Archives of the Turkish Society of Cardiology - Turk Kardiyol Dern Ars: 48 (6)
Volume: 48  Issue: 6 - September 2020
INVITED EDITORIAL
1.A new indicator in coronary artery diseases
Nihan Erginel Ünaltuna
PMID: 32955032  doi: 10.5543/tkda.2020.65977  Pages 555 - 557
Abstract | Full Text PDF

ORIGINAL ARTICLE
2.New indicator of cellular ischemia in coronary slow-flow phenomenon: Cell-free DNA
Mustafa Yolcu, Ali Dogan, Nuri Kurtoglu, Veysel Sabri Hancer, Mehmet Gürbüzel
PMID: 32955030  doi: 10.5543/tkda.2020.45605  Pages 558 - 565
Amaç: Koroner yavaş akım fenomeni (KYAF) en az bir majör epikardiyal koroner arterde kan akımının distal damar yatağına geç ulaşması olarak tanımlanır. Serbest hücresel DNA (shDNA), hücre nükleuslarından serbestleşen ve dolaşımda serbest olarak tespit edilebilen DNA tipidir. Bu çalışmada, KYAF’de hücresel düzeyde iskeminin göstergesi olan shDNA düzeylerinin artıp artmadığını göstermeyi amaçladık.
Yöntemler: Bu çalışmaya, 23 KYAF’lı ve 23 anjiyografik olarak normal koroner arterlere (NKA) sahip toplam 46 hasta alındı. Grupların shDNA düzeyleri, klinik, biyokimyasal ve anjiyografik özellikleri karşılaştırıldı.
Bulgular: Ortalama yaş KYAF grubunda 53.8±10.3 ve NKA grubunda 56.6±9.4 idi. Laboratuvar bulguları ve bazal klinik karekteristikleri yönünden gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu. Plazma shDNA düzeyleri KYAF’da 5.04±2.37 ng/µL, NKA’da 2.28±1.09 ng/µL olarak tespit edildi (p<0.001).
Sonuç: Farklı invaziv ve noninvaziv çalışmalar KYAF’da miyokardiyal iskeminin varlığını göstermiştir. Çalışmamızda KYAF’lı hastalarda mikrovasküler bozukluğa bağlı olarak, hücresel düzeyde iskemi ve hasarın göstergesi olan shDNA düzeyinin anlamlı şekilde arttığını gösterdik.
Objective: Coronary slow-flow phenomenon (CSFP) is defined as the delayed arrival of coronary blood flow to the distal vascular bed in at least 1 major epicardial coronary artery. Cell-free DNA (cfDNA) is a type of DNA that circulates freely in the blood once released from nucleated cells. The aim of this study was to determine if the level of cfDNA, which is an indicator of ischemia at the cellular level, was increased in CSFP.
Methods: The study included 46 patients in total: 23 patients with CSFP and 23 with a normal coronary angiogram (NCA). The level of cfDNA, and clinical, biochemical, and angiographic features of the groups were compared.
Results: The mean age was 53.8±10.3 years for the CSFP patient group and 56.6±9.4 years for the NCA patient group. There was no statistically significant difference between the groups in terms of basal clinical characteristics or laboratory data. The plasma cfDNA level was 5.04±2.37 ng/µL in the CSFP patients and 2.28±1.09 ng/µL in the NCA group (p<0.001).
Conclusion: Several invasive and noninvasive studies conducted on patients with CSFP have revealed myocardial ischemia. The results of this study demonstrated that the level of cfDNA was significantly increased in patients with CSFP as a result of ischemia at the cellular level caused by microvascular disruption.

3.Improvement of endothelial function early after thrombolytic therapy in patients with prosthetic heart valve thrombosis
Beytullah Çakal, Macit Kalçık, Ahmet Güner, Mahmut Yesin, Mustafa Ozan Gürsoy, Sabahattin Gündüz, Süleyman Karakoyun, Emrah Bayam, Semih Kalkan, Mehmet Özkan
PMID: 32955025  doi: 10.5543/tkda.2020.23621  Pages 566 - 575
Amaç: Protez kapak trombozu (PKT) gelişimi protez kalp kapaklı hastalarda ciddi bir komplikasyondur. Son zamanlarda trombolitik tedavi (TT) PKT tedavisinde ilk tercih olarak yaygın olarak kullanılmaktadır. Daha önceki çalışmalarda PKT hastalarında endotel disfonksiyonunun varlığı bildirilmiştir. Bu çalışmada, PKT hastalarında TT sonrasında endotel fonksiyonlarında olan değişiklikleri araştırmayı amaçladık.
Yöntemler: Bu çalışmaya TT öncesi ve sonrası prospektif olarak takip edilen 85 PKT hastası [kadın: 53 (%62,3), ortalama yaş: 48,7±13,9 yıl] dahil edildi. Tüm hastalar transtorasik ve transözofajiyal ekokardiyografi ile değerlendirildi. Tüm hastalarda düşük doz ultra yavaş infüzyon rejimine göre TT uygulandı. Endotel fonksiyonları reaktif hipereminin neden olduğu akım aracılı genişleme (Flow Mediated Dilation, FMD) ölçülmesi ile değerlendirildi.
Bulgular: Çalışmaya 38 (%44,7) tıkayıcı ve 47 (%55,3) tıkayıcı olmayan PKT hastası alındı. Tıkayıcı PKT hastaları tıkayıcı olmayan PKT hastalarına göre daha düşük bazal FMD değerlerine sahiplerdi (%5,31±0,76 ve %5,87±0,84; p=0,003). TT 79 (%92,9) PKT hastasında başarılı idi. Ortama FMD değerleri başarılı TT grubunda TT sonrasında anlamlı olarak yükseldi (%5,65±0,86 ve %7,13±1,26; p<0,001). Başarısız TT grubunda TT sonrası FMD değerlerinde anlamlı değişiklik izlenmedi (%5,07±0,61 ve %5,38±0,95; p=0,371). Tıkayıcı PKT olan hastalarda TT sonrasında FMD değerleri anlamlı olarak yükseldi (%5,31±0,76 ve %8,22±1,15; p<0,001). Fakat, tıkayıcı olmayan PKT hastalarında TT sonrası FMD değerlerinde anlamlı değişiklik izlenmedi (%5,87±0,84 ve %6,11±0,95; p=0,276).
Sonuç: Bu çalışmada, tıkayıcı PKT hastalarında başarılı TT’nin bozulan endotel fonksiyonlarının düzelmesine katkı sunabildiği gösterilmiştir.
Objective: Prosthetic valve thrombosis (PVT) is a serious complication among patients with prosthetic heart valves. Thrombolytic therapy (TT) is now widely used as first-line treatment for PVT. Endothelial dysfunction has previously been reported in patients with PVT. The aim of this study was to investigate the changes in endothelial function soon after TT in PVT patients.
Methods: The study group included 85 patients with PVT [female: 53 (62.3%); age: 48.7±13.9 years] who were evaluated prospectively before and shortly after TT. All of the patients were evaluated using transthoracic and transesophageal echocardiography. TT was administered in all cases with a low-dose, ultra-slow infusion regimen. Endothelial function was evaluated using a noninvasive measurement of flow-mediated dilatation (FMD) of the brachial artery during reactive hyperemia.
Results: The study population included 38 (44.7%) obstructive and 47 (55.3%) non-obstructive PVT patients. The obstructive PVT patients had lower baseline FMD values than the non-obstructive PVT group (5.31±0.76% vs. 5.87±0.84%; p=0.003). TT was successful in 79 patients (92.9%). FMD was significantly increased in the successfully thrombolyzed patients after TT (5.65±0.86% vs. 7.13±1.26%; p<0.001). There was no significant difference in the FMD values after TT in patients who were unresponsive to TT (5.07±0.61% vs. 5.38±0.95%; p=0.371). There was a significant increase in FMD values after TT in patients with obstructive PVT (5.31±0.76% vs. 8.22±1.15%; p<0.001). However, this difference was not statistically significant for patients with non-obstructive PVT (5.87±0.84% vs. 6.11±0.95%; p=0.276).
Conclusion: This study demonstrated that successful TT may contribute to improvement of impaired endothelial function in patients with obstructive PVT.

4.Evaluation of websites reached using Google in the modern digital era related to approach to cholesterol
Mert İlker Hayıroğlu, Göksel Çinier, Nurgül Keser, Mehmet Uzun, Ali Karagoz, Ali Serdar Fak, Ertugrul Okuyan, Can Altundaş, Ilker Tekkesin
PMID: 32955028  doi: 10.5543/tkda.2020.40306  Pages 576 - 584
Amaç: Doğruluğu açısından herhangi bir yasal veya medikal uygulama ortaya koyulmamış olmasına rağmen, Google medikal konularda bilgi kaynağı olarak çok yaygın kullanılmaktadır. Çalışmamızın amacı içerik geçerliliklerine göre kolesterol konusunda çok okunan Türkçe yazıların değerlendirilmesiydi.
Yöntemler: Google trends 5 Ocak 2019 tarihinde Türkiye’de ‘kolesterol’ ve kolesterol kelimesini içeren en popüler dokuz sözcük grubu açısından taratıldı. Her aratılan sözcük veya sözcük grubu açısından 100 adet bağlantı elde edildi ve sonuçta 1000 bağlantıya ulaşıldı. Bu ulaşılan bağlantılar oluşturduğumuz veri tabanında birden fazla yer alıyorsa silindi, tekrar sınıflandırıldı ve sonuç olarak 604 adet bağlantı çalışma grubunu oluşturdu. Bu amaçla literatürde herhangi bir skorlama sistemi yer almadığı için, yazarlar kolesterol konusuna odaklanan ve genel kabul gören son zamanlarda yayınlanmış rehberleri kullanarak kontrol listesi oluşturdu. Yazıların içerikleri yanlış yönlendiren, yetersiz ama uygun, yeterli ve uygun olarak sınıflandırıldı.
Bulgular: Yazıların kaynakları şu şekildeydi: Üniversiteler n=8, %1.3, hastaneler n=6, %0.9, kişisel bloglar n=200, %33.1, sağlık internet siteleri n=183, %30.2, gazete kaynaklı yazılar n=207, %34.2. 235 yazı (%38.9) yeterli ve uygun olarak, 35 yazı (%5.7) yanlış yönlendiren olarak sınıflandırıldı. 378 yazıda (%62.5) tıbbi hekimlere yazının herhangi bir kısmında yer verildiği görüldü. Üniversite veya hastaneden yayınlanan yazılar uygun olan grupta sınıflandırıldı. Yanlış yönlendiren ve uygun olan yazılar arasında kelime sayısı bakımından istatistiksel olarak fark saptandı.
Sonuç: Google kolesterol konusunda yanlış yönlendirenden uygun olana kayda değer sayıda yazıya bağlantı sağlamaktadır. Google ile ulaşılan sitelerdeki kolesterol ile ilişkili yazılarda kalite düşüklüğü okunacak yazıların çok ciddi özenle seçilmesi gerektiğini göstermektedir.
Objective: The Google search engine is widely used as a source of medical information; however, legal and medical governance of the accuracy of the content retrieved is lacking. The aim of this study was to assess the most read Turkish-language texts related to cholesterol during a specific period according to the validity of the content.
Methods: Google Trends was queried on January 5, 2019 for the search term “cholesterol” and the 9 other most popular search phrases used in Turkey that included the word cholesterol. In all, 100 links were obtained for each phrase, generating a total of 1000 links. Once duplicates were eliminated, a total of 604 links was used for the study. Since there is currently no validation scoring system for this purpose in the literature, the authors created a checklist according to well-accepted recent guidelines focused on cholesterol. The content of the texts acquired was classified as misleading, insufficient but favorable, or sufficient and favorable.
Results: The source of the online texts studied was universities (n=8, 1.3%), hospitals (n=6, 0.9%), personal blogs (n=200, 33.1%), health websites (n=183, 30.2%), and medical journals (n=207, 34.2%). In all, 235 texts (38.9%) were classified as sufficient and favorable and 35 (5.7%) were categorized as misleading. A medical practitioner was named in 378 texts (62.5%). All of the results from universities and hospitals were ranked in the favorable group. A statistical difference in the word count was seen in a comparison of the misleading and favorable texts.
Conclusion: Google can connect users to a significant quantity of material related to cholesterol that includes a wide range from misleading information to sufficient and favorable texts. The variation in the quality of the content on websites accessible via Google necessitates that cholesterol resource material should be selected with great care.

5.Effect of prognostic nutritional index on short-term survival after transcatheter aortic valve implantation
Cafer Panç, Emre Yılmaz, İsmail Gürbak, Fatih Uzun, Mehmet Ertürk
PMID: 32955034  doi: 10.5543/tkda.2020.97709  Pages 585 - 593
Amaç: Transkateter aort kapak implantasyonu (TAVİ), ciddi aort darlığında orta-yüksek riskli veya cerrahiye uygun olmayan hastalarda, cerrahi aort kapak değişimine iyi bir alternatiftir. TAVİ çoğunlukla yaşlı hastalara uygulanmaktadır. Geleneksel risk faktörleri birçok komorbiditeyi içermesine rağmen yaşlı hastalara özgü fonksiyonel bozuklukları içermemektedir. Nütrisyonel ve enflamatuvar durumların her ikisini içeren basit ve kullanışlı bir parametre olan prognostik nütrisyon indeksi (PNİ), yaşlılardaki bu fonksiyonel bozulmayı yansıtır. Çalışmanın amacı, PNİ’nin TAVİ sonrası kısa dönem sağ kalım üzerine etkisini araştırmaktır.
Yöntemler: TAVİ yapılan 302 hastada PNİ değeri hesaplandı. Çalışma popülasyonu PNİ’nin kestirim değerine göre iki gruba ayrıldı: PNİ >43.37 (n=213; %70) ve PNİ <43.37 (n=89; %30). TAVİ sonrası 30 günlük sağ kalımda PNİ’nin prediktif değerini değerlendirdik.
Bulgular: Düşük PNİ değeri olan hastaların 30 günlük mortalitesi yüksek PNİ değeri olanlara göre daha yüksekti. (%3.3–%31.5; p<0.001). Majör vasküler komplikasyonlar ve kardiyak tamponadın düşük PNİ grubunda daha yüksek olduğu bulundu. 30 günlük sağ kalım için PNİ’nin kestirim değeri olan 43.37’nin özgüllüğü %94.3, duyarlılığı %74.3 ve negatif prediktif değeri %96.7 idi. PNİ, TAVİ sonrası 30 günlük mortalite için bağımsız risk faktörü olarak tespit edildi.
Sonuç: Yüksek PNİ değerleri, kısa dönemde yüksek sağ kalım ve düşük TAVİ sonrası komplikasyonlarla ilişkili olarak bulundu.
Objective: Transcatheter aortic valve implantation (TAVI) is a good alternative to surgical aortic valve replacement (SAVR) in severe aortic stenosis patients who are at intermediate or high risk, or other cases that are considered unsuitable for SAVR. TAVI is most often performed on elderly patients, and although conventional risk scores include a number of comorbidities, they do not take into account functional decline specific to elderly patients. The prognostic nutritional index (PNI), which is a simple and effective parameter for both nutritional and inflammatory status, reflects functional decline in the elderly. The aim of this study was to determine the effect of the PNI on short-term survival after TAVI.
Methods: The PNI values of 302 patients who underwent TAVI were analyzed. The study population was divided into 2 groups according to a PNI cut-off value: PNI >43.37 (n=213; 70%) and PNI <43.37 (n=89; 30%).
Results: Patients with a lower PNI score had a significantly higher mortality rate in the initial 30-day period following the procedure than patients with a higher PNI score (3.3% vs. 31.5%; p<0.001). Major vascular complications and cardiac tamponade were significantly more frequent in the lower PNI group. The cut-off value of the PNI for 30-day survival was 43.37, with 94.3% specificity and 73.4% sensitivity and the negative predictive value of the PNI was 96.7%. The PNI score was found to be an independent risk factor for 30-day mortality after TAVI.
Conclusion: A higher PNI score was associated with short-term survival and fewer post-TAVI complications.

6.Comparison of myocardial performance index and right ventricular myocardial acceleration during isovolumic contraction in detection of right ventricular dysfunction in obese patients
Murat Ziyrek, Mehmet Sertaç Alpaydın
PMID: 32955033  doi: 10.5543/tkda.2020.72246  Pages 594 - 604
Amaç: Obezitenin kalp yetersizliği için bir risk faktörü olduğu bilinmesine rağmen, bu konuda yapılmış çalışmaların çoğunda obezitenin sol kalp fonksiyonları üzerine etkisi incelenmiştir. Bu çalışmada, obezite derecesinin sağ kalp fonksiyonları üzerine etkisini incelemeyi, farklı ekokardiyografik modalitelerin sağ ventriküler disfonksiyonu belirlemedeki duyarlılık ve özgüllüğünü karşılaştırmayı amaçladık.
Yöntemler: Toplam 116 hasta çalışmaya dahil edildi. Dahil edilen hastalar beden kitle indeksine (BKİ) göre, yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş 4 gruba ayrıldı. Transtorasik ekokardiyografi ile sağ kalp fonksiyonları değerlendirildi.
Bulgular: Sağ atriyum (RA) çapı; obez ve morbid obez grupta, sağ ventriül (RV) çapı ise sadece morbid obez grupta anlamlı derecede daha büyüktü. Sağ ventriküler isovolumetrik akselerasyon (R-IVA); fazla kilolu gruptan itibaren anlamlı derecede daha düşüktü (sırasıyla, p=0.020;
p<0.001; p<0.001). Miyokart performans indeksi (MPİ) ise fazla kilolu gruptan itibaren anlamlı derecede daha yüksekti (sırasıyla, p=0.015; p<0.001; p<0.001) MPİ ile BKİ arasında güçlü pozitif korelasyon r=0.833, p<0.001), R-IVA ile BKİ arasında ise orta derecede negatif korelasyon = (-0.547, p<0.001) mevcuttu. Reciever operator curve analizi BKİ 30.50 kg/m2 kestirim değerinin R-IVA için %76.7 duyarlılık ve %72.3 özgüllük ile, BKİ 30.45 kg/m2 kestirim değerinin ise MPİ için %93.3 özgüllük ve %94.3 duyarlılıkla RV sistolik disfonksiyonunu öngördürdüğünü göstermiştir.
Sonuç: Bu çalışmada, bilinen hastalığı olmayan sağlıklı bireylerde obezitenin sağ kalp fonksiyonlarını anlamlı derecede etkilediği ve obezite derecesi ile sağ kalp fonksiyonlarındaki bozulma arasında anlamlı korelasyon olduğu gösterilmiştir. Ayrıca BKİ’nin RV sistolik disfonksiyonunu
öngörmede tek başına kullanılabileceği gösterilmiştir.
Objective: Although obesity is a risk factor for heart failure, studies analyzing the effect of obesity on heart functions have primarily examined the left side of the heart. This study is an analysis of the effect of the severity of obesity on right heart functions and a comparison of the sensitivity and specificity of different echocardiographic modalities in the detection of right heart dysfunction.
Methods: A total of 116 subjects were included and divided into 4 age- and sex-matched groups according to body mass index (BMI) values. Right heart functions were evaluated with transthoracic echocardiography.
Results: The right atrium (RA) diameter was significantly larger in the obese group (OBG) and the morbidly obese group (MOG); the right ventricle (RV) diameter was significantly larger only in the MOG. In the overweight group, the OBG, and the MOG, the RV isovolumic acceleration (R-IVA) was significantly lower (p=0.020; p<0.001; p<0.001, respectively) and the myocardial performance index (MPI)
value was significantly higher (p=0.015; p<0.001; p<0.001, respectively). There was a strong positive correlation between the MPI and the BMI (r=0.833, p<0.001), and a moderate negative correlation between the R-IVA and the BMI (r=-0.547, p<0.001). A cut-off value of 30.45 kg/m2 was associated with 93.3% sensitivity and 94.3% specificity in the prediction of RV systolic dysfunction defined by the MPI. A cut-off value of 30.50 kg/m2 was associated with 76.7% sensitivity and 72.3% specificity in the prediction of RV systolic dysfunction defined by the R-IVA.
Conclusion: Obesity significantly affected right heart function and there was a significant correlation between the degree of obesity and right heart functional deterioration. The BMI could be used to predict RV systolic dysfunction.

7.Positive tendency toward synchronous use of acetaminophen and ibuprofen in treating patients with patent ductus arteriosus
Roya Oboodi, Khadijeh Sadat Najib, Hamid Amoozgar, Shahnaz Pourarian, Mozhgan Moghtaderi, Nima Mehdizadegan, Fatemeh Sabzevari
PMID: 32955023  doi: 10.5543/tkda.2020.03902  Pages 605 - 612
Amaç: Prematüre yenidoğanlarda duktus arteriyozusun kendiliğinden kapanması sıklıkla başarısız olur ve bu durum artmış morbidite ve mortalite ile ilişkilendirilebilir. Açıklığın kapanmasını sağlamak için ilk olarak farmakolojik tedavi uygulanmakta olup çeşitli steroid olmayan anti-enflamatuvar ilaçlar kullanılabilir. Bu çalışmanın amacı, asetaminofeni ibuprofen ile birleştirmenin patent duktus arteriyozus (PDA) tedavisinde bu ilaçların tek tek kullanımından daha etkili olup olmadığını belirlemekti.
Yöntemler: Bu randomize, kontrollü çalışmaya, PDA’lı 154 prematüre yenidoğan alındı. Hastalar 3 gruba randomize edildi: Asetaminofen grubu (n=67), ibuprofen grubu (n=68) ve kombinasyon ilaç grubu (n=19). İlaca başlamadan önce ve birinci ve ikinci tedavi kürünü tamamladıktan sonra ekokardiyografi yapıldı. Üç tedavi yönteminin güvenliğini değerlendirmek için kan belirteçleri ölçüldü.
Bulgular: İlk tedavi küründen sonra asetaminofen grubundaki bebeklerin %76.1’inde, ibuprofen grubundakilerin %76.4’ünde ve kombinasyon tedavi grubunun %78.9’unda PDA’nın kapandığı görüldü (p=0.97). İkinci bir tedavi küründen sonra kapanma oranı asetaminofen grubunda %43.7, ibuprofen grubunda %62.5 ve kombinasyon grubunda %100 idi. Kullanılan üç tedavi yöntemine ilişkin herhangi bir komplikasyon yoktu.
Sonuç: Asetaminofen ve ibuprofenin birlikte kullanımı PDA’nın kapatılmasında etkili bir seçenek olabilir. Bu sonuçları doğrulamak için daha büyük örneklem büyüklüğüne sahip başka çalışmaların yürütülmesi tavsiye edilir.
Objective: Spontaneous closure of the ductus arteriosus often fails to occur in premature newborns and this condition can be associated with increased morbidity and mortality. The initial treatment to achieve closure of the opening is pharmacological, and various nonsteroidal anti-inflammatory drugs may be used. The aim of this study was to determine whether combining acetaminophen with ibuprofen is more effective than the individual use of these drugs to treat patent ductus arteriosus (PDA).
Methods: The present randomized, controlled trial study included 154 premature newborns with PDA. The patients were randomized into 3 groups: the acetaminophen group (n=67), ibuprofen group (n=68), and combination drug group (n=19). Echocardiography was performed before initiating the medication and after completing a first and second course of treatment. Blood markers were measured to assess the safety of the 3 types of therapy.
Results: After the first course of treatment, PDA closure was seen in 76.1% of the infants in the acetaminophen group, 76.4% of those in the ibuprofen group, and 78.9% of the combination therapy group (p=0.97). The closure rate after a second course of treatment was 43.7% in the acetaminophen group, 62.5% in the ibuprofen group, and 100% in the combination group. There were no complications attributed to the 3 methods of treatment used.
Conclusion: Concomitant use of acetaminophen and ibuprofen can be an effective option for closure of PDA. Other studies with a larger sample size are recommended in order to confirm these results.

CASE REPORT
8.Pseudoaneurysm after carotid stenting: A case report and review of the literature
Ahmet Güner, Selçuk Pala, Sabahattin Gündüz, Şeyhmus Külahçıoğlu, Ezgi Gültekin Güner
PMID: 32955027  doi: 10.5543/tkda.2020.34609  Pages 613 - 618
Karotis arter stentlemesi, karotis arter stenozunun tedavisinde son 30 yıldır yaygın olarak kullanılan girişimsel bir tedavi yöntemidir. Güncel literatürde, majör kardiyovasküler komplikasyonların tersine karotis psödoanevrizmasına (PA) daha az vurgu yapılmıştır. Karotis arter PA’sı, travma, spontan enfeksiyon, vaskülit veya iyatrojenik nedenlerden kaynaklanabilir. Ancak, karotis stentlemeye ikincil PA oluşumu insidansı oldukça nadirdir. Daha nadir olarak tamamen semptomsuz olabilse de genellikle semptomlu (boyun şişmesi, sinir sıkışması, solunum sıkıntısı, ses kısıklığı, disfaji ve iskemik serebrovasküler olaylar) seyreder. Doppler ultrasonografi, kontrastlı bilgisayarlı tomografi ve konvansiyonel anjiyografi temel tanı aracıdır. Tedavide cerrahi seçenek olarak primer kapatma, greft interpozisyonu dahil tarif edilmiştir. Endovasküler yaklaşım ile kapalı/çıplak metal stentin yerleştirilmesi cerrahiye alternatif bir tedavi yöntemidir.
Carotid artery stenting has been a widely used interventional treatment method for the last 3 decades in the treatment of carotid artery stenosis. In the current literature, unlike major cardiovascular complications, less emphasis has been placed on carotid pseudoaneurysm (PA). A carotid artery PA can be caused by trauma, spontaneous infection, vasculitis, or it may be iatrogenic. However, the incidence of PA secondary to carotid stenting is extremely rare. Although it may be completely asymptomatic in rare instances, it usually progresses symptomatically (neck swelling, nerve compression, respiratory distress, hoarseness, dysphagia, and ischemic cerebrovascular events). Doppler ultrasound, contrast-enhanced computed tomography, and conventional angiography are the main diagnostic tools. Primary closure, including graft interposition, has been described as a surgical therapeutic option. An endovascular approach with placement of a covered or bare metal stent is an alternative treatment method to surgery.

9.Diverse echocardiographic changes in the course of hypoxia due to acute exacerbation of idiopathic pulmonary fibrosis
Toshimitsu Tsugu, Yuji Nagatomo, Hidefumi Koh, Kaoru Tanaka, Patrizio Lancellotti
PMID: 32955026  doi: 10.5543/tkda.2020.30464  Pages 619 - 622
İdiyopatik pulmoner fibroz (İPF) ilerleyici bir parankimal hastalıktır. Pulmoner hipertansiyon (PH), İPF seyrinde ortaya çıkabilen potansiyel olarak ölümcül bir komplikasyondur. İPF-PH olgularının sağlık durumu genellikle tedrici olarak kötüleşirken bazen hastaların sağlık durumu hipoksi nedeniyle aniden bozulabilir. Bu olgu raporu, 73 yaşında bir erkekte 2 hipoksik atak epizodunda gözlenen farklı ekokardiyografik değişiklikleri göstermektedir. Başvuru anında, triküspit yetersizliği pik gradyanı (TRPG) 21 mmHg ve oksijen satürasyon oranı %94 (O2: 4 L / dak) idi. Hastaneye kabulden beş gün sonra, TRPG ve oksijen satürasyonu kötüleşti [TRPG: 85 mmHg, oksijen satürasyonu: %72 (O2; 4 L / dak)]. Hipoksik pulmoner vazokonstriksiyon nedeniyle hastaya İPF-PH tanısı konuldu. Oksijen tedavisi ve metilprednizolon puls tedavisi (MPT) uygulandı. MPT tedavisinden beş gün sonra, hipoksi ve PH iyileşti [TRPG: 21 mmHg, oksijen satürasyonu: %95 (O2: 4 L / dak)]. MPT’den 20 gün sonra oluşan İPF’nin akut eksaserbasyonu (İPF-AE) nedeniyle ikinci bir MPT dozu uygulandı. TRPG ve oksijen satürasyonu düşmedi [TRPG: 27 mmHg, oksijen satürasyonu: %94 (O2: 4 L / dak)]. Hasta ikinci MPT dozundan 10 gün sonra hayatını kaybetti. İPF-PH varlığında İPF-AE’nin bozulmasıyla sıradışı ekokardiyografik bulgular gözlendi.
Idiopathic pulmonary fibrosis (IPF) is a progressive parenchymal disease. Pulmonary hypertension (PH) is a potentially lethal complication in the course of IPF. In almost all cases of IPF-PH there is gradual deterioration, but patients can also decline suddenly due to hypoxia. This case report describes the different echocardiographic changes observed in 2 episodes of hypoxic attack in a 73-year-old man. On admission, the tricuspid regurgitation peak gradient (TRPG) was 21 mmHg and the oxygen saturation rate was 94% (O2: 4 L/min). Five days after admission, the TRPG and oxygen saturation rate deteriorated [TRPG: 85 mmHg, oxygen saturation: 72% (O2; 4 L/min)]. He was diagnosed with IPF-PH due to hypoxic pulmonary vasoconstriction. Oxygen therapy and methylprednisolone pulse therapy (MPT) were administered. Five days after the MPT treatment, the hypoxia and PH improved [TRPG: 21 mmHg, oxygen saturation: 95% (O2: 4 L/min)]. Acute exacerbation of IPF (IPF-AE) occurred 20 days after the MPT, and a second dose of MPT was administered. The TRPG and oxygen saturation rate did not decline [TRPG: 27 mmHg, oxygen saturation: 94% (O2: 4 L/min)]. The patient died 10 days after the second dose of MPT. Divergent echocardiographic findings were observed during the deterioration of IPF-AE in the presence of IPF-PH.

10.Resuscitated sudden cardiac death due to severe hypokalemia caused by teff grain herbal tea: A case report
Murat Akçay, Serkan Yüksel
PMID: 32955031  doi: 10.5543/tkda.2020.57996  Pages 623 - 626
Obezite, yaygın bir sağlık sorunudur ve dünyada giderek artmaktadır. Geleneksel olmayan tedavilerin, özellikle bitkisel tedavi yöntemlerinin uygunsuz ve kontrolsüz kullanımı, kolay bulunabilirlik nedeniyle artmıştır. Bizim vakamızda, 41 yaşında erkek hastada evde çarpıntı, bilinç bulanıklığı ve ardından bayılma gelişti. Bilinç kaybının ardından kalp durması meydana geldi. Acil tıbbi ekip çağrıldı ve acil tıbbi ekip gelene kadar eşi tarafından hastaya kalp masajı yapıldı. Kardiyak arrestten beş dakika sonra monitörde ventriküler fibrilasyon saptandı ve hasta defibrile edildi. Fizik muayenede hipotansiyon ve taşikardi saptandı. Elektrokardiyografide hızlı idiyoventriküler ritim, yakalama ve füzyon vurularıyla birlikte DII, DIII, aVF derivasyonlarında belirgin J dalgası izlendi. Beyin manyetik rezonans görüntüleme, torasik tomografide kliniği açıklayacak bir patoloji saptanmadı ve koroner anjiyografi normal koroner arterler olarak raporlandı. Laboratuvar parametreleri K=2.23 mEq/L, kan gazında iyonize K=2.43 mEq/L, Na=142 mEq/L, Ca=9.3 mg/dL, kreatinin=1.6 mg/dL, pH=7.29, cTnI=0.12 (0–0.11 ng/mL) ve kütle CK-MB=8.3 (0–3.23 ng/mL) olarak tespit edildi. Sıvı ve elektrolit replasman tedavisinden sonra elektrokardiyografide sırasıyla atriyal fibrilasyon ile birlikte dar QRS ve sonra düzeltilmiş QT değeri 490 msn ile birlikte normal sinüs ritmi görüldü. Hasta takipte ekstübe edildi. Koroner arter hastalığı için bir risk faktörü, ilaç ya da madde kullanımı öyküsü ve duygusal veya fiziksel strese maruziyet yoktu. Kilo vermek için beş gündür yoğun bir şekilde “Teff” çayı aldığını belirtti. Hasta komplikasyonsuz taburcu edildi ve dokuz aydır asemptomatik takip edilmektedir. Kilo kaybı için uygun olmayan alternatiflerin kullanımı, özellikle Teff çayı gibi bitkisel tedaviler ve ilişkili yan etkiler, geniş kullanılabilirlik ve kolay erişim nedeniyle artmaktadır. Toplum bu konuda uyarılmalıdır.
Obesity is a common health problem and the prevalence is increasing worldwide. The improper and unregulated use of unconventional therapies, especially herbal treatment methods, has grown due to widespread availability. In our case, a 41-year-old male patient developed palpitation, confusion, loss of consciousness, and cardiac arrest while at home. An emergency medical team was called and chest compressions were performed by his wife until the medical team arrived. Ventricular fibrillation was detected on the monitor 5 minutes after the cardiac arrest occurred and the patient was defibrillated. A physical evaluation revealed hypotension and tachycardia. Electrocardiography (ECG) showed a fast idioventricular rhythm with capture and fusion beats and evident J waves in leads DII, DIII, and aVF. Brain magnetic resonance imaging and thoracic tomography revealed no pathology to explain his clinical condition and the coronary angiography results were not significant. The laboratory parameters included potassium (K): 2.23 mEq/L, ionized K (arterial blood): 2.43 mEq/L, sodium: 142 mEq/L, calcium: 9.3 mg/dL, creatinine: 1.6 mg/dL, pH: 7.29, cardiac troponin I: 0.12 (normal range: 0–0.11 ng/mL) and creatinine kinase mass: 8.3 (normal range: 0–3.23 ng/mL). After fluids and electrolyte replacement therapy were administered, the ECG results revealed narrow QRS complex atrial fibrillation followed by a normal sinus rhythm with a 490 ms corrected QT interval. The patient was extubated in follow-up. There were no risk factors for coronary artery disease, no history of drug or other substance use, and no exposure to excessive emotional or physical stress. The patient said that he had been consuming a large quantity of teff tea for 5 days to lose weight. He was discharged without any complications and has been asymptomatic in 9 months of follow-up. The inappropriate use of weight loss alternatives, especially herbal therapies such as teff tea, and the incidence of associated side effects are increasing due to wide availability and easy access. The general population should be warned about this issue.

CASE IMAGE
11.Post-infarction aneurysm of left ventricle perforating the right ventricle
Hicaz Zencirkıran Ağuş, Alkım Ateşli, Ali Kemal Kalkan, Mehmet Ali Astarcıoğlu, Mustafa Yıldız
PMID: 32955029  doi: 10.5543/tkda.2020.45301  Page 627
Abstract | English Full Text | Video

12.A rare manifestation of a known entity: Giant interatrial septal aneurysm
Yalçın Velibey, Fatma Can, Kemal Emrecan Parsova, Tolga Sinan Güvenç
PMID: 32955024  doi: 10.5543/tkda.2020.23598  Page 628
Abstract | English Full Text | Video

13.Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Page 629
Abstract | Full Text PDF

© Copyright 2020 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale