (CAG)/percutaneous coronary intervention (PCI).

Methods: A systematic literature search of PubMed, ScienceDirect, EuropePMC, ProQuest, and Clinicaltrials. gov was performed to retrieve studies that assessed probucol and CIN in CAG/PCI.

Results: Four studies that compared probucol with hydration alone, comprising 1270 subjects, were identified and analyzed. There was no significant difference between probucol and control groups in the baseline level of creatinine and at 48 hours; however, a significant difference was observed at 72 hours (mean difference: -3.87 μmol/L; 95% confidence interval [CI]: -6.58, -1.15; p=0.005). The meta-analysis indicated that probucol did not reduce the CIN incidence (odds ratio [OR]: 0.46; 95% CI: 0.20, 1.08; p=0.08). After performing a leave-one-out sensitivity analysis, removal of a study resulted in a lower risk of CIN (OR: 0.33; 95% CI: 0.19, 0.56; p<0.001). Probucol did not reduce the CIN incidence in a pooled adjusted effect estimate (OR: 0.75; 95% CI: 0.15, 3.87; p=0.73). There was no significant difference in the rate of major adverse events between the 2 groups (OR: 0.39; 95% CI: 0.05, 3.05; p=0.37). Funnel plot results were asymmetrical, indicating possible publication bias. Grading of Recommendations, Assessment, Development and Evaluations qualification demonstrated a low and very low certainty of evidence in unadjusted and adjusted effect estimates, respectively.

Conclusion: Probucol did not reduce the incidence of CIN; however, due to the low certainty of evidence, further study is required for a definite conclusion. Although the p value was not significant, the confidence interval showed a nonsignificant trend toward benefit. However, this trend might have been due to publication bias.

8.Assessment of epicardial adipose tissue thickness and total calcium score in sarcoidosis patients
Mehmet Sait Altıntaş, Emine Altuntaş, Ferhat Eyyupkoca, Ibrahim Taşkın Rakıcı, Barış Demirkol, Erdoğan Çetinkaya, Turgut Karabag
PMID: 33390580  doi: 10.5543/tkda.2020.74670  Pages 60 - 66
Amaç: Epikardiyal yağ dokusu (EYD) kalınlığında ve total koroner arter kalsiyum skorunda (TKAKS) artış aterosklerozun bağımsız bir öngördürücüsüdür. Bu çalışmada, sarkoidoz hastalarında bilgisayarlı toraks tomografisi ile ölçülen EYD kalınlığında ve TKAKS’de artış olup olmadığı araştırılmak istendi.

Yöntemler: Çalışma geriye dönük olarak düzenlendi. Ocak 2011 ve Aralık 2018 arasında kardiyoloji ve göğüs hastalıkları polikliniğine dispne, göğüs ağrısı veya çarpıntı nedeniyle başvuran olgular tarandı ve transtorasik ekokardiyografi ve toraks bilgisayarlı tomografisi (BT) olanlar belirlendi. Bu olgular arasından sarkoidoz hastalığı yeni tespit edilen ve tedavi almayanlar ile sağlık sorunu tespit edilmeyenler çalışmaya alındı.

Bulgular: Çalışma 45 kontrol ve 78 sarkoidoz hastasından oluşuyordu. Kontrol grubunun yaş ortalaması 46.15±13.1 iken; sarkoidoz grubunun ise 46.26±12.37 idi ve gruplar arasında anlamlı bir fark yoktu (p>0.05). Gruplar açlık kan testleri, eritrosit sedimentasyon hızı (ESH), TKAKS ve EYD kalınlığı, C-reaktif protein (CRP) seviyesi, total kolesterol, düşük dansiteli lipoprotein (LDL), trigliserit, bakımından karşılaştırıldığında; sarkoidoz grubunda CRP ve EAT kalınlığının daha yüksek olduğu görüldü.

Sonuç: Sonuç olarak, bu çalışmada toraks BT ile hesaplanan EYD kalınlığının sarkoidoz hastalarında arttığı gösterildi. Fakat TKAKS açısından gruplar karşılaştırıldığında sonuçlar benzer bulunmuştur. Buna ek olarak EYD kalınlığı ile total kolesterol, trigliserit, CRP ve ESH arasında pozitif korelasyon saptandı. Bu sonuçlar aterosklerozun sarkoidoz hastalarında sağlıklı popülasyona göre daha erken başlayabileceğini işaret etmektedir.
Objective: Increased thickness of epicardial adipose tissue (EAT) and the total coronary artery calcium score (TCACS) are independent predictors of atherosclerosis. The aim of this study was to investigate whether EAT thickness, measured using thoracic computed tomography, and TCACS were greater in patients with sarcoidosis.

Methods: This was a retrospective study. The details of participants who presented at the cardiology and pulmonology outpatient clinics between January 2011 and December 2018 with dyspnea, chest pain, or palpitations from the hospital data system were reviewed. Patients with transthoracic echocardiography and thorax computed tomography (CT) (CT) records were identified, and those who were diagnosed with sarcoidosis, had no other health problems, and did not take any medication were included in the study.

Results: A total of 45 controls and 78 sarcoidosis patients were enrolled. The mean age of the controls was 46.15±13.1 years, while it was 46.26±12.37 years in the sarcoidosis group, which represented no significant difference between the groups (p>0.05). When the groups were compared in terms of a fasting blood test, erythrocyte sedimentation rate (ESR), TCACS, EAT thickness, levels of C-reactive protein (CRP), total cholesterol, low-density lipoprotein (LDL), and triglycerides, it was observed that CRP and EAT thickness were higher in the sarcoidosis group.

Conclusion: The results of this study indicated that the thickness of EAT calculated using thorax CT was greater in sarcoidosis patients; however, the TCACS was similar in both groups. In addition, there was a positive correlation between EAT thickness and the level of total cholesterol, LDL, triglycerides, CRP, and the sedimentation rate. These findings suggest that atherosclerosis may start earlier in those with sarcoidosis than in the healthy population.

CASE REPORT
9.T-stenting and small protrusion technique for left main coronary injury post Bentall procedure
Ziad Said Dahdouh
PMID: 33390581  doi: 10.5543/tkda.2020.84006  Pages 67 - 71
Koroner yaralanmalar aort kökü ameliyatlarında nadir de olsa, olası bir komplikasyondur. Bunun tedavisine yönelik geleneksel yöntem, yaralanan damardaki koroner butonun veya koroner arter baypas greftinin değiştirilmesi şeklindedir. Bu olguda, Bentall ameliyatı sonrası meydana gelen sol ana koroner arter yaralanmasında başarılı şekilde uygulanan perkütan stent işlemi ele alınmaktadır.
Coronary injury is a rare, but possible, complication of aortic root surgery. Conventional management may include modifying the coronary button or coronary artery bypass graft for the affected vessel. Described is a case of left main coronary artery injury occurring following a Bentall procedure successfully managed percutaneously with stenting.

10.Takotsubo syndrome early after treatment due to non cardiotoxic chemotherapy agents
Benay Özbay, Ecem Gürses, Hatice S Kemal, Evrim Şimşek, Hakan Kültürsay
PMID: 33390577  doi: 10.5543/tkda.2020.25590  Pages 72 - 75
Akut stres ile tetiklenen Takotsubo sendromu (TTS), akut miyokart enfarktsü ile sıklıkla karıştırılan, dramatik klinik seyri olan bir kardiyomiyopatidir. Son yıllarda kanser tedavisi alanındaki gelişmeler ile kansere bağlı morbidite ve mortalitede olumlu gelişmeler yaşanmıştır. Ancak, bazı kemoterapötik ilaçlara bağlı kardiyotoksisite gelişmekte ve kalp yetersizliği ve ölümcül ritim bozukluğuna yol açabilmektedir. Gemsitabin ve vinorelbin solid organ kanserlerinde tercih edilen kempoterapi ilaçlarıdır. Her iki kemoterapi ajanın doğrudan kardiyotoksisitesi ile ilgili literatürde veri bulunmamaktadır. Gemsitabine bağlı kardiyomiyopati gelişebileceğine dair sadece birkaç olgu sunumu mevcuttur. Burada, gemsitabin ve vinorebin sonrası ani gelişen TTS sendromu olgusu bildirilmiştir.
Takotsubo syndrome (TTS), acute stress-induced cardiomyopathy, is known to have a dramatic clinical presentation mimicking acute myocardial infarction. Recently developed chemotherapeutic drugs have resulted in improvements in morbidity and mortality in many forms of cancer. However, some chemotherapeutic drugs are cardiotoxic and may cause heart failure. Gemcitabine and vinorelbine are commonly used drugs for various solid organ neoplasms. While neither of these chemotherapeutic drugs has been directly associated with cardiotoxicity, there are a few case reports in the literature related to gemcitabine treatment- induced cardiomyopathy. This case report describes a case of TTS developing within hours of gemcitabine and vinorelbine chemotherapy.

11.Treatment with covered stent of giant femoral artery aneurysm causing deep vein thrombosis
Zeki Şimşek, Elnur Alizade, Ismail Balaban, Regayip Zehir, Ibrahim Akin Izgi, Selçuk Pala
PMID: 33390573  doi: 10.5543/tkda.2020.14092  Pages 76 - 79
Femoral arter anevrizmaları (FAA), tedavi edilmeyen olgularda tromboz, emboli ve ölümcül rüptüre yol açabilen nadir görülen periferik vasküler anevrizmalardır. FAA’nın klinik prezantasyonu rutin fiziki muayenede saptanan asemptomatik kitleden ekstremiteyi tehdit eden akut iskemiye kadar değişebilmektedir. Bu yazıda, derin ven trombozu ve kompartman sendromuna neden olan bir FAA olgusu sunuldu. FAA’sı için önerilen güncel tedavi şekli açık cerrahi prosedür olmakla birlikte bizim olgumuz yüksek cerrahi mortalite riski nedeni ile endovasküler girişim ile tedavi edildi.
Femoral artery aneurysm (FAA) is a rare peripheral vascular aneurysm that can lead to thrombosis, embolism and fatal rupture in untreated cases. The clinical presentation of FAA varies from the finding of an asymptomatic mass on routine physical examination to acutelimb-threatening ischemia. Presently, a case of FAA that caused deep vein thrombosis and compartment syndrome has been described. Although the current treatment method recommended for FAA is an open surgical procedure, in this case, an endovascular intervention was performed due to high risk of surgical mortality.

HOW TO?
12.How to diagnose Libman-Sacks endocarditis with echocardiography?
Asuman Biçer, İbrahim Halil Altıparmak
PMID: 33390582  doi: 10.5543/tkda.2020.95074  Pages 80 - 84
Abstract | Full Text PDF

CASE IMAGE
13.Vegetation in the left ventricular outflow tract in the presence of a subaortic web
Ali Hosseinsabet, Shahram Momtahen, Hassan Aghajani
PMID: 33390576  doi: 10.5543/tkda.2020.23617  Page 85
Abstract | English Full Text | Video

14.Double-outlet right atrium in an asymptomatic 8-year-old girl
İbrahim Cansaran Tanıdır, Betül Çınar, Alper Güzeltaş
PMID: 33390579  doi: 10.5543/tkda.2020.71733  Page 86
Abstract | English Full Text | Video

OTHER ARTICLES
15.Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Page 87
Abstract | Full Text PDF

16.List of Reviewers

Page E1
Abstract | Full Text PDF

© Copyright 2021 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale