Archives of the Turkish Society of Cardiology - Turk Kardiyol Dern Ars: 40 (2)
Volume: 40  Issue: 2 - March 2012
ORIGINAL ARTICLE
1.TARF Survey 2011: mortality and performance in the long-term follow-up
Altan Onat, Mesut Aydın, Bayram Köroğlu, Ender Örnek, Servet Altay, Ethem Çelik, Ahmet Karagöz
PMID: 22710582  doi: 10.5543/tkda.2012.01885  Pages 117 - 121
Amaç: Türk Erişkinlerinde Kalp Hastalıkları ve Risk Faktörleri (TEKHARF) Çalışması’nın Marmara ve İç Anadolu bölgelerine ilişkin 2011 taramasında kaydedilen tüm-nedenli ve koroner kökenli ölüm verileri ile 21 yıllık uzun vadeli takip performansı değerlendirildi.
Çalışma planı: Taramada izlenen örneklem sayısı 1588 kişi, taranan kişilerde yaş aralığı 45-74 idi. Ölüm konusunda birinci derece akraba ve/veya aile sağlık merkezi personelinden bilgi alındı; yaşayanlarda bilgi edinmekten başka, fizik muayene ve 12-derivasyonlu EKG kaydı yapıldı. Katılımcının takipten kaybı, en az sekiz yıl süreyle muayene edilmemiş olma durumu olarak tanımlandı.
Bulgular: Taranan örneklemden 854 kişi muayene edildi, 606 kişinin sağlık durumu hakkında bilgi edinildi ve 46 kişinin (28 erkek, 18 kadın) öldüğü belirlendi. Seksen iki kişi takipten kayıp kabul edildi. İzlemeye 2800 kişi-yılı eklenmiş oldu. Ölümlerin 19’u koroner hastalığa, beşi serebrovasküler olaya bağlandı. Şimdiye dek tüm nedenli ölümler geneli 1000 kişi-yılında 10.9 bulundu. Anılan yaş kesiminde toplam yıllık mortalite binde 12.8, koroner kalp hastalığı ölüm prevalansı binde 5.5 düzeyindeydi. Tarama başlangıcından itibaren toplam takip kaybının %31.2 olması sonucu, izlenen her 1000 kişiden yılda 19.3’ünün kayıp hanesine geçtiği ifade edilebilir. Bu kayıp, küçük şehir ve köylerde oturan katılımcılara kıyasla, büyük şehirlerde neredeyse iki kat yüksekti.
Sonuç: Yetmiş beş yaşından önce tüm nedenli ölümlerin değilse de, koroner kökenli ölümlerin sıklığı hafifçe gerileme eğilimindedir. Tarama katılımcılarının her yıl %2’si takipten uzaklaşmaktadır.
Objectives: We analyzed all-cause and coronary mortality data of the Turkish Adult Risk Factor Study cohort in Marmara and Central Anatolia regions, surveyed in 2011, and overall performance of long-term (21 years) follow-up of participants.
Study design: A total of 1,588 participants with an age range of 45 to 74 years were surveyed. Information on the mode of death was obtained from first-degree relatives and/or personnel of local health offices. Information on survivors was obtained from history, physical examination, and 12-lead electrocardiograms. Loss to follow-up was defined as the lack of physical examination for at least eight years.
Results: Of the surveyed participants, 854 were examined, information on health status was obtained in 606 subjects, 46 individuals (28 men, 18 women) were ascertained to have died, and 82 subjects were lost to follow-up. A total of 2,800 person-years were added to follow-up. Nineteen deaths were attributed to coronary heart disease (CHD) and five deaths to cerebrovascular events. Overall mortality was estimated as 10.9 per 1000 person-years. In the age bracket of 45-74 years, overall annual all-cause mortality and CHD mortality were 12.8 and 5.5 per mille, respectively. Based on the total loss to follow-up (31.2%) during the past two decades, an annual loss to follow-up may be derived as 19.3 for every 1000 participants. This loss was nearly twice as high in participants living in big cities compared to those in smaller towns and rural areas.
Conclusion: A trend to slight reduction in coronary mortality, though not in overall mortality, before the age 75 years is noted in Turks. Annual loss to follow-up amounts to 2% of the participants.

2.Assessment of left atrial phasic functions in heart failure patients with preserved or low ejection fractions
Emine Bilen, Mustafa Kurt, Ibrahim Halil Tanboga, Umran Koçak, Hüseyin Ayhan, Tahir Durmaz, Engin Bozkurt
PMID: 22710583  doi: 10.5543/tkda.2012.01802  Pages 122 - 128
Amaç: Ejeksiyon fraksiyonu korunmuş veya düşük kalp yetersizliği hastalarında sol atriyal (SA) hacimlerde ve fazik işlevlerde meydana gelen değişimler değerlendirildi.
Çalışma planı: Çalışmaya ejeksiyon fraksiyonu düşük (n=26) veya korunmuş (n=33) kalp yetersizliği olan 59 hasta (36 erkek, 23 kadın; ort. yaş 63.8) alındı. Tüm hastalarda ikiboyutlu ekokardiyografi ile tüm SA hacimleri (maksimal ve minimal hacim ve kasılma öncesi hacim) ölçüldü ve bunlardan fazik SA işlevleri (rezervuar, geçiş ve pompa işlevleri) hesaplandı. Bulgular, yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş ve kalp yetersizliği olmayan 30 kişilik (20 erkek, 10 kadın; ort. yaş 60.3) kontrol grubuyla karşılaştırıldı.
Bulgular: Sol atriyal hacimler her iki kalp yetersizliği grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede artmış bulundu. Sol atriyal rezervuar işlevi ve pompa işlevi, ejeksiyon fraksiyonu korunmuş grupta, ejeksiyon fraksiyonu düşük kalp yetersizliği grubundan düşüktü (sırasıyla, p=0.02 ve p=0.009). Sol atriyal geçiş işlevi ise, ejeksiyon fraksiyonu düşük grupta, ejeksiyon fraksiyonu korunmuş hastalardan düşük bulundu (p=0.005). Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, her iki kalp yetersizliği grubunda tüm SA fazik işlevleri anlamlı derecede düşüktü (p<0.001).
Sonuç: Çalışma sonuçlarımız, tüm fazik SA işlevlerinin, ejeksiyon fraksiyonu düşük veya korunmuş kalp yetersizliğinde kontrollere göre bozulduğunu göstermiştir. Ancak, SA rezervuar ve pompa işlevlerindeki bozukluk ejeksiyon fraksiyonu korunmuş kalp yetersizlikli olgularda daha belirgindir.
Objectives: We aimed to evaluate left atrial (LA) volumes and phasic functions in heart failure patients with preserved or low ejection fractions.
Study design: The study consisted of 59 patients (36 men, 23 women; mean age 63.8 years) with heart failure accompanied by low (n=26) or preserved (n=33) ejection fractions. Two-dimensional echocardiographic LA volumes (maximal, minimal and pre-contraction volumes) were obtained and LA phasic functions (reservoir, conduit, and pumping functions) were calculated. The findings were compared with those of age- and sex-matched 30 controls (20 men, 10 women; mean age 60.3 years) without heart failure.
Results: All LA volumes were found to be significantly increased in both groups with heart failure compared with controls. Left atrial reservoir and pumping functions were significantly lower in patients with preserved ejection fraction than in those with low ejection fraction (p=0.02 and p=0.009, respectively). Left atrial conduit function was significantly lower in heart failure patients with low ejection fraction than in those with preserved ejection fraction (p=0.005). Compared with controls, heart failure patients with either low or preserved ejection fractions exhibited significantly decreased LA phasic functions (p<0.001).
Conclusion: Our results demonstrate that, compared to subjects without heart failure, all phasic LA functions are impaired in heart failure patients with either low or preserved ejection fraction. However, impairment in LA reservoir and pumping functions is more prominent in heart failure patients with preserved ejection fraction.

3.Assessment of multivariate logistic regression analysis in articles published in Turkish cardiology journals
İbrahim Halil Tanboğa, Mustafa Kurt, Turgay Işık, Ahmet Kaya, Mehmet Ekinci, Enbiya Aksakal, Serdar Sevimli, Murat Çaylı
PMID: 22710601  doi: 10.5543/tkda.2012.01760  Pages 129 - 134
Amaç: Türk kardiyoloji literatürünün önde gelen iki dergisinde yayımlanan çalışmalarda çokdeğişkenli lojistik regresyon analizinin (ÇDLRA) kullanımı ve sonuçlarının bildirilme kalitesinin değerlendirilmesi amaçlandı.
Çalışma planı: İki Türk kardiyoloji dergisinde (Anadolu Kardiyoloji Dergisi ve Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi) Ocak 2010 ile Ağustos 2011 tarihleri arasında yayımlanmış tüm makaleler gözden geçirildi. Makalelerde kullanılan ÇDLRA önceden tanımlanmış 10 ölçüte göre ayrıntılı analiz edildi.
Bulgular: Toplam 212 makale tarandı. Bunların 33’ünde (%15.6) ÇDLRA kullanılmıştı. Bu makalelerin 29’unda (%87.9) ÇDLRA’nın temel raporlama öğesi olan odds oranı, %95 güven aralığı ve p değeri eksiksiz olarak verilmişti. Ancak, hiçbir makalede modelleme tipi, geçerlilik, uyum-iyiliği testleri, eşdoğrusallık (multicollinearity) testi ve etkileşim testleri ile ilgili bilgiye rastlanmadı. Toplam hasta sayısının ÇDLRA’ya alınan bağımsız değişken sayısına oranı, uyumluluk işlemi ve bağımsız değişkenin nasıl seçilip analize alındığı konusunda makalelerde ciddi raporlama eksiklikleri ve kullanım yanlışlıkları görüldü.
Sonuç: Bulgularımız, Türk kardiyoloji literatüründe ÇDLRA’nın standart bir istatistiksel yöntem olarak kullanıldığını; ancak, raporlamada genel anlamda uygun olmayan ve ciddi eksiklikler olduğunu göstermiştir.
Objectives: We aimed to assess the use and reporting-quality of multivariate logistic regression analysis (MVLRA) in articles published in two Turkish cardiology journals.
Study design: We reviewed all original articles published in two Turkish cardiology journals (the Anatolian Journal of Cardiology and Archives of the Turkish Society of Cardiology) between January 2010 and August 2011. The articles that used MVLRA were analyzed comprehensively based on 10 predefined criteria.
Results: A total of 212 articles were reviewed, of which MVLRA was used in 33 (15.6%). Twenty-nine articles (%87.9) properly included the main components of the MVRLA, namely, odds ratios, 95% confidence intervals, and p values. However, none of the articles reported MVRLA-related data such as the modeling type, validation, goodness-fit, multicollinearity and interaction tests. There were severe reporting flaws and faults as to the ratio of the total number of events or sample size to the number of independent variables included into the MVLRA model, the use of fitness procedures, and how the independent variables were selected.
Conclusion: Our results indicate that MVLRA has become a standard statistical method in the Turkish cardiology literature. However, overall reporting of MVLRA data still has seriously inadequate and inaccurate aspects.

4.Management of cardiovascular risk factors for primary prevention: evaluation of Turkey results of the EURIKA study
Adnan Abacı
PMID: 22710584  doi: 10.5543/tkda.2012.01827  Pages 135 - 142
Amaç: EURIKA çalışması (The European Study on Cardiovascular Risk Prevention and Management in Daily Practice), ülkemizin de içinde olduğu 12 Avrupa ülkesinde, günlük pratikte kardiyovasküler risk faktörleri yönetiminin nasıl yapıldığını ve potansiyel iyileştirme alanlarını saptamaya yönelik yapılmış bir epidemiyolojik çalışmadır. Bu çalışmaya ülkemizden katılan doktorların kardiyovasküler riski yönetmede kullandıkları yöntemler ve hastaların bulguları değerlendirildi.
Çalışma planı: EURIKA çalışmasına ülkemizden toplam 663 hasta (ort. yaş 59.4±7.6; %47.2 erkek) ve 67 doktor (55 erkek, 12 kadın; ort. yaş: 40.7±8.6) katıldı. Risk faktörleri tanımı ve tedavi hedefleri 2007 Avrupa kardiyovasküler hastalıkları önleme kılavuzuna göre yapıldı. Kan örnekleri merkezi bir laboratuvarda analiz edildi. On yıllık ölümcül kardiyovasküler hastalık riski SCORE yöntemine göre hesaplandı.
Bulgular: Doktorların %34.8’i kardiyovasküler hastalık kılavuzu kullanmıyordu. Sadece %48.5’i kardiyovasküler risk hesaplaması yapmaktaydı. Kardiyovasküler risk hesaplaması kullanmamanın en sık nedeni (%74) zaman kısıtlılığı olarak gösterildi. Tedavi görmekte olan hastalar açısından, dislipidemililerde total/LDL kolesterol hedefine %30.4, hipertansiyonlularda kan basıncı hedefine %32.1, diyabetlilerde HbA1c hedefine ulaşma oranı sırasıyla %30.4, %32.1 ve %26 bulundu. Hipertansiyon, diyabet, dislipidemi ve sigara kardiyovasküler riskin %59.4’ünden sorumluydu. Bu risk faktörlerinin kontrol altında olmamasına atfedilebilen kardiyovasküler risk %31.8 idi.
Sonuç: Doktorlarımızın sadece yarısı kardiyovasküler risk hesaplaması yapmaktadır. Tedavi kılavuzları yeterince kullanılmamaktadır. Ayrıca, kardiyovasküler risk faktörlerinin birincil korumada kontrol altına alınma oranları düşüktür.
Objectives: The EURIKA study (The European Study on Cardiovascular Risk Prevention and Management in Daily Practice), which covers 12 European countries including our country, aimed to describe the management of cardiovascular risk factors in the daily practice and to detect areas of improvement. We evaluated our country-based data on the methods used by physicians to manage cardiovascular risk factors and the results of patients who participated in this study.
Study design: The EURIKA study recruited 663 patients (mean age 59.4±7.6 years; 47.2% males) and 67 physicians (55 men, 12 women; mean age 40.7±8.6 years) from Turkey. Risk factor definition and treatment goals were based on the 2007 European guidelines on cardiovascular disease prevention. Blood samples were analyzed in a central laboratory. The 10-year risk for fatal cardiovascular disease was estimated based on the SCORE system.
Results: About one-third (34.8%) of the doctors did not use any cardiovascular disease guidelines. Only 48.5% used cardiovascular risk calculation. The most common (74%) reason for not using risk calculation was stated as having limited time. The rates of reaching target total/LDL cholesterol, blood pressure, and HbA1c levels were 30.4%, 32.1%, and 26% in treated dyslipidemics, hypertensives, and diabetics, respectively. Hypertension, diabetes, dyslipidemia, and smoking accounted for 59.4% of attributable cardiovascular risk. Lack of control of these risk factors accounted for 31.8% of cardiovascular risk.
Conclusion: Only half of our doctors use cardiovascular risk calculation, and therapeutic guidelines are not adequately used. Moreover, the control rates of risk factors in primary prevention are low.

5.Effect of Significant Coronary Stenosis and Percutaneous Coronary Interventions on Aortic Stiffness
Nihat Kalay, Deniz Elcik, Ali Dogan, Tolga Saka, Orhan Dogdu, Fatih Koc, Mikail Yarlıoglueş, Mahmut Akpek, Abdurrahman Oguzhan, Mehmet G Kaya, Idris Ardıc, Ali Ergin
PMID: 22710602  doi: 10.5543/tkda.2012.01714  Pages 143 - 147
Giriş: Aort sertliğinin (AS) kardiyovasküler olayların güçlü bir belirleyicisidir. AS’ nin klinik önemine rağmen ciddi koroner lezyonu olan ve perkutan koroner girişimin (PCI) yapılan hastalardaki AS değerleri bilinmemektedir. AS ölçümleri koroner hemodinamik durum hakkında ek bilgiler verebilir. Bu çalışmada koroner stenoz ve AS arasındaki ilişkiyi araştırdık.
Çalışma planı: Çalışmaya toplam 107 hasta alındı. Hastalar anjiyografi sonuçlarına göre 3 guruba ayrıldı. Anjiyografide %50 den fazla darlığı olan 39 hasta kritik grubu dahil edildi. Anjiyografide %50'den az darlığı olan 38 hasta non-kritik gruba ve normal koroner arter tespit edilen 30 hasta kontrol grubuna alındı. Tüm guruplara karotid-femoral-aortik yolla PWV ölçümü yapıldı.(m/s)
Bulgular: Kontrol ve non kritik grupta PWV değerleri benzerdi. (5.7±1.1 vs. 5.8±1.1, p=0.6) Fakat kritik lezyonu bulunan hasta gurubundaki PWV degerleri nonkritik ve kontrol gruba göre anlamlı olarak yüksek bulundu. (p<0.0001) PCI sonrası PWV de ortalama %24 düşüş tespit edildi. PCI gurubunda PCI sonrası PWV değeri PCI öncesine göre anlamlı düşüş gösterdi (9.4±2.2-7.1±2.0, p<0.0001). Çoklu logistic regresyon analizinde PWV anlamlı darlık için bağımsız bir öngörücü olarak tespit edildi. (Exp(B): 3.960, 95%CI: 2.014-7.786).

Aort sertliği ile yaş (r=.412, p=0.01) ve sistolik kan basıncı (r=.342, p<0.01) arasında zayıf da olsa anlamlı korelasyon tespit edilmiştir.

Sonuç: Koroner arterlerde anlamlı derecede darlık bulunması AS değerlerindeki yükselme ile ilişkilidir. Başarılı PCI işlemleri AS değerlerini azaltmaktadır. Çalışma sonuçlarımız AS ölçümlerinin koroner hemodinamik durum hakkında ek bilgi vereceğini göstermektedir.
Introduction: Aortic stiffness (AS) is a strong predictor of cardiovascular events. In spite of clinical importance, value of AS in patients who have coronary stenosis and undergo percutaneous coronary interventions (PCI) was unknown.Our hypothesis is that AS may give additional information about coronary hemodynamic status. In this study,we investigated the effect of coronary stenosis on AS.
Methods: Totally 107 patients were included in the study. Patients were divided into three groups. Thirty-nine patients who had significant lesion (≥50%) in coronary artery were included the ‘critical group’. The ‘non-critical group’ consisted of 38 patients with non-significant lesion (0-50%). The control group was made up of 30 patients with normal angiogram. AS was measured with carotid-femoral-aortic by pulse-wave-velocity (PWV) method. (m/s)

Results: PWV values were similar in control and non-critical group (5.7±1.1vs.5.8±1.1,p=0.6) However, PWV in critical group was significantly higher than other groups (p<0.0001). After PCI, 24.4% decrease in PWV was shown. In PCI group, PWV after PCI was significantly lower than baseline (9.4±2.2vs.7.1±2.0, p<0.0001).
Multiple logistic regression analysis showed that PWV is predictive factor for significant stenosis (Exp(B): 3.960 CI: 2.014-7.786).

There was significant but weak correlation between AS and age (r=.412,p=0.01) and blood pressure (r=.342,p<0.01)

Conclusion: The significant coronary stenosis is associated with high AS levels. Successful PCI procedures decrease AS levels. Our results suggest that AS may give additional information about coronary hemodynamic status.

6.Relationship between plasma asymmetric dimethylarginine leveland autonomic dysfunction in diabetic patients
Ahmet Akyel, Atiye Çengel, Yusuf Tavil, Asife Şahinarslan, Salih Topal, Çağrı Yayla, Şehri Elbeğ, Bülent Boyacı, Metin Arslan
PMID: 22710585  doi: 10.5543/tkda.2012.01826  Pages 148 - 154
Amaç: Diyabetli hastalarda plazma asimetrik dimetilarjinin (ADMA) düzeyi ile kalp hızı değişkenliği (KHD) arasındaki ilişki araştırıldı.
Çalışma planı: Çalışmaya tip 2 diyabeti olan 100 hasta (44 erkek, 56 kadın) alındı. Hastalar, oral antidiyabetik ilaç kullanan 67 hasta (ort. yaş 54.6±7.8) ve insülin kullanan 33 hasta (ort. yaş 51.6±8.8) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Tüm hastalarda plazma ADMA düzeyleri ölçüldü ve 24 saatlik Holter EKG kayıtlarından KHD parametreleri hesaplandı. Sonuçlar, diyabetli olmayan 42 kişiden oluşan (ort. yaş 52.8±6.2) kontrol grubuyla karşılaştırıldı.
Bulgular: Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, her iki diyabet grubunda plazma ADMA düzeyleri anlamlı derecede daha yüksek (p=0.007), KHD parametreleri ise anlamlı derecede azalmış bulundu. İki diyabet grubu arasında ise ADMA ve KHD parametreleri açısından anlamlı farklılık yoktu (p>0.05). Korelasyon analizinde plazma ADMA düzeyleri ile KHD parametreleri arasında anlamlı ilişki görülmedi.
Sonuç: Bulgularımız, diyabetik hastalarda plazma ADMA düzeylerinin arttığını, KHD’nin azaldığını; böylece, bu hastalarda hem endotel disfonksiyonunun hem de otonomik disfonksiyonun varlığını göstermektedir; ancak, plazma ADMA düzeyi otonomik disfonksiyonun değerlendirilebileceği bir belirteç değildir.
Objectives: We aimed to investigate the relationship between plasma asymmetric dimethylarginine (ADMA) levels and heart rate variability (HRV) in diabetic patients.
Study design: The study included 100 patients (44 men, 56 women) with type 2 diabetes mellitus. The patients were divided into two groups based on the use of oral antidiabetics (n=67; mean age 54.6±7.8 years) or insulin (n=33; mean age 51.6±8.8 years). Plasma ADMA levels were measured and HRV parameters were calculated from 24-hour Holter EKG recordings. The findings were compared with those of a control group consisting of 42 nondiabetic individuals (mean age 52.8±6.2 years).
Results: Compared to the control group, plasma ADMA levels were significantly higher (p=0.007) and all HRV parameters were significantly reduced in both diabetic groups. However, ADMA levels and HRV parameters were similar in the two diabetic groups (p>0.05). Correlation analysis showed no significant relationship between plasma ADMA levels and HRV parameters.
Conclusion: Our findings show that plasma ADMA levels are increased and HRV is reduced in diabetic patients, indicating that these patients have both endothelial dysfunction and autonomic dysfunction, but plasma ADMA levels cannot be used to evaluate autonomic dysfunction.

CASE REPORT
7.Brugada type 1 electrocardiogram unmasked by a febrile state following syncope
Kıvanç Yalın, Ebru Gölcük, Ahmet Kaya Bilge, Kamil Adalet
PMID: 22710586  doi: 10.5543/tkda.2012.01725  Pages 155 - 158
Brugada sendromu, elektrokardiyografide (EKG) sağ dal bloku olsun ya da olmasın, sağ prekordiyal derivasyonlarda sürekli veya geçici ST-segment yükselmesinin izlendiği genetik bir hastalıktır. Yapısal olarak normal kalplerde bile ani ölüm riski yüksektir. Bazı durumlar Brugada tipi EKG’nin açığa çıkmasına veya oluşmasına yol açabilir. Bu yazıda, senkop atağı gelişimi sonrasında ateşli dönemde Brugada tip 1 EKG değişikliği görülen 24 yaşında bir erkek hasta sunuldu. Ateşin tedavisinden sonra hastanın EKG’si tümüyle normale döndü. Hastanın geçirdiği senkop, ateşin ortaya çıkardığı Brugada tip 1 EKG ve ajmalin testinde görülen ventrikül fibrilasyonu nedeniyle hastaya tek odacıklı ICD yerleştirildi.
Brugada syndrome is a genetic disease characterized by persistent or transient ST elevation in the right precordial electrocardiogram (ECG) leads with or without right bundle branch block. It represents an increased risk for sudden cardiac death despite a structurally normal heart. Brugada-type ECG can be unmasked and induced by several circumstances. We report on a 24-year-old male patient who experienced a syncopal episode and manifested Brugada type 1 ECG during a febrile state. His ECG changed to normal after treatment of fever. A single-chamber ICD was implanted to the patient because of syncope, fever-induced type I Brugada ECG pattern, and ventricular fibrillation during ajmaline challenge.

8.An alternative approach in tortuous coronary artery and distal stenosis during transradial percutaneous coronary intervention: deep engagement by a 5-Fr guiding catheter
Ziad Said Dahdouh, Vincent Roule, Rémi Sabatier, Gilles Grollier
PMID: 22710587  doi: 10.5543/tkda.2012.01766  Pages 159 - 161
Transradial approach for percutaneous interventions has emerged as an alternative to transfemoral access which is known to be more associated with vascular local complications. However, lack of guiding-catheter support via the radial access is one of the problems encountering the operators. Many solutions have been proposed to overcome this problem. We report on a 62-year-old man with tight stenosis of the distal part of the right coronary artery. He underwent coronary angiography and then percutaneous angioplasty via the right radial artery. During the procedure, attempts to advance a stent beyond a tortuosity at the level of the second segment failed due to lack of support of the 6-Fr Judkins right 4 guiding catheter, even with the buddy wire technique. Then, switching to a 5-Fr Judkins right 4 guiding catheter allowed safe deep engagement and resulted in successful advancement and deployment of the stent.

9.Embolization of a PORT-A-CATH device in the main pulmonary artery and its percutaneous extraction in a patient with pinch-off syndrome
Mehmet Çilingiroğlu, Nuri Ilker Akkus
PMID: 22710588  doi: 10.5543/tkda.2012.01821  Pages 162 - 164
Tamamen vücut içerisine yerleştirilen port aletleri hem akut hem de kronik olarak çeşitli sorunları olan hastalarda, sıvı verilmesi, kan ve diğer kan ürünlerinin verilmesi ve hemodinamik parametrelerin izlenmesi için oldukça yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Port aletinin parçalarının embolize olması narin görülen, ancak ciddi komplikasyonlara yol açabilecek bir durumdur. Bu yazıda, metastatik akciğer kanseri olan bir hastada, “pinch-off” sendromu sonucu PORT-A-CATH aletinin bir parçasının ana pulmoner arter ve sağ ventriküle embolize oluşu ve embolize parçanın perkütan yolla başarılı olarak çıkarılması sunuldu.
Totally implanted port devices play an important role in acute and chronic medical care of patients with various conditions and are widely used for infusion of fluids, medications, blood or other blood products, and for monitoring hemodynamic parameters. Embolization of a part of port devices is a rare but potentially serious complication of port catheter placement. We report distal embolization of a catheter fragment of a PORT-A-CATH device into the main pulmonary artery and right ventricle and its successful percutaneous retrieval in a patient with metastatic lung cancer, who was also found to have thoracic inlet syndrome or pinch-off syndrome.

10.Hyperacute anterior myocardial infarction in a patient with dextrocardia and situs inversus
Davran Çiçek, Olcay Eldem, Seher Gokay, Haldun Muderrisoglu
PMID: 22710589  doi: 10.5543/tkda.2012.01836  Pages 165 - 167
Dekstrokardi ile beraber situs inversus temel iç organların ters yerleşim gösterdiği nadir bir doğumsal durumdur. Bu hastalarda miyokart enfarktüsünün klinik tanısı ve elektrokardiyografik olarak yerinin belirlenmesi, dekstrokardi varlığı bilinmiyorsa büyük bir sorun oluşturur. Daha önce dekstrokardi ile birlikte situs inversus olduğu bilinen 50 yaşında erkek hasta, sağ kola yayılım gösteren göğüs ağrısı ile başvurdu. Ters çekilmiş ‘normalize’ elektrokardiyografide akut ön miyokart enfarktüsü bulguları ve kalp kateterizasyonunda sol ön inen arterin proksimal kısmında tıkanıklık görüldü. Koroner anjiyografi ve stent uygulaması sonrasında hastanın göğüs ağrısı geçti ve klinik durumu düzeldi.
Dextrocardia with situs inversus is an uncommon congenital condition in which the major visceral organs are reversed. The clinical diagnosis and electrocardiographic localization of myocardial infarctions in these patients remain a great challenge unless dextrocardia is recognized. A 50-year-old male with known dextrocardia and situs inversus presented with acute chest pain radiating to the right arm. The reversed normalized electrocardiogram showed acute anterior myocardial infarction and cardiac catheterization showed a proximal occlusion of the left anterior descending artery. He underwent coronary angioplasty with stenting, resulting in relief of chest pain and improvement in his clinical condition.

11.Complete atrioventricular block after self-ingestion of Nerium oleander for relief of hemorrhoidal complaints
Zekeriya Küçükdurmaz, Hekim Karapınar, İbrahim Gül, Ahmet Yılmaz
PMID: 22710590  doi: 10.5543/tkda.2012.01703  Pages 168 - 170
Zakkum (Nerium oleander), her ne kadar Akdeniz bölgesine özgü bir bitki olsa da, bilhassa ılıman bölgelerde olmak üzere tüm dünyada yetiştirilebilir. Biyolojik olarak aktif olan oleander bileşenleri terapötik amaçlarla kullanılabilmektedir. Ancak, bitkisel tedavi amaçlı kişisel kullanımı, ölüm dahil birçok ciddi soruna yol açabilir. Bu yazıda, hemoroit yakınmaları nedeniyle kişisel bitkisel tedavi amacıyla zakkum yapraklarından hazırladığı şurubu içtikten sonra tam atriyoventriküler blok gelişen, 30 yaşında, başka sağlık sorunu olmayan bir erkek hasta sunuldu. Hastaya sodyum sülfat ile birlikte ağızdan kömür tedavisi, elektrolit sıvı desteği ve geçici kalp pili tedavisi uygulandı. Atriyoventriküler blok 30 saat sonra sinüs ritmine döndü ve hasta hemodinamik ve genel durumu düzelmiş şekilde taburcu edildi.
Nerium oleander is a plant native only in the Mediterranean region, but it can also be cultivated worldwide, particularly in warm areas. Biologically active oleander compounds may be used for therapeutic purposes. However, when used for self-medication, it may cause serious problems including death. We present a 30-year-old otherwise healthy man who developed complete atrioventricular block after taking a syrup of N. oleander leaves for self-medication to relive hemorrhoidal complaints. The patient was treated by oral administration of charcoal combined with sodium sulfate as well as electrolyte solutions and transient use of an external cardiac pacemaker. The atrioventricular block reverted to sinus rhythm in 30 hours and he was discharged in good hemodynamic status and general condition.

12.An asymptomatic patient with a pellet within the myocardium
Fethi Kılıçaslan, Mustafa Aparcı, Ömer Uz, Ersin Özturk
PMID: 22710591  doi: 10.5543/tkda.2012.01812  Pages 171 - 173
Miyokartta delici yaralanmalar nadirdir fakat ölümcül olabilir. Bu yazıda, üç yıl önceki ateşli silah yaralanması sonucu miyokardına saçma tanesi saplanan asemptomatik 22 yaşında bir erkek hasta sunuldu. Hastanın özgeçmişinde dikkat çekici başka nokta yoktu. Akciğer filminde göğüs içinde çok sayıda saçma tanesi izlendi. Akciğer bilgisayarlı tomografisinde göğsün ön duvarında belirgin sayıda, akciğer dokusunda bir kaç tane ve miyokart içinde bir tane saçma tanesi görüldü. Transtorasik ekokardiyografide sol ventrikül miyokardı içindeki saçma tanesi akustik gölgelenme şeklinde izlendi; beraberinde komşu perikartta kalınlaşma da dikkat çekiciydi. Konstriktif perikardit bulgusuna veya bölgesel duvar hareket bozukluğuna rastlanmadı. Holter izleminde ve egzersiz testinde de anormal bulgu yoktu. Hasta düzenli takip programına alındı.
Penetrating injuries to the myocardium are rare but potentially lethal. We present a 22-year-old asymptomatic male patient with a pellet lodged in the myocardium as a result of a gunshot that took place three years before. His medical history was otherwise unremarkable. The chest X-ray showed multiple pellets within the thorax. Computed tomography of the chest demonstrated many pellets in the anterior chest wall, while a few lodging within the lung tissue and one within the myocardium. Transthoracic echocardiography showed a pellet within the left ventricular myocardium presenting as an acoustic shadowing. Thickening of the adjacent pericardium was also noted. There were no signs of constrictive pericarditis or regional wall motion abnormality. Holter monitoring and treadmill exercise test did not show any abnormal finding. The patient was included in a periodic follow-up program.

REVIEW
13.Percutaneous mitral valve repair with MitraClip
Mehmet Çilingiroğlu, Michael Salinger
PMID: 22710592  doi: 10.5543/tkda.2012.01872  Pages 174 - 180
Geçen on yıl içinde, açık kalp ameliyatı ile kapak değişimi veya onarımı yerine, cerrahi riski yüksek olan ve ileri derecede mitral kapak yetersizliği olan hastaların perkütan tedavisi için birçok yöntem geliştirilmiştir. Bu yöntemlerden, MitraClip yöntemi kullanılarak yapılan perkütan mitral kapak onarımı, güvenli ve etkinliği gösterilmiş tek yöntem olarak öne çıkmıştır. Bu yöntem, daha önce Dr. Alfieri ve grubu tarafından, mitral yetersizlik jetinin olduğu yerde mitral kapağın iki kanadının birbirlerine bir dikiş ile birleştirilip çift orifis haline getirilmesinden uyarlanmıştır ve mitral yetersizlik derecesinde belirgin bir azalmaya yol açmaktadır. Bu yazıda, bu yeni teknolojinin ayrıntıları, girişimsel yaklaşımı ve yöntemin uygulanması üzerine güvenirlik ve etkinlik ile ilgili güncel veriler, olgu sunumları ile birlikte gözden geçirildi.
Over the last decade, several technologies have been developed for percutaneous repair of the mitral valve for patients with severe mitral regurgitation (MR) and at high-risk for the traditional open-heart mitral valve repair or replacement. Among them, MitraClip has emerged as the only clinically safe and effective method for percutaneous mitral valve repair. It is adapted from the surgical technique that was initially described by Dr. Alfieri and his group by placement of a suture approximating the edges of the mitral leaflets at the origin of the MR jet, leading to creation of so-called bow-tie or double orifice with significant reduction in the MR jet. Here, we review the details of the technology, its procedural perspective as well as currently available data for its safety and effectiveness on a case-based report.

14.Turkey’s publications in cardiovascular medicine persisted to decrease substantially in 2011
Altan Onat
PMID: 22710593  doi: 10.5543/tkda.2012.01968  Pages 181 - 191
2011 yılında kardiyovasküler tıp alanındaki Türkiye kaynaklı uluslararası tam metinli makale ve derlemeler, Web of Knowledge’den Science Citation Index’in CD edisyonuna kaynak dergiler dikkate alınarak değerlendirildi. Birden fazla kurumdan ya da bilim dalından çıkan ortak yayınlar için kesirli puan uygulandı. Geçen yıl CD edisyonunda taranan dergilerde kardiyovasküler tıp alanında, Türkiye’den köken alan tam metinli makale ve derleme sayısı 101 ile önemli ölçüde gerilerken, dünyadaki payımız da binde 6.1’den 5.1’e, 2001 öncesi düzeye indi. Yayın üretiminde 81 yayın erişkin kardiyolojisinden kaynaklandı. Makalelerin yayımlandığı dergilerin ortanca etki değeri 1.67 ile (yarısı 1.33-3.52 etki değerli dergilerde) geçen yıldakine benzer bulundu. TEKHARF Çalışması dışında, üretkenlikte önde giden tıp kurumlarımız Kartal Koşuyolu ve Türkiye Yüksek İhtisas Hastaneleri, S. Demirel ile Cumhuriyet Üniversiteleri Tıp Fakülteleri ve Gülhane Askeri Tıp Akademisi idi. Yetkililerin tıp araştırmalarında bir çöküş yolunda ilerlediğimizi idrak edip ciddi düzenlemelere geçmesi için çanlar çalıyor.
Turkey’s institutions were evaluated with respect to publication output in cardiovascular medicine in 2011, based on data of the Web of Knowledge. Only articles in full-text and reviews appearing in source publications covered by Science Citation Index CD Edition were included. A fractional count system was used for items published jointly with a foreign center or a noncardiological Turkish institution. Turkey’s publications decreased to 101 in 2011 from 121 of the previous year, as her share of world publication decreased from 6.1 to 5.1 per mille, representing a drop below the 2001 level. Eighty-one articles originated from adult cardiology. The median impact factor was 1.67, similar to that of the previous year, half of the publications appearing in periodicals with an impact factor of 1.33 to 3.52. The front-runner institutions of highest productivity, apart from the TARF Study, were Kartal Koşuyolu and Türkiye Yüksek İhtisas Hospitals as well as S. Demirel and Cumhuriyet universities and Gülhane Military Medical Academy. Bells are ringing for authorities to undertake serious measures in realization that Turkey’s medical research activity is on the road to drastic decline.

HOW TO?
15.Suggestions on how to do / Echocardiography / Echocardiography-guided pericardiocentesis
Abdullah Doğan
PMID: 22710594  doi: 10.5543/tkda.2012.01904  Pages 192 - 195
Abstract | Full Text PDF

CASE IMAGE
16.Case images Right coronary-to-bronchial artery fistula on the contralateral side of coronary stenosis
Alper Buğra Nacar, Hikmet Yorgun, Cemal Tuncer
PMID: 22710595  doi: 10.5543/tkda.2012.01786  Page 196
Abstract | Full Text PDF

17.An incidentally detected paraaortic mass diagnosed as bulky disease
Metin Çağdas, Yalçın Velibey, Ali Nazmi Çalik, Seçkin Satılmış
PMID: 22710596  doi: 10.5543/tkda.2012.01793  Page 197
Abstract | Full Text PDF

18.Anomalous origin of the left coronary artery from the pulmonary artery in an elderly patient
Tolga Sinan Güvenç, Denizhan Karaçimen, Hatice Betül Erer, Mehmet Eren
PMID: 22710597  doi: 10.5543/tkda.2012.01776  Page 198
Abstract | Full Text PDF

19.Echocardiographic demonstration of isolated mitral valve involvementin a patient with mucopolysaccharidosis
Mahmut Uluganyan, Yalçın Velibey, Gürkan Karaca, Barış Güngör
PMID: 22710598  doi: 10.5543/tkda.2012.01795  Page 199
Abstract | Full Text PDF

20.Multiple septal coronary-cameral fistulae associated with paroxysmal atrial fibrillation
Turgay İsik, Mustafa Kurt, Ahmet Kaya, Ibrahim Halil Tanboga
PMID: 22710599  doi: 10.5543/tkda.2012.01778  Page 200
Abstract | Full Text PDF

LETTER TO EDITOR
21.Intercoronary continuity between the right and circumflex coronary arteries causing myocardial ischemia
Kanber Öcal Karabay
PMID: 22710600  Pages 201 - 202
Koroner devamlılık koroner dolasımın nadir görülen bir anomalisidir. Prevalansi ve klinik onemi henüz tam olarak anlaşılamamıştır.
intercoronary continuity is a rare variant for of coronary circulation. Its prevalence and clinical significance has not been fully understood yet.

OTHER ARTICLES
22.Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Page 203
Abstract | Full Text PDF

© Copyright 2021 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale