Archives of the Turkish Society of Cardiology - Turk Kardiyol Dern Ars: 48 (3)
Volume: 48  Issue: 3 - April 2020
INVITED EDITORIAL
1.A comprehensive evaluation of heart failure with preserved ejection fraction and the relationship to atrial fibrillation in Turkey
Muhammed Keskin
PMID: 32281949  doi: 10.5543/tkda.2020.05949  Pages 229 - 230
Abstract | Full Text PDF

2.Cardiac magnetic resonance imaging of acute/active myocardial inflammation
İrem Okçular Sezer
PMID: 32281961  doi: 10.5543/tkda.2020.87878  Pages 231 - 233
Abstract | Full Text PDF

ORIGINAL ARTICLE
3.Comparison of clinical characteristics of patients with heart failure and preserved ejection fraction with atrial fibrillation versus sinus rhythm: Insights from the APOLLON registry
Bülent Özlek, Eda Özlek, Mehmet Tekinalp, Serkan Kahraman, Hicaz Zencirkiran Agus, Özcan Başaran, Bedri Caner Kaya, İbrahim Rencüzoğulları, Kadir Ugur Mert, Ozan Çakır, Altuğ Ösken, Lütfü Bekar, Yunus Çelik, Cem Çil, Volkan Doğan, Oğuzhan Çelik, Gurbet Özge Mert, Kadriye Memiç Sancar, Samet Sevinç, Murat Biteker
PMID: 32281959  doi: 10.5543/tkda.2019.77236  Pages 234 - 245
Amaç: Atriyal fibrilasyonu (AF) bulunan korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetersizliği (KEF-KY) hastalarının klinik özelliklerini değerlendirmeyi ve bu hastaların klinik özelliklerini AF’si bulunmayan KEF-KY hastalarıyla karşılaştırmayı amaçladık.
Yöntemler: Bu çalışma, Türkiye’de yürütülmüş olan, daha kapsamlı, çok merkezli, gözlemsel ve kesitsel bir kayıt çalışmasının alt grup analizi olarak tasarlandı (NCT03026114). KEF-KY hastaları; AF ritminde olan KEF-KY hastaları ve sinüs ritminde (SR) olan KEF-KY hastaları olarak iki gruba ayrılarak, bu hastaların klinik karakteristik özellikleri karşılaştırıldı.
Bulgular: Toplam 819 KEF-KY hastası (ortanca yaş 67 yıl, %58 kadın) içinde, 313 (%38.2) hastada AF mevcuttu. SR olan hastalara kıyasla, AF mevcut olan hastalar daha yaşlı (70’e karşı 66 yıl, p<0.001) ve daha semptomatikti. NYHA III-IV fonksiyonel kapasite, paroksismal nokturnal dispne, ortopne, çarpıntı, yorgunluk, akciğerlerde krepitan ral ve periferik ödem prevalansı AF ritmindeki hastalarda daha yüksekti. Kalp yetersizliğine bağlı hastaneye yatış oranı AF hastalarında daha fazlaydı (%28.4’e karşı %12.6, p<0.001) ve AF hastaları belirgin olarak daha yüksek N-terminal pro-B-tipi natriüretik peptit (887’ye karşı 394.8 pg/mL, p<0.001) ve sol atriyum volüm indeksi değerlerine sahipti. Bununla birlikte, AF mevcut olmayan hastalar daha yüksek diabetes mellitus, obstrüktif uyku apnesi ve koroner arter hastalığı yüküne sahipti. Ayrıca AF grubunda, nondihidropiridin grubu kalsiyum kanal blokerleri, digoksin, loop diüretikleri ve antikoagülan ilaç kullanım oranları daha fazlaydı.
Sonuç: Bu çalışma Türkiye’deki geniş bir KEF-KY kohortunda AF ritminde olan ve olmayan hastalar arasında önemli klinik farklılıklar olduğunu göstermiştir. Ülkemizde de giderek artan bu kalp yetersizliği popülasyonunda, AF’nin prognostik etkilerini netleştirmek için daha ileri, prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.
Objective: The aim of this study was to assess the clinical characteristics of patients with heart failure and preserved ejection fraction (HFpEF) and atrial fibrillation (AF) and compare them with those of HFpEF patients without AF.
Methods: This study was a sub-group analysis of a multicenter, observational, and cross-sectional registry conducted in Turkey (ClinicalTrials.gov identifier: NCT03026114). Patients with HFpEF were divided into 2 groups: HFpEF with AF and HFpEF with sinus rhythm (SR), and the clinical characteristics of the groups were compared.
Results: In a total of 819 HFpEF patients (median age: 67 years; 58% women), 313 (38.2%) had AF. Compared to the patients with SR, those with AF were older (70 years vs 66 years; p<0.001) and more symptomatic, with a higher rate of classification as New York Heart Association functional class III-IV, paroxysmal nocturnal dyspnea, orthopnea, palpitations, fatigue, pulmonary crepitations, and peripheral edema. The hospitalization rate for heart failure was higher (28.4% vs 12.6%; p<0.001) in patients with AF, and participants with AF had higher level of N-terminal pro-B-type natriuretic peptide (887 pg/mL vs 394.8 pg/mL; p<0.001) and higher left atrial volume index level. Patients without AF had a higher burden of diabetes mellitus, obstructive sleep apnea, and coronary artery disease. The prescription rate of nondihydropyridine calcium blockers, digoxin, loop diuretics, and anticoagulant drugs was higher in the AF group.
Conclusion: The results of this study revealed that in a large Turkish cohort with HFpEF, significant clinical differences were present between those with and without AF and. Further prospective studies are needed to clarify the prognostic implications of AF in this growing heart failure population in our country.

4.Diagnostic values of edema-sensitive T2-weighted imaging, TSE T1-weighted early contrast-enhanced imaging, late gadolinium enhancement, and the Lake Louise criteria in assessing acute myocarditis: A single-center cardiac magnetic resonance study
Deniz Alis, Arda Güler, Ozan Aşmakutlu, Begüm Uygur, Seyhan Ördekçi
PMID: 32281957  doi: 10.5543/tkda.2019.67467  Pages 246 - 254
Amaç: Akut miyokardit tanısında kardiyak manyetik rezonans görüntülemede (MRG) “Lake Louise konsensüs” kriterlerinin üç ana komponenti olan ödem, hiperemi ve geç kontrast tutulumunun (GKT) tanısal etkinliğini araştırmak.
Yöntemler: Geriye dönük olarak yürütülen bu çalışmaya akut miyokardit tanılı 44 hasta ve 24 sağlıklı kontrol dahil edildi. Kardiyak MRG’de ödem varlığı T2-ağırlıklı STIR imajlarda miyokart üzerinde yaygın veya fokal olarak normal görünümdeki kas dokusundan 1.9 kat daha fazla sinyal artışı olarak tanımlandı. Hiperemi T1-ağırlıklı turbo spin eko sekanslarda miyokardın erken kontrast tutulum oranının aynı kesitteki kaslardan 4 kat veya daha fazla olması olarak tanımlandı. GKT ise görsel olarak değerlendirildi. Akut miyokardit tanısı için referans yöntem Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin kılavuzlarına uyumlu olacak şekilde klinik ve biyokimyasal belirteçler olarak kabul edildi.
Bulgular: Ödem, hiperemi, GKT ve Lake Louise kriterinin (3 bulgudan en az ikisi) tanısal doğruluğu sırasıyla %75.7, %64.2, %88.5 ve %84.2 idi. Lake Louise kriterlerinden özgüllüğü en yüksek olan %100 ile ödemdi. Duyarlılığı en yüksek kriter ise GKT idi (%86). Akut miyokardit tanısı için GKT ve/veya ödem varlığı kriter olarak kabul edildiğinde en yüksek tanısal doğruluk değeri elde edildi (%92.8).
Sonuç: Akut miyokardit tanısında GKT ve/veya ödem varlığı tanı kriteri olarak kabul edildiğinde Lake Louise kriterlerine göre daha yüksek tanısal doğruluk elde edildi. Bu çalışmada erken kontrast tutulum oranının kardiak MRG incelemenin akut miyokardit tanısını koymada tanısal doğruluğa katkıda bulunmadığı saptanmıştır. Bu nedenle kardiyak MRG’de erken kontrast tutulum oranının akut miyokardit tanısındaki katkısının sorgulanmasını ve tanı için alternatif yöntemlerin geliştirilmesini öneriyoruz.
Objective: The aim of this study was to evaluate the diagnostic accuracy of the Lake Louise consensus criteria using cardiac magnetic resonance (CMR) imaging assessment of edema, hyperemia, and late gadolinium enhancement (LGE) in the diagnostic determination of acute myocarditis.
Methods: A total of 44 patients with acute myocarditis and 24 healthy controls were included in this retrospective study. The presence of edema was defined as a myocardial mean signal intensity >1.9 times that of the skeletal muscle in the same slice on T2-weighted short tau inversion-recovery sequences. Hyperemia was defined as an early gadolinium enhancement ratio (EGEr) ≥4 calculated using the contrast-enhancement of the myocardium and skeletal muscle on TSE T1-weighted sequences, and LGE was assessed by visual examination. The reference methods used to determine the presence of myocarditis were based on the European Society of Cardiology Working Group on Myocardial and Pericardial Diseases guidelines for clinical and biochemical findings.
Results: The diagnostic accuracy of edema, hyperemia, LGE, and the Lake Louise criteria (at least 2 of 3 components) was 75.7%, 64.2%, 88.5%, and 84.2%, respectively. Among the 3 components of the Lake Louise criteria, edema had the highest specificity (100%), and LGE had the highest sensitivity (86%). The use of LGE and/or edema as a criterion for acute myocarditis revealed the highest diagnostic accuracy (92.8%) among the CMR sequences and combinations of components examined.
Conclusion: LGE and/or edema as a sole criterion for the diagnosis of acute myocarditis demonstrated better diagnostic accuracy than the Lake Louise criteria. The use of EGEr did not improve the performance of CMR-based diagnosis. Alternatives to the use of EGEr are recommended for the diagnosis of acute myocarditis.

5.Relationship between the infarct localization and left ventricular rotation parameters following acute ST-segment elevation myocardial infarction
Aykut Demirkiran, Cafer Zorkun, Hasan Deniz Demir, Birol Topçu, Ender Emre, Nihal Özdemir
PMID: 32281952  doi: 10.5543/tkda.2019.36422  Pages 255 - 262
Amaç: ST yükselmeli miyokart enfarktüsü (STYME) sonrası erken dönemde ölçülmüş sol ventriküler (LV) apikal rotasyon değerinin gelişecek olan enfarkt lokalizasyonunu öngörmedeki rolünü araştırdık.
Yöntemler: Yüz yirmi dört hasta ve benzer demografik özelliklere sahip 50 kişilik sağlıklı gönüllü değerlendirildi. 2D-Speckle Tracking ekokardiyografi (STE) kılavuzluğundaki apikal rotasyon açıları ile tc-99m sestamibi-tek-foton emisyon bilgisayarlı tomografi (SPECT) kılavuzluğundaki infarkt lokalizasyonu arasındaki ilişki değerlendirildi. Başarılı primer perkütan koroner girişimden (PPCI) itibaren 2D-STE ortalama 2 gün, SPECT görüntüleme ise ortalama 59 gün sonra yapılmıştı.
Bulgular: Apikal rotasyon açısı anteriyor miyokart enfarktüsü geçirmiş hastalarda inferiyor miyokart enfarktüsü geçirmiş hastalara ve kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük saptandı (sırasıyla, 6.51±2.4°, 13.20±2.5°, 14.3±2.1°, p değerleri; AntMI-InfMI: 0.000, AntMI kontrol: 0.000, InfMI kontrol: 0.150). SPECT görüntülemede perfüzyon kusurları değerlendirildiğinde, anteriyor miyokart enfarktüslü tüm hastalarda LV apikal duvarda skar gözlendi, ancak inferiyor miyokart infarktüslü sadece 14 hastada apikal skar saptanmıştı (genellikle inferoapikal duvarda). Apikal rotasyon açısının, apikal skar saptanmış hastalarda apikal skar saptanmamış hastalara göre azaldığını saptadık (sırasıyla, 7.6±2.8° ve 14.5±2° p=0.00). ROC analizinde, apikal rotasyon açısı için eğri altındaki alan 0.799, p<0.01; en iyi kestirim değeri olan 12.1° %78.3 duyarlıllık ve %68.2 özgüllük ile STYME sonrası LV apikal skar oluşumunu öngörebilmektedir.
Sonuç: STYME sonrası erken dönemde apikal rotasyon açısındaki azalmanın tespiti, infarkt skarının sol ventrikül apeksine uzanacağını öngörmede faydalı olabilir.
Objective: This study was an investigation of the role of left ventricular (LV) apical rotation seen in the early period after myocardial infarction (MI) in predicting infarct localization.
Methods: A total of 124 patients with a ST-Segment elevation myocardial infarction (STEMI) diagnosis who underwent primary percutaneous coronary intervention (PCI) and 50 healthy volunteers with similar demographic characteristics were included in the study. The relationship between 2-dimenstional speckle tracking echocardiography (STE)-guided LV apical rotation angle measurements and technetium-99m sestamibi-single-photon emission computed tomography (SPECT)-guided infarct localization was evaluated. Conventional echocardiography and STE were performed on average 2 days after PCI, and gated SPECT myocardial perfusion imaging (MPI) was performed within an average of 60 days.
Results: The apical rotation angle was lower in patients with an anterior MI compared with those who had an inferior MI and the control group (AntMI-InfMI: 6.51±2.4°, AntMI-Control: 13.20±2.5°, InfMI-Control: 14.3±2.1°; p value: 0.00, 0.00, 0.15, respectively). SPECT MPI analysis revealed the presence of an LV apical scar in all patients with acute anterior MI, but only 14 of those with inferior MI group (usually the inferoapical wall). The apical rotation angle recorded in patients with apical scar was lower than that of the patients without apical scar (7.6±2.8° and 14.5±2°, respectively; p=0.00). Receiver operating characteristic curve analysis yielded an area under the curve for apical rotation of 0.799 (p<0.01). The optimal cutoff value of 12.1° had a sensitivity of 78.3% and a specificity of 68.2% for predicting LV apical scar following STEMI.
Conclusion: Detection of apical rotation angle decrease in the early period after STEMI may be useful in predicting extension of infarct scarring to the LV apex.

6.Assessment of atrial electromechanical delay and P wave dispersion in patients with chronic obstructive pulmonary disease
Murat Cimci, Sermin Borekci, Burcak Kilickiran Avci, Ergi Hysi, Hurrem Gul Ongen, Bilgehan Karadag, Ozge Ozden Tok, Eser Durmaz, Hakan Karpuz
PMID: 32281955  doi: 10.5543/tkda.2019.58665  Pages 263 - 269
Amaç: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ile atriyal fibrilasyonu (AF) ilişkidir ve azalmış birinci saniye zorlu ekspiratuvar volümü (ZEV1) yeni başlangıçlı AF için bağımsız bir etkendir. Bu çalışmanın amacı bilinen kardiyovasküler hastalığı olmayan KOAH hastalarında 2 AF öngördürücüsünün; P dalga dispersiyonunun ve atriyal elektromekanik gecikmenin (AEMG) değerlendirilmesidir ve bunların ZEV1 ile nicelenen solunum fonksiyonlarıyla ilişkisinin değerlendirilmesidir.
Yöntemler: Çalışmaya 41 KOAH hastası (33 erkek, ortalama yaş 51) ile 32 sağlıklı birey katıldı. P dalga dispersiyonu elektrokardiyogram üzerinde 12 derivasyon arasında maksimum ve minimum P dalga süreleri arasındaki fark alınarak hesaplandı. P dalgasının başlangıcından doku Doppler görüntülemesi ile saptanan geç diyastolik dalgasına (Am dalgası) kadar olan süre olarak tanımlanan AEMG ölçümü; lateral mitral anulusdan (LMAEMG), septal (SMAEMG) ve lateral triküspit anulusdan (LTAEMG) yapıldı.
Bulgular: P dalga dispersiyonu KOAH grubunda kontrol grubundan anlamlı olarak uzundu (76±19 ve 45±10 ms, p<0.001). Tüm AEMG ölçümleri hasta grubunda anlamlı uzama gösterdi (LMAEMG: 74±9 ve 64±11 ms, SMAEMG: 66±10 ve 57±12 ms ile LTAEMG: 65±9 ve 46±7 ms; hepsi için p<0.001). Ayrıca, FEV1 ile yalnız LTAEMG arasında ilişki gözlendi (rs: -401, p <0.009).
Sonuç: Hem P dalga dispersiyonu hem atriyal elektromekanik gecikme parametreleri hastalığın erken dönemlerinden başlamak üzere yapısal ve fonksiyonel kardiyak hastalığı olmayan KOAH hastalarında AF’ye artmış eğilimin göstergesi olarak anlamlı uzundu.
Objective: Chronic obstructive pulmonary disease (COPD) is associated with atrial fibrillation (AF) and reduced forced expiratory volume (FEV1) is an independent predictor for new onset AF. The aims of this study were (1) to analyze the atrial electromechanical delay (AEMD) and P wave dispersion which are two predictors of AF development in patients with COPD and without any cardiovascular disease, and (2) to assess the relationship of those with pulmonary functions as quantified by FEV1 measurements.
Methods: The study included 41 patients with COPD (33 male; mean age: 51 years) and 32 healthy controls. P wave dispersion was calculated as the difference between the maximum and minimum P wave duration in a 12-lead surface electrocardiography (ECG) recording. AEMD, defined as the time interval from the P wave onset on the ECG to the initiation of the late diastolic (Am) wave using a tissue Doppler examination, was measured from the lateral mitral annulus (LAEMD), septal annulus (SAEMD), and tricuspid lateral annulus (TAEMD).
Results: P wave dispersion was significantly longer in the COPD group than those in the controls (76±19 ms vs. 45±10 ms; p<0.001). All of the AEMD measurements demonstrated significant prolongation in patients with COPD (LAEMD: 74±9 ms vs. 64±11 ms; SAEMD: 66±10 ms vs. 57±12 ms; and TAEMD: 65±9 ms vs. 46±7 ms; p<0.001 for all). The only correlation with FEV1 was observed in the TAEMD values of the COPD group (rs: -401; p<0.009).
Conclusion: Both P wave dispersion and AEMD parameters were significantly longer in COPD patients without any established structural or functional cardiac abnormalities, indicating an increased tendency for AF development, beginning from the initial stages of the disease.

7.The effect of age on outcomes at a cardiac rehabilitation center in Turkey
Pınar Demir Gündoğmuş, Berrin Topçu Özcan, Mert Hayıroğlu, İbrahim Gündoğmuş, Emrah Burak Ölçü, Mehmet Uzun, Ahmet L. Orhan
PMID: 32281960  doi: 10.5543/tkda.2020.78568  Pages 270 - 277
Amaç: Bu çalışmanın amacı ≤65 yaş ve >65 yaş arasındaki Türk hastalarda fizyolojik parametreler, ekokardiyografi ölçümleri, lipit profilleri ve psikolojik parametreler açısından 12 haftalık faz II kalp rehabilitasyonunun (KR) etkinliğini değerlendirmektir.
Yöntemler: Bu geriye dönük çalışmaya, faz II kalp rehabilitasyon programlarını tamamlamış 68 hasta alındı. Hastaların ekokardiyografi ölçümü, fiziksel parametreleri, psikolojik durumları ve serum lipit düzeyleri programa girmeden önce ve program tamamlandıktan hemen sonra değerlendirildi. Hastalar 65 yaş ve altı ve 65 yaş üstü olmak üzere iki gruba ayrıldı ve KR programının etkisi karşılaştırıldı.
Bulgular: KR öncesi ve sonrası 65 yaş ve altı hastaların ortalama kalp hızı (KH), seans sırasında egzersiz seviyesi, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (SVEF), Beck Depresyon Envanteri (BDE), Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (STAI) I-II, istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdi. Altmış beş yaş üstü hastaların ortalama seans sırasında egzersiz seviyesi, SVEF, yüksek dansiteli lipoprotein (HDL), BDE, STAI-I ve STAI-II parametreleri istatistiksel olarak anlamlıydı. Altmış beş yaş ve altı ve 65 yaş üstü hasta gruplarının yüzde değişimleri karşılaştırıldığında, ortalama KH (+11.24±12.62 ve +3.96±12.50; p=0.039), SVEF (+21.31±21.37 vs +9.55±13.50; p=0.035) ve STAI I (-11.33±11.51 ve -23.25±1 4.08; p=0.025) parametreleri istatistiksel olarak anlamlıydı.
Sonuç: Bu çalışma Türk toplumunda yaşlı hastaların KR’den genç hastalar kadar fiziksel parametreler, ekokardiyografi ölçümleri, lipid profili ve psikolojik parametreler açısından yarar sağladığını ortaya koymuştur.
Objective: The aim of this study was to assess the effectiveness of a 12-week phase II cardiac rehabilitation (CR) program in Turkish patients aged between ≤65 years and >65 years using psychical parameters, echocardiography measurements, lipid profiles, and psychological parameters.
Methods: A total of 68 patients who completed a phase II CR program were enrolled in this retrospective study. The echocardiography measurements, as well as assessment of physical parameters, psychological state, and serum lipid level of the patients were evaluated before the entry into the program and just after the completion. Patients were divided into 2 groups: those aged 65 years and under and those over the age of 65, and the effects of the CR program were compared.
Results: There was a statistically significant difference in the average heart rate (HR), left ventricular ejection fraction (LVEF), Beck Depression Inventory (BDI) score, and State-Trait Anxiety Inventory (STAI) I-II scores of young patients before and after cardiac rehabilitation. The LVEF, high-density lipoprotein (HDL), BDI, STAI-I, and STAI-II parameters of older patients were statistically significant. In the comparison between those who were 65 years and under and those over the age of 65, the change in the mean HR (+11.24±12.62 bpm vs. +3.96±12.50 bpm; p=0.039), LVEF (+21.31±21.37% vs. +9.55±13.50%; p=0.035) and STAI I scores (-11.33±11.51 points vs. -23.25±14.08 points; p=0.025) were significantly different.
Conclusion: The results of the present study revealed that patients in a Turkish population aged 65 and over benefited from CR as much as younger patients did in terms of physical parameters, echocardiography measurements, lipid profiles, and psychological parameters.

8.Asessment of television food marketing for children according to Ministry of Health nutrition profile guidelines
Nazan Yardım, Seniz Ilgaz, Faika Betül Aydın, Mutlu Kaya
PMID: 32281953  doi: 10.5543/tkda.2019.54524  Pages 278 - 288
İnfant, çocuk ve adölesanlarda obezitenin tüm dünyada ve ülkemizde önemi artmaktadır. Obez çocuklar genellikle yetişkinliklerinde de obez olarak kalmakta ve kronik hastalık riski altındadırlar. Ülkemizde ilkokul 2. sınıf öğrencilerinin 1/4’i obez (%24.5) veya fazla kilolu iken ortaokul öğrencilerinin yaklaşık 1/3’i (%30.1), lise öğrencilerinin de 1/5’ini (%20.6) oluşturmaktadır. Sağlık Bakanlığınca yürütülen Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı kapsamında çocukların yüksek enerji, doymuş yağ, şeker ve tuz içeren gıda/içecek reklamlarına maruz kalmalarını sınırlamak için Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan Besin Profili Rehberi’ne göre ulusal yayın yapan bazı uluslararası TV kanallarında yapılan gıda reklamları değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada yapılan değerlendirmede çocuklara reklamı uygun olmayan yüksek enerji, şeker, tuz ve doymuş yağ içeren yiyecek ve içecek reklamlarının hem sıklığı hem süresi yüksek bulunmuştur. 27.03.2018 tarihinde başlatılan Radyo Televizyon Üst Kurulu Yayın Hizmeti Usul ve Esasaları Hakkında Yönetmelik uygulamasının izleme ve değerlendirme mekanizmaları kurulmalıdır. Kronik hastalıkların önlenmesinde çocukluktan başlayan koruyucu önlemler alınması önemlidir.
Obesity is a growing problem in infants, children, and adolescents in our country and all over the world. Obese children usually remain obese in their adulthood and they are risk of chronic diseases. In our country, ¼ (24.5%) of 2nd grade students in primary school, approximately 1/3 (30.1%) of middle school students and 1/5 (20.6%) of high school students are obese/overweight. This study was conducted to evaluate TV advertising of these products according to the Healthy Nutrition and Active Life Program of the Turkish Ministry of Health, which is based on World Health Organization recommendations. It was observed that there were numerous inappropriate increased number and time food and beverage advertisements broadcast during programming directed at children. Monitoring and evaluation of mechanisms should be founded according to the 27.03.2018 regulation about Broadcast Service Procedures and Principles initiated by Radio and Television Supreme Council (RTÜK). It is important to encourage healthy habits and take measures to prevent chronic diseases such as obesity in childhood.

CASE REPORT
9.Current clinician perspective on non-vitamin K antagonist oral anticoagulant use in challenging clinical cases
Uğur Önsel Türk, Rezzan Deniz Acar, Taylan Akgün, Volkan Emren, Selçuk Kanat, Emir Karacağlar, Alper Kepez, Şeref Kul, Erdem Özel, Evrim Şimşek, Selcen Yakar Tülüce, Kamil Tülüce, A. John Camm
PMID: 32281950  doi: 10.5543/tkda.2020.16359  Pages 289 - 303
Amaç: Non-Vitamin K antagonisti oral antikoagülanların (NOAK) geliştirilmesi ve yaygın klinik kullanıma girmesi ile Atriyal fibrilasyonda (AF) inmeden korunmanın ufku değişmiştir. Her ne kadar dört NOAK, büyük çaplı Faz 3 klinik denemeler ile düzenleyici otoritelerden alarak pazar erişim sürecini tamamlasa da Faz 3 denemelerin eksternal validasyonuna ilişkin geleneksel zorluklar günlük pratikte klinisyenleri zorlu olgu ve klinik senaryolar ile karşı karşıya bırakmaktadır. Günlük pratiklerinde klinisyenler, sıklıkla söz konusu Faz 3 denemelerde yeterince temsil edilmemiş ve yeterli kanıtın bulunmadığı hasta grupları ile yüz yüze kalmaktadır. Bu yazıda, pivot NOAK denemelerinde yeterince temsil edilmeyen ancak günlük pratikte sıklıkla karşılaşılan AF olgularının yönetimi ile ilgili olarak, günlük pratikte bu AF olgularının takip ve tedavisini sürdüren 12 kardiyoloji akademisyeninin katıldığı toplantı raporu sunulmaktadır.
Yöntemler: Zorlu AF olgularının yönetim stratejilerini tartışmak için bir danışma kurulu paneli toplanmıştır. Mevcut makale bu toplantıdaki olgu sunumları ve tartışmaların özeti olarak derlenmiştir.
Sonuç: Kardiyologların bu uzman fikir birliği, rutin uygulamalarından olgu örnekleri kullanarak, önemli çalışmalarda yeterince temsil edilmeyen zorlu olguların yönetim stratejilerini tanımlamayı amaçlamıştır. Güçlü kanıtlar eksik olmakla birlikte, faz çalışmaların alt grup analizleri, bu hastaların yönetimini hakkında kısmen bilgi vermektedir. Bununla birlikte alt grup analizlerinin hipotez kanıtlayıcı değil hipotez oluşturucu doğası unutulmamalı, ihtiyaç duyulan kanıtların elde edilmesine yönelik uygun tasarlanmış deneme/çalışmaların gerçekleştirilmesi gerekliliği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu süreç, klinisyenlerin NOAK’ları yalnızca klinik deneyimlerine dayanarak “off label” kullanmasının da önüne geçecektir.
Objective: The evolution of non-vitamin K antagonist anticoagulants (NOACs) has changed the horizon of stroke prevention in atrial fibrillation (SPAF). All 4 NOACs have been tested against dose-adjusted warfarin in well-designed, pivotal, phase III, randomized, controlled trials (RCTs) and were approved by regulatory authorities for an SPAF indication. However, as traditional RCTs, these trials have important weaknesses, largely related to their complex structure and patient participation, which was limited by strict inclusion and extensive exclusion criteria. In the real world, however, clinicians are often faced with complex, multimorbid patients who are underrepresented in these RCTs. This article is based on a meeting report authored by 12 scientists studying atrial fibrillation (AF) in diverse ways who discussed the management of challenging AF cases that are underrepresented in pivotal NOAC trials.
Methods: An advisory board panel was convened to confer on management strategies for challenging AF cases. The article is derived from a summary of case presentations and the collaborative discussions at the meeting.
Conclusion: This expert consensus of cardiologists aimed to define management strategies for challenging cases with patients who underrepresented in pivotal trials using case examples from their routine practice. Although strong evidence is lacking, exploratory subgroup analysis of phase III pivotal trials partially informs the management of these patients. Clinical trials with higher external validity are needed to clarify areas of uncertainty. The lack of clear evidence about complex AF cases has pushed clinicians to manage patients based on clinical experience, including rare situations of off-label prescriptions.

10.Coronary stent embolism to the right posterior cerebral artery
Sinan Varol, İrfan Şahin, Gökmen Kum, Fahrettin Katkat, Ertuğrul Okuyan
PMID: 32281954  doi: 10.5543/tkda.2019.57070  Pages 304 - 308
Elli yedi yaşında erkek hasta acile üç saatlik göğüs ağrısı ile başvurdu. Kan basıncı 70/50 mmHg ve kalp hızı 48/dk idi. 12 derivasyonlu elektrokardiyografide inferiyor miyokart infarktüsü ile birlikte üçüncü derece atriyoventriküler (AV) blok gözlendi. Acil yapılan koroner anjiyografi, sol ön inen arterin orta segmentinde %50, proksimal sirkumfleks (Cx) arterde %90 darlık olduğunu gösterdi. Sağ koroner arterde tam tıkanıklık saptandı. 2.0x15 mm komplian balon ile 10 atm’de predilatasyon sonrası 3.5x24 mm çıplak metal stent takıldı. Üçüncü derece AV blok düzeldi ve 124/dk hızında sinüs ritmi sağlandı, fakat hastanın hemodinamisinin düzelmemesi üzerine Cx lezyonuna girişim planlandı. Predilatasyon olmadan 3.5x12 mm düşük profilli çıplak metal stent kolayca lezyonu geçti. İmplantasyondan hemen önce asistoli ve konvülziyon gelişti. 1 mg atropin uygulandıktan sonra kalp hızı ve kan basıncı değerleri toparlandı. Kılavuz tel ve stentin koroner arterden çıkarak aortaya düştüğü gözlendi. Sonrasında floroskopide, balon kateter üzerinde stent gözlenemedi. Vasküler sistemin floroskopik taramasında stentin sağ posteriyor serebral arterde olduğu saptandı. Hastada nörolojik bozukluk belirtisi veya bulgusu yoktu. İnvazif nöroradyoloji konsültasyonu medikal takip önerdi. Klopidogrel ve aspirinden oluşan ikili antiagregan tedavi ömür boyu olmak üzere verildi. Primer perkütan koroner girişimden 2 ay sonra hastaya başarılı koroner baypas cerrahisi yapıldı. Dördüncü yıl takibinde hastanın nörolojik bulgusu yoktu.
A 57-year-old male was admitted to the emergency room with chest pain that has been present for 3 hours. His blood pressure was 70/50 mmHg and heart rate was 48 bpm. 12-lead surface electrocardiography revealed inferior myocardial infarction and third-degree atrioventricular (AV) block. An emergency coronary angiography showed a 50% stenosis in the middle segment of the left anterior descending artery and 90% in the proximal circumflex (Cx) artery. The right coronary artery was totally occluded. After the predilatation with a 2.0x15 mm compliant balloon at 10 atm, a 3.5x24 mm bare metal stent was implanted. The third-degree AV block improved and a sinus rhythm of 124 bpm was achieved, but hemodynamic stability was not attained. Percutaneous coronary intervention for the Cx artery was performed. Without predilatation, a 3.5x12 mm low profile BMS was easily advanced over the lesion. Just before the stent implantation, asystole developed, followed by convulsions. Blood pressure and heart rate recovered after the administration of 1 mg of atropine. However, during the seizure, the guidewire and coronary stent device fell to the aortic root. Stent struts were not seen on the balloon catheter in a fluoroscopic examination. Fluoroscopic scanning of the vascular system showed that the coronary stent was in the right posterior cerebral artery. There were no symptoms or signs of neurological disorder. Consultant invasive neuroradiologist recommended medical follow-up. Clopidogrel and acetylsalicylic acid were prescribed indefinitely. Two months after the primary PCI, a successful coronary artery bypass graft operation was performed. After 4 years, the patient remained without any symptoms of neurological problems.

11.Infrequent origin of a peripheral embolism: Arterial thoracic outlet syndrome in a young woman
Berhan Keskin, İsmail Balaban, Seda Tanyeri, Ahmet Karaduman, Ali Karagöz
PMID: 32281956  doi: 10.5543/tkda.2019.59056  Pages 309 - 311
Arteryel torasik çıkış sendromu, subklavyen veya aksiller arterin kostalar ve skalen kasları arasında sıkışmasından kaynaklanır. Hastalar çeşitli klinik durumlarla ortaya çıkabilir. Bu yazıda, periferik emboli ile başvuran bir arteriyel torasik çıkış sendromu olgusu sunulmaktadır. Arteriyel torasik çıkış sendromu nadir görülen periferik emboli nedenidir. Tanı yaklaşımı ve tedavi yöntemleri bu olgu sunumunda örnek hasta üzerinden tartışılmıştır. Klinisyenler bu tanıyı akılda tutmalı ve klinik durumuna göre yönetmelidir.
Arterial thoracic outlet syndrome (TOS) is caused by the compression of the subclavian or axillary artery between the ribs and the scalene muscles. Patients may present with various clinical conditions. Herein, we report a case of arterial TOS who presented with peripheral embolism. Arterial TOS is an uncommon cause of peripheral embolism. The diagnostic approach and treatment methods used are discussed. Clinicians should keep this diagnosis in mind and manage these cases according to the clinical appearance.

REVIEW
12.Electrocardiogram and heart rate variability assessment in patients with common autoimmune diseases: a methodological review
Soroor Behbahani, Farhad Shahram
PMID: 32281951  doi: 10.5543/tkda.2019.21112  Pages 312 - 327
The aim of this article was to summarize current knowledge about the potential clinical utility of electrocardiogram (ECG) and heart rate variability (HRV) measures in patients with 4 common autoimmune diseases (ADs): rheumatoid arthritis (RA), systemic lupus erythematosus (SLE), Behcet’s disease (BD), and systemic sclerosis (SSc). A search was conducted of the PubMed, Embase, and Scopus databases using terms and a controlled vocabulary associated with these ADs, ECG, and HRV. The available, full-text articles published in English were considered. In all, 20 publications that examined the direct effect of these diseases on the heart were selected according to a systematic review protocol. Time-frequency domain analysis revealed that HRV parameters were lower in patients with the selected ADs in comparison with control groups. An increased QT dispersion and heart rate corrected QT, which are well-known as risk factors for sudden cardiac death, were observed in the patient group. In some studies, a correlation was seen between the duration of the disease and its activity, while others did not report such an association. Heart rate turbulence parameters were also examined. Turbulence onset was increased in SLE and SSc patients, while the turbulence slope was decreased in SLE patients. There was no significant change in these parameters in BD patients. Patients with ADs demonstrate abnormal HRV and ECG parameters, which indicates an autonomic cardiac functional impairment. Measurement of these parameters can be a useful clinical tool in the diagnosis and prediction of some disorders in patients with ADs. Both of these signals can provide helpful information for physicians to trace the efficacy of prescribed medicines.

CASE IMAGE
13.Complicated endocarditis with bilateral pseudoaneurysm formation in a patient with valvular heart disease
Reza Mohseni Badalabadi, Mehdi Mohseni Badalabadi, Kyomars Abbasi, Masih Tajdini
PMID: 32281963  doi: 10.5543/tkda.2019.98152  Page 328
Abstract | English Full Text | Video

14.A free-floating tumor-like mass in the left atrium: A huge pedunculated thrombus
Tufan Çınar, Süha Asal, Neslihan Kaya Terzi, Ibrahim Alp, Mehmet Uzun
PMID: 32281962  doi: 10.5543/tkda.2020.91579  Page 329
Abstract | English Full Text | Video

EXPERT OPINION
15.Sodium glucose co-transporter 2 inhibitors in heart failure therapy
Yüksel Çavuşoğlu, Hakan Altay, Avivit Cahn, Ahmet Celik, Serafettin Demir, Barış Kılıçaslan, Sanem Nalbantgil, Itamar Raz, Ahmet Temizhan, Özlem Yıldırımtürk, Mehmet Birhan Yılmaz
PMID: 32281958  doi: 10.5543/tkda.2020.74332  Pages 330 - 354
Abstract | English Full Text

OTHER ARTICLES
16.Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Page 355
Abstract | Full Text PDF

© Copyright 2020 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale