| ARAŞTIRMA |
| 1. | Nötrofil/lenfosit oranının koroner ektazisi varlığı ve yaygınlığı ile ilişkisi Relation of neutrophil/lymphocyte ratio with the presence and severity of coronary artery ectasia S. Selim Ayhan, Serkan Öztürk, Alim Erdem, Mehmet Fatih Özlü, Mehmet Özyaşar, Kemalettin Erdem, Mehmet Yazıcı PMID: 23703551 doi: 10.5543/tkda.2013.83030 Sayfalar 185 - 190
Amaç: Nötrofil/lenfosit oranının (N/L oranı) kardiyovasküler olay ve mortalite ile ilişkili olduğu çalışmalarda gösterilmiştir. Bu çalışmada, koroner arter ektazisi (KAE) olan hastalarda N/L oranı araştırıldı. Çalışma planı: Koroner anjiyografi sonrası KAE tanısı konulan 50 hasta (29 erkek, 21 kadın; ortalama yaş 51.1±7.1 yıl) ve normal koroner arter saptanan 28 hasta (16 erkek, 12 kadın; ortalama yaş 49.5±9.4 yıl) çalışmaya dahil edildi. Temel demografik ve klinik özellikler kaydedildi. Ektazik segment sayısı hesaplandı. Hematolojik parametreler ölçüldü ve N/L oranı hesaplandı. Bulgular: Nötrofil/lenfosit oranı KAE grubunda anlamlı olarak yüksekti (sırasıyla, ortanca [%25-%75 persantil] 2.2 [1.6-3.0] ve 1.8 [1.4-2.0]; p=0.014). Spearman korelasyon analizinde N/L oranının ektazik segment sayısıyla pozitif korelasyon gösterdiği saptandı (r=0.35; p<0.002). Çok değişkenli lojistik regresyon analizi ile de KAE ve N/L oranı arasındaki bağımsız ilişki gösterildi (odds oranı 2.674, %95 güven aralığı 1.184-6.039, p=0.018). Sonuç: Koroner ektazili hastalarda N/L oranı artmıştır. N/L oranı KAE varlığı ve ciddiyetiyle ilişkilidir. |
|
| 2. | Editöryal Yorum: Enflamasyon ve koroner arter hastalığı: Yeni biyobelirteç olarak nötrofil/lenfosit oranı Editorial: Inflammation and coronary artery disease: as a new biomarker neutrophil/lymphocyte ratio Mehmet Güngör Kaya PMID: 23703552 doi: 10.5543/tkda.2013.84484 Sayfalar 191 - 192
xcxcxbc |
|
| 3. | Sağlıklı ve atriyal septal defektli çocuklarda kalp hızı değişkenliği indeksleri arasındaki korelasyon Correlation among the heart rate variability indices in healthy children and those with atrial septal defect Bülent Koca, Süleyman Bakari, Funda Öztunç PMID: 23703553 doi: 10.5543/tkda.2013.37676 Sayfalar 193 - 198
Amaç: Az sayıda araştırmacı kalp hızı değişkenliğinin (HRV) değerlendirilmesinde zaman veya frekans alan ölçümlerini, çoğu ise zaman alanı ve spektral analizi kullanmaktadır. Buçalışmada, atriyal septal defektli (ASD) olgular ve sağlıklı çocuklarda HRV’nin zaman ve frekans alan indeksleri arasında korelasyon olup olmadığı araştırıldı. Çalışma planı: ASD’li 28 ve sağlıklı 32 çocuk olmak üzere toplam 60 çocuk çalışmaya alındı. Zaman alan ölçümleri ve frekans alan ölçümleri 24 saatlik Holter EKG kayıtlarından yapıldı. Her bir grupta zaman alan ölçümlerinin kendi içinde ve frekans alan ölçümleri ile arasındaki korelasyon araştırıldı. Bulgular: Düşük frekans/yüksek frekans (LF/HF) oranı hariç diğer tüm ölçümler arasında pozitif korelasyon saptandı. Çeşitli değişkenler arasındaki korelasyon derecesi bazılarında güçlü diğerlerinde zayıf olmak üzere farklı bulundu. Sonuç: Çalışmamızda hem ASD’li hastalar hem de sağlıklı çocuklarda zaman alan ölçümleri ve frekans alan ölçümleri arasında korelasyon varlığı gösterildi. Aralarında güçlü bir korelasyon olan indekslerin bazıları birbirlerinin yerine kullanılabilir. |
|
| 4. | Sigara içen sağlıklı bireylerde artmış kırmızı kan hücre dağılım aralığı Elevated red blood cell distribution width in healthy smokers Ertuğrul Kurtoğlu, Erdal Aktürk, Hasan Korkmaz, İsa Sincer, Mücahid Yılmaz, Kenan Erdem, Ahmet Çelik, Ramazan Özdemir PMID: 23703554 doi: 10.5543/tkda.2013.42375 Sayfalar 199 - 206
Amaç: Kırmızı kan hücreleri dağılım genişliğinin (KHDG) bazı kardiyovasküler ve pulmoner hastalıklarda morbidite ve mortalite için önemli bir risk faktörü olduğu bildirilmiştir. Biz bu çalışmada sigara içen sağlıklı bireylerde KHDG değerlerini araştırmayı hedefledik. Çalışma planı: Sigara kullanmakta olan 220 sağlıklı birey ile yaş ve cinsiyet uyumlu daha önce sigara kullanım öyküsü olmayan 230 sağlıklı birey çalışmaya alındı. Günlük içilen sigara sayısı, paket-yıl olarak hesaplanan sigara kullanım süresi kaydedildi. Tüm hastalarda tam kan sayımı, yüksek duyarlıklı C-reaktif protein (hs-CRP) ve lipit profilleri ölçümleri yapıldı. Bulgular: Ortalama KHDG değerleri sigara içenlerde içmeyenlere göre daha yüksekti (13.9±1.2 ve 13.1±0.8, p<0.0001). Ortalama beyaz küre sayısı, ortalama trombosit hacmi ve hs-CRP seviyeleri de sigara kullananlarda kullanmayanlara göre daha yüksekti (sırasıyla, 8440±1.750 ve 7090±1550, p<0.0001; 8.7±0.8 fL ve 8.3±0.6 fL, p<0.0001; 2.42±0.53 mg/L ve 1.46±0.52 mg/L, p<0.0001). Günlük tüketilen sigara sayısı ve sigara kullanım süresi ile KHDG arasında anlamlı pozitif bir ilişki saptandı (sırasıyla, r=0.565 ve r=0.305). Sonuç: Artmış KHDG sigara kullanımı ile ilişkilidir ve sigara içenlerde enflamatuvar aktivitenin bir belirteci olabilir. |
|
| 5. | Koroner bifurkasyon lezyonlarının klinik ve morfolojik değerlendirilmesi Clinical and morphological evaluation of coronary bifurcation lesions Mustafa Kurt, Ibrahim Halil Tanboga, Mehmet Fatih Karakaş, Eyup Büyükkaya, Adnan Burak Akçay, Nihat Şen, Enbiya Aksakal PMID: 23703555 doi: 10.5543/tkda.2013.38073 Sayfalar 207 - 211
Amaç: Koroner bifurkasyon lezyonlarının anatomik ve morfolojik özelliklerini araştırmayı Çalışma planı: Çalışmaya koroner anjiyografi yapılan 542 stabil hasta alındı. Bifurkasyon lezyonları en az 2.5 mm çaplıve en az %50 darlık olan ana dal ve yan dal lezyonları olarak tanımlandı. Bu ölçütler kullanılarak, bifurkasyon lezyonlarının varlığı ve sayısı, bu lezyonların bulunduğu damarlar, Medina sınıflandırmasına göre lezyonun tipi ve bifurkasyon lezyonunun açısı belirlendi. Bulgular: Bifurkasyon tanımına göre hastaların %19.3’ünde(n=105) bifurkasyon lezyonu vardı. Bunların %77’sinde, bifurkasyon açısı 70°’nin altında idi. Tüm lezyonların yaklaşık %37’si Medina 1.1.1 sınıflandırması ile uyumlu idi. Tümbifurkasyon lezyonlarının yaklaşık %56’sı sol ön inen arter (LAD), %25.4’ü sirkumfleks arter (Cx) ve %12.5’i sağ koroner arter (RCA) bölgesinde idi. Medina 1.1.1 tip lezyonlar ensık LAD ve RCA’da gözlenirken en az Cx ve sol ana koroner bölgesinde saptandı. Diyabet bifurkasyon lezyonu olan hastalarda olmayanlara göre anlamlı olarak yüksek sıklıkta saptandı. Sonuç: Bifurkasyon lezyonları koroner anjiyografi pratiğinde sıkça gözlenmektedir. Bunların anjiyografik özellikleri ve bu lezyonların klinik durumla ile ilişkisi uygun girişimsel tedavinin seçiminde çok önemli olabilir. |
|
| 6. | Takotsubo kardiyomiyopatisi hakkında klinik deneyimimiz ve ülkemizden bildirilen ilk olgu serisi Our clinical experience of Takotsubo cardiomyopathy and the first case series from Turkey Zekeriya Küçükdurmaz, Hekim Karapınar, Mehmet Burhan Oflaz, İbrahim Gül, Gülay Aydın, Hakan Güneş, Ahmet Yılmaz PMID: 23703556 doi: 10.5543/tkda.2013.53059 Sayfalar 212 - 217
Amaç: Türk toplumunda Takotsubo kardiyomiyopatisi (TK) görülme sıklığı, klinik gidişi ve prognozu hakkında bilgi yoktur. Bu çalışmanın amacı hastalığın toplumumuzdaki klinik gidişini ve kısa dönem prognozunu belirlemek ve hastalık hakkında hekimlerimizde bilinilirliği ve farkındalığı artırmaktır. Çalışma planı: Hastanemize son 2 yıl içinde akut ST yükselmeli miyokart enfarktüsü (MI) ön tanısı ile yatırılan ve yapılan incelemeleri sonucunda, Mayo Klinik TK tanı ölçütlerine göre TK tanısı konulan 6 hasta çalışmaya alındı. Bulgular: Hastalarımızın ortanca yaşı 46 (dağılım 17-64 yıl) olup üçü erkek idi.Olguların 3’ünde emosyonel, 3’ünde fiziksel stres öyküsü mevcut idi. Ortanca troponin I seviyeleri, kardiyopulmoner canlandırma (KPC) uygulanmış 2 hasta hariç,1.65 ng/ml idi (0.48-2.20). EKG’lerinde 4 hastada prekordiyal derivasyonlarda, 2 hastada ise inferiyor bölge derivasyonlarında ST segment yükselmesi görüldü. Koroner anjiyografi 5 olguda normal iken, 1’inde kritik olmayan darlıklar tespit edildi. Olguların 5’inde tipik, 1’inde ters TK tanısı konuldu. Dört hasta komplikasyon gelişmeksizin tam olarak normale dönerken, kardiyojenik şok ve ani kardiyak ölümle gelip KPC uygulanan iki hasta kaybedildi. Sonuç: Çalışmada ülkemize ait ilk veriler sunulurken aynı zamanda hekimlerimizde bir farkındalık oluşturulmaya çalışılmıştır. Tanının atlanmaması için akut koroner sendrom tanısı ile acil olarak kateter laboratuvarına alınıp ciddi darlık saptanmayanhastalara mutlaka en kısa sürede ventrikülografi veya ekokardiyografik inceleme yapılmalıdır. |
|
| 7. | Kardiyoloji polikliniğine başvuran hastalarda bitkisel kökenli alternatif tedavilerin ve tamamlayıcı besin ürünlerinin tüketim prevalansı The prevalence of alternative herbal medicine and nutritional complementary product intake in patients admitted to out-patient cardiology departments Esra Gücük İpek, Yeşim Güray, Burcu Demirkan, Ümit Güray, Habibe Kafes, Funda Başyiğit PMID: 23703557 doi: 10.5543/tkda.2013.15146 Sayfalar 218 - 224
Amaç: Kardiyoloji polikliniğine başvuran hastaların bitkisel kökenli alternatif tedaviler ile tamamlayıcı besin ürünlerini tüketim sıklığını ve bu ürünleri kullanan hastaların demografik özelliklerini, eşlik eden hastalıkları ile ilaç kullanma oranlarını belirlemek. Çalışma planı: Haziran 2011 ile Mart 2012 tarihleri arasında kardiyoloji polikliniğine başvuran hastalara yaş, cinsiyet, eğitim durumu, meslek, kronik hastalık, ilaç, alternatif ve tamamlayıcı tedavi ürünlerinin kullanımı ile bu ürünlerin ne amaçla, kimin tavsiyesi ile başlandığını sorgulayan anket formları verildi. Toplanan formlardaki veriler analiz edildi. Bulgular: Toplam 454 hasta ile anket yapıldı. Hastaların %48’i kadın, ortalama yaşları 49±13 idi. Hastaların %12’sinde diyabet, %34’ünde hipertansiyon, %26’sında koroner arter hastalığı, %7’sinde kalp yetersizliği vardı. Hastaların %58’inde kronik bir hastalık, %49’unda her hangi bir kardiyovasküler hastalık, %57’sinde ilaç kullanma öyküsü bulunuyordu. Vitamin ve mineral kullanımı dahil edildiğinde alternatif ve tamamlayıcı ürünleri kullanan 75 (%16) hasta saptandı. Vitamin ve mineraller hariç tutulduğunda 56 (%12) hastanın en az bir ürün, 24 (%5) hastanın birden fazla sayıda ürün kullandığı belirlendi. Sarımsak(n=33), keten tohumu (n=13), zencefil (n=12), omega 3 (n=12), zerdeçal (n=11) en çok tercih edilen ürünlerdi. Hastaların %32’si hipertansiyon, %23’ü hiperlipidemi tedavisi, %20’si daha sağlıklı olmak için bu ürünleri kullandıklarını belirtti. Alternatif ürünleri kullanan grupta kadın hasta oranı kullanmayan gruba kıyasla daha fazla olup (p=0.04), yaş ortalamalarının da daha yüksek olduğu saptandı (p=0.004). Eğitim düzeyinin yüksek olması, ilaç kullanma, kronik hastalık, hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalık öyküsü, bu ürünleri kullananlarda kullanmayan hastalara göre anlamlı olarak fazlaydı. Sonuç: Kardiyoloji polikliniklerine başvuran hastalarda bitkisel kökenli alternatif tedaviler ile tamamlayıcı besin ürünlerinin yaygın olarak kullanıldığı belirlendi. Yaşlı, eğitim düzeyi yüksek, kadın cinsiyette olan, ilaç kullanan ve kronik bir hastalığı bulunan hastalarda bu ürünlerin daha fazla tüketildiği saptandı. |
|
| OLGU BİLDİRİSİ |
| 8. | Dev disekan aort anevrizmasına bağlı Ortner sendromu Ortner’s syndrome caused by dissecting aortic aneurysm Ferhat Özyurtlu, Halit Acet, Mehmet Zihni Bilik, Abdurrahman Tasal PMID: 23703558 doi: 10.5543/tkda.2013.47935 Sayfalar 225 - 227
Ortner senromu kardiyovasküler nedenlerle oluşan sol larenjeal reküren sinir basısına bağlı ses kısıklığıdır. Kardiyovasküler nedenler kalp kapak hastalıkları, torasik aort anevrizması, doğuştan kalp hastalıkları gibi geniş bir yelpazeye sahiptir. Bu yazıda, literatürde daha önce bildirilmemiş büyüklükte bir çapa (120 mm) ulaşan dev disekan aort anevrizmasına bağlı olarak gelişen Ortner sendromu olgusu sunuldu. Yetmiş bir yaşındaki erkek hasta efor dispnesi, halsizlik ve ses kısıklığı yakınmaları ile başvurdu. İndirekt laringoskopik bakıda sol ses teli felci görülen hastanın göğüs radyografisinde sol üst zonu dolduran 120 mm’ye ulaşan kitle saptandı. Toraksın bigisayarlı tomografisinde aort yayı düzeyinde çapı 120 mm’ye ulaşan diseksiyon gelişmiş aort anevrizması vardı. Önerilen cerrahi tedaviyi kabul etmeyen hasta izlemin 4. ayında kaybedildi. |
|
| 9. | Pulmoner tromboemboli tedavisi için heparin kullanırken intrakraniyal kanama gelişen ve masif pulmoner tromboemboli nedeniyle tekrar hastaneye yatırılan hastada tedavi yönetimi Intracranial hemorrhage due to pulmonary thromboembolism in heparin therapy and therapeutic management of patients hospitalized with massive pulmonary embolism after discharge Feyzullah Beşli, Mesut Keçebaş, Mehmet Fethi Alişir, Fatih Güngören PMID: 23703559 doi: 10.5543/tkda.2013.75031 Sayfalar 228 - 232
Bu yazıda, intrakraniyal kanama öyküsü olan ve masif pulmoner tromboemboli (PTE) ile hastaneye yatırılan bir olgu sunuldu. Elli dokuz yaşında kadın hasta diz ameliyatı sonrası PTE nedeniyle antikoagülan ilaç kullanırken intrakraniyal kanama geçirdi. Bu nedenle antikoagülan tedavi kesildi. Antikoagülan tedavi kesildikten 47 gün sonra hasta acil servise ani gelişen nefes darlığı ve presenkop yakınması ile başvurdu. Hipotansiyon saptanan hastada, transtorasik ekokardiyografide sağ ventrikül yüklenmesine ait bulgular görüldü. Kontrast destekli toraks bilgisayarlı tomografisinde pulmoner arterde çatallanma düzeyinde eyer tarzında her iki ana pulmoner artere uzanan dolma defekti saptandı. Masif PTE tanısı konan hastaya serebrovasküler kanama öyküsü olması nedeniyle trombolitik tedavi uygulanmadı. Hastaya intravenöz fraksiyone olmayan heparin başlandı. Heparin tedavisi ile klinik iyileşme sağlanamayan hastaya pulmoner anjiyografi ve trombüs aspirasyonu uygulandı. Trombüs aspirasyonu ile belirgin klinik iyileşme sağlandı. İşlemden sonra hastaya anti faktör Xa takibi yapılarak bemiparin tedavisi düzenlendi. Alt ekstremite venöz Doppler ultrasonografisinde sağ poplitea veninde subakut-kronik dönem trombüs saptanması üzerine hastada vena kava inferiyora filtre yerleştirildi. Trombolitik tedavi için kontraendikasyon bulunan bu hasta grubunda perkütan pulmoner trombüs aspirasyonu tercih edilebilir. Ayrıca, bu hasta grubunda antikoagülan tedavi olarak yakın aPTT takibi ile fraksiyone olmayan heparin veya anti faktör Xa takibi ile düşük molekül ağırlıklı heparin kullanılabilir. |
|
| 10. | Başarılı yavaş-yavaş atriyoventriküler nodal yeniden girişli taşikardi ablasyonundan 12 yıl sonra atriyoventriküler tam blok gelişen olgu Atrioventricular complete block occurring 12 years after successful ablation of slow-slow atrioventricular nodal reentrant tachycardia Ebru Golcuk, Kivanc Yalin, Ahmet Kaya Bilge, Kamil Adalet PMID: 23703560 doi: 10.5543/tkda.2013.74419 Sayfalar 233 - 237
Atriyoventriküler nodal yeniden girişli taşikardi (AVNRT), paroksismal taşikardilerin en sık nedenidir. Yavaş yolun selektif radyofrekans (RF) kateter ablasyonu AVNRT’li hastalarda tercih edilen tedavi haline gelmiştir. Atriyoventriküler tam blok işleme bağlı nadir, fakat ciddi bir komplikasyondur. Sıklıkla işlem sırasında veya hemen sonrasında oluşur. Bu yazıda, 33 yaşındayken semptomlu AVNRT nedeniyle başarılı ablasyon uygulanan 45 yaşında bir hasta sunuldu. Hasta yavaş yolun RF ablasyonunundan 12 yıl sonra paroksismal AV tam blok ile başvurdu ve kalıcı DDD pacemaker implantasyonu yapıldı. Bu olguda görüldüğü gibi, AV tam blok RF ablasyonun komplikasyonu olarak işlemden yıllar sonra ortaya çıkabilir. |
|
| 11. | Travmatik radyal arteriyovenöz fistülün perkütan antegrad transarteriyel yolla tedavisi Percutaneous antegrade transarterial treatment of traumatic radial arteriovenous fistula Kudret Keskin, Ayhan Olcay, Fatih Eren PMID: 23703561 doi: 10.5543/tkda.2013.36690 Sayfalar 238 - 240
Travmatik arteriyovenöz fistüller çoğunlukla kanamanın eşlik ettiği delici travma sonucu oluşur. Tipik olarak hastalarda travma bölgesinde titreşim ve üfürüm tespit edilir. Bu yazıda, yaklaşık 10 yıl önce sağ el bileğine aldığı delici travma sonrası arteriyovenöz fistül gelişmiş olan ve sağ elde şişlik ve ağrı yakınması ile başvuran bir kadın hasta sunuldu. Gerek çoklu fistül olması gerekse öncesine ait cerrahi girişim hikayesi sebebiyle yeni bir cerrahi gerişim riskli bulundu. Bu sebeple radyal arter yoluyla “coil” embolizasyonu yapıldı. |
|
| 12. | Meyan kökü çayına bağlı olarak gelişen polimorf ventrikül taşikardisi (Torsades de pointes) Polymorphic ventricular tachycardia (Torsades de pointes) due to licorice root tea Serkan Öztürk, Kayıhan Karaman, Mustafa Çetin, Alim Erdem PMID: 23703562 doi: 10.5543/tkda.2013.72547 Sayfalar 241 - 244
Uzamış QT sendromları EKG’de uzamış QT aralıkları ile tanınan kardiyak repolarizasyon bozukluklarıdır. Bu elektrofizyolojik anormallik hızlı, polimorf ventrikül taşikardisine (VT) bağlı senkop veya ani kardiyak ölümlere de neden olabilir. Meyan kökü (Glikrizin glabra kökü) glikrizin, steroller ve çok sayıda flavonlar içerir. Glikrizinin otonom sinir sistemi aracılığıyla kardiyak repolarizasyon ve depolarizasyon üzerine etkileri olabilir. Bu yazıda, hastaneye yatıştan önce 2 gün boyunca kabızlık tedavisi için 5-6 bardak meyan kökü çayı içen ve polimorf VT (torsades de pointes) nedeniyle acil servise kabul edilen bir olgu sunuldu. Meyan kökü tüketimi kardiyak aritmi nedeniyle hastaneye başvuran hastalarda göz önüne alınmalı ve aşırı miktarda tüketildiğinde bir kardiyak aritmiye neden olabileceği düşünülmelidir. |
|
| 13. | Mitral halkasındaki büyük bir kazeöz kalsifikasyonun değişik yöntemlerle görüntülenmesi Multimodality imaging of a giant caseous calcification of the mitral annulus Suzan Hatipoğlu Akpınar, Ruken Bengi Bakal, Ahmet Güler, Nihal Özdemir PMID: 23703563 doi: 10.5543/tkda.2013.20737 Sayfalar 245 - 247
Bu yazıda, 58 yaşında bir kadın hastada mitral halkasının alışılmışın dışında bir büyüklükteki kazeöz kalsifikasyonu olgusu sunuldu. Kitle ekokardiyografik inceleme sırasında tespit edildi ve mitral arka halkasına tutunmuş büyük (2.9 x 3.1 cm), yuvarlak, yüksek ekojeniteli bir lezyon olarak tanımlandı.Hasta ileri kardiyak girişimsel olmayan görüntüleme yöntemleri ile değerlendirildi ve tanı kesinleştirildi. Mitral halkasının kazeöz kalsifikasyonu nadir görülen ve genelde tanısı transtorasik ekokardiyografi ile konulabilen bir durumdur. Kardiyak tümörlerden ayrımı çok önemli olduğundan tanı konusunda şüphe varsa tamamlayıcı ileri kardiyak görüntüleme yöntemlerine başvurulabilir. |
|
| DERLEME |
| 14. | Alt ekstremite periferik arter hastalığında Doppler ultrasonografi Doppler ultrasonography in lower extremity peripheral arterial disease Samet Verim, İlker Taşçı PMID: 23703564 doi: 10.5543/tkda.2013.76429 Sayfalar 248 - 255
Sistemik ateroskleroz yaş ile paralel olarak ilerleyen, yaşam kalitesini ve süresini azaltan bir durumdur. Alt ekstremite periferik arter hastalığı (PAH) sistemik aterosklerozun yaşlıda oldukça sık görülen bir yansımasıdır. Alt ekstremitelerde hareket kısıtlılığına ve tüm fonksiyonlarında azalmaya neden olmaktadır. Bu hastalığı olan kişilerde koroner kalp hastalığı ve inme açısından 2-4 kat daha fazla risk bulunmaktadır. Klodikasyon tek başına tanı amacıyla kullanıldığında yaşlılarda daha fazla olmak üzere tüm olgularda PAH’yı göstermede güvenilmez bir işarettir. İlerleyen yaş ile bel omurları ve çevresel eklemlerde meydana gelen dejeneratif değişiklikler tipik klodikasyonun tanımlanmasını da zorlaştırmaktadır. Doppler ultrasonografi (USG) alt ekstremite arterlerinin görüntülenmesinde kullanılan, kolay ulaşılabilir ve invaziv olmayan bir görüntüleme yöntemidir. Bu yazıda Doppler USG’nin PAH tanısını koymadaki yeri kanıta dayalı olarak tartışıldı. PAH’ya ilişkin güncel kılavuzlarda Doppler USG’nin kullanımı ile ilişkili eski ve yeni öneriler gözden geçirildi. |
|
| EDİTÖRYAL YORUM |
| 15. | Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi: Atıf analizi Archives of the Turkish Society of Cardiology: Citation analysis Orhan Önalan PMID: 23703565 doi: 10.5543/tkda.2013.91370 Sayfalar 256 - 263
Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi (TKDA) için günümüze kadar herhangi bir atıf analizi yapılmamıştır. Bu yazıda TKDA’nın son 5 yılı için yapılan atıf analizi sonuçlarını paylaştık. |
|
| OLGU GÖRÜNTÜSÜ |
| 16. | Ventriküler septal defekt ile birlikte olan paraşüt mitral ve triküspit kapaklar Parachute mitral and tricuspid valves together with ventricular septal defect Alparslan Kurtul, Mustafa Duran, Emre Akkaya, Ender Örnek PMID: 23703566 doi: 10.5543/tkda.2013.59260 Sayfa 264
Makale Özeti | Tam Metin PDF |
|
| 17. | Kardiyomiyopatinin sıradışı bir nedeni: Naksos hastalığı Naxos disease: an unusual cause of cardiomyopathy Hasan Kaya, Mustafa Oylumlu, Faruk Ertaş, Mehmet Guli Çetinçakmak PMID: 23703567 doi: 10.5543/tkda.2013.61580 Sayfa 265
|
|
| 18. | Aortta mayın tarlası: Ender bir tromboz olgusu Minefield in the aorta: a rare case of thrombus Mehmet Ata Akıl, Hasan Kaya, Faruk Ertas, Mehmet Zihni Bilik PMID: 23703568 doi: 10.5543/tkda.2013.65365 Sayfa 266
|
|
| 19. | Sınıflandırılmamış nadir kardiyomiyopati: İzole sağ ventrikül süngerimsi miyokart A rare unclassified cardiomyopathy: isolated right ventricle noncompaction Göksel Açar, Elnur Alizade, Mehmet Vefik Yazıcıoğlu, Zübeyde Bayram PMID: 23703569 doi: 10.5543/tkda.2013.27095 Sayfa 267
|
|
| 20. | Akut miyokart enfarktüsü sonrası subakut sol ventrikül serbest duvar rüptürü Subacute left ventricular free wall rupture following acute myocardial infarction Marc-Alexander Ohlow, Eva-Maria Gey, Bernward Lauer PMID: 23703570 doi: 10.5543/tkda.2013.90868 Sayfa 268
|
|
| DIĞER YAZILAR |
| 21. | Uzman Yanıtları - Diyabetik hastalarda kan basıncı hedefi ne olmalıdır? Answers of specialist Sayfa 269
Makale Özeti | Tam Metin PDF |
|
| 22. | Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar Comments on cardiology publications Ertan Ural Sayfa 270
Makale Özeti | Tam Metin PDF |
|