ISSN 1016-5169  |  E-ISSN 1308-4488
TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 33 (2)
Cilt: 33  Sayı: 2 - Mart 2005
ORIJINAL ARAŞTIRMA
1. 
Hipertrofik kardiyomiyopatide klinik seyrin öngörülmesinde plazma N-terminal pro B-tip natriüretik peptid düzeyinin rolü
The role of plasma N-terminal pro B-type natriuretic peptide to predict the clinical course of patients with hypertrophic cardiomyopathy
Fatih Bayrak, Gökhan Kahveci, Hakan Fotbolcu, Kürşat Tigen, Bülent Mutlu, Yelda Başaran
Sayfalar 77 - 83
Amaç: Natriüretik peptidlerin hipertrofik kardiyomiyopatideki (HK) prognostik değeri üzerine bilgilerimiz yeterli değildir. Bu çalışmada, N-terminal pro B-tip natriüretik peptidin (Nt-proBNP) HK’li olgularda hastalığın seyri ile ilişkisi araştırıldı. Çalışma planı: Transtorasik ekokardiyografide sol ventrikülde hipertrofi (duvar kalınlığı en az 15 mm) saptanarak HK tanısı konan 61 hasta (36 erkek, 25 kadın; ort. yaş 47; dağılım 13-74) ileriye dönük olarak çalışmaya alındı. Tüm hastalardan Nt-proBNP için periferik tam kan örnekleri toplandı. Hastaların fonksiyonel kapasiteleri NYHA (New York Heart Association) sınıflandırmasına göre değerlendirildi. Hastalar ortalama 416 gün (dağılım 150-570 gün) süreyle kardiyovasküler ölüm, senkop ve kalp yetmezliği semptomlarında kötüleşme olarak tanımlan olumsuz klinik olaylar (OKO) açısından izlendi. Olumsuz klinik olayların bağımsız belirleyicisini araştırmak için tek ve çok değişkenli “stepwise Cox proportional hazard” regresyon analizi kullanıldı ve log Nt-proBNP'nin olumsuz klinik olayları göstermedeki yeterliliği ROC (receiver operating characteristic) analizi ile değerlendirildi. Bulgular: On bir hastada (%18) OKO gelişti. Bir hastada ani ölüm görüldü. Çokdeğişkenli analizde, log Nt-proBNP’nin OKO’nun tek bağımsız belirteci olduğu görüldü (p=0.002, %95 GA). ROC analizinde eğri alanı 0.9 bulundu. Log Nt-proBNP’nin en yüksek duyarlılık (%87) ve özgüllük (%88) gösterdiği değer 7.3 (1500 pg/ml) bulundu. Kaplan-Meier sağkalım analizinde olaysız sağkalım oranının Nt-proBNP düzeyinin 1500 pg/ml altında olan hastalarda anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü. Sonuç: Plazma Nt-proBNP düzeyi, HK’li hastalarda klinik seyrin öngörülmesinde kullanılabilecek, güvenilir ve tekrarlanabilir bir parametre olarak görünmektedir.

2. 
Renal arter stenozunda stent uygulamasının kan basıncı üzerine uzun dönemli etkisi
The long-term beneficial effects of stent angioplasty on blood pressure in renal artery stenosis
Mustafa Yavuzkır, Necati Dağlı, Erdoğan İlkay, Ilgın Karaca, Mehmet Balin, Nadi Arslan, Hüseyin Çeliker
Sayfalar 84 - 89
Amaç: Renovasküler hipertansiyon tedavisinde renal anjiyoplasti-stent uygulamasının, kısa dönem sonuçları bilinmesine karşın, uzun dönemdeki etkileri tartışmalıdır. Çalışmamızda, renal arter stenozunda stent uygulamasının kan basıncı kontrolü üzerine uzun dönemdeki etkisi incelendi. Çalışma planı: Çalışmaya, ostial-proksimalde %70’in üzerinde aterosklerotik renal arter darlığı bulunan renovasküler hipertansiyonlu 26 hasta (17 erkek, 9 kadın; ort. yaş 59; dağılım 43-75) alındı. Yirmi beş hastada tek taraflı darlık vardı; Darlık oranı ortalama %83.2±5.9 idi. Ortalama stent çapı 7.11±0.3 mm, stent uzunluğu 15.36±2.2 mm idi. Hastalar ortalama 2.8 yıl izlendi. Bulgular: Hiçbir olguda hastane içi önemli olay gelişmedi. İşlem başarısı %100 idi. İzlem döneminde üç hasta (%11.5) öldü. Sistolik ve diyastolik kan basıncı ortalamaları, işlem öncesine göre işlemden sonra 24. saatte anlamlı düşüş göstermesine karşın, işlemden sonraki 24. saat ile izleyen aylarda elde edilen değerler arasında anlamlı farklılık görülmedi (p>0.05). Kan basıncı kontrolünde ilk dokuz ayda %81, uzun dönemde ise %69 düzelme sağladı. Uzun dönem izlemde kullanılan ilaçlar altı olguda (%23.1) kesildi, 12 olguda (%46.2) azaltıldı, dördünde (%15.4) değişmedi, bir olguda (%3.9) ise artırıldı. İşlemden sonra ortalama kreatinin düzeyinde anlamlı olmayan düşüş görüldü (p>0.05). İki hastada (%7.7) yeniden gelişen darlık balonla tedavi edildi. Sonuç: Renal arter stenozu tedavisinde stent uygulamasının kan basıncı üzerindeki olumlu etkileri uzun dönemde de sürmektedir.

3. 
Kronik böbrek yetmezlikli hastalarda koroner arter lezyonlarının sıklığı, dağılımı ve risk faktörleri
The prevalence of coronary artery disease, distribution of lesions, and associated risk factors in patients with chronic renal failure
Hüseyin Bozbaş, Mehmet Alparslan Küçük, Aylin Yıldırır, Taner Ulus, Halil Olcay Eldem, İlyas Atar, Alp Aydınalp, Bülent Özin, Haldun Müderrisoğlu
Sayfalar 90 - 95
Amaç: Kronik böbrek yetmezliği (KBY) nedeniyle tedavi sırasında koroner anjiyografi yapılan olgularda koroner arter hastalığı (KAH) sıklığı, lezyonların dağılımı ve risk faktörleri geriye dönük olarak araştırıldı. Çalışma planı: Kronik böbrek yetmezliği nedeniyle diyaliz uygulanmakta olan 112 hastaya (33 kadın, 79 erkek; ort. yaş 55.7) angina veya angina benzeri yakınmalar, iskemi bulguları veya böbrek nakli öncesi değerlendirme nedeniyle koroner anjiyografi yapıldı. Anjiyografik olarak anlamlı KAH, en az bir koroner arterde %50 veya üzerinde darlık görülmesi şeklinde tanımlandı. Bulgular: Seksen hastada (%71.4) KAH saptandı; 32 hastada (%28.6) koroner arterler normal bulundu. Koroner arter hastalığı görülen grupta ortalama yaş (p=0.002), erkek cinsiyet ve angina varlığı (p=0.03); lipid parametrelerinden sadece trigliserid düzeyi (p=0.02); aterosklerotik risk faktörlerinden sadece diyabetes mellitus anlamlı farklılık gösterdi (p=0.04). Bir olguda (%1.3) izole sol ana koroner darlığı, 17’sinde (%21.3) tek damar, 20’sinde (%25) iki damar, 42’sinde (%52.5) üç damar lezyonu saptandı. Dört olguda (%5) sol ana koroner, 70 olguda (%87.5) sol ön inen arter, 56 olguda (%70) sirkumfleks arter, 57 olguda (%71.3) sağ koroner arter tutulumu görüldü. Sol ventrikül sistolik ve diyastolik işlev bozuklukları KAH grubunda daha fazla görülürken, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu iki grupta benzer bulundu (p>0.05). Çok değişkenli lojistik regresyon analizinde yaş (p=0.01) ve erkek cinsiyetin (p=0.02) en önemli KAH belirteçleri olduğu görüldü. Bulgular ışığında, 21 hastanın (%26.3) tıbbi izlemine; 15’inde (%18.8) perkütan koroner girişim, 44’ünde (%55) koroner arter bypas ameliyatı yapılmasına karar verildi. Sonuç: Kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda KAH sık görülmekte ve lezyonlar yaygın tutulum göstermektedir. Özellikle risk faktörlerinin varlığında tedavide geç kalınmamalıdır.

4. 
Türkiye’de sağlıklı genç erişkin erkeklerde koroner risk faktörlerinin incelenmesi: Kesitsel bir analiz
Coronary risk factors in young and healthy Turkish males: a cross-sectional analysis
Cem Barçın, Serkan Tapan, Hürkan Kurşaklıoğlu, Atila İyisoy, Sedat Köse, Selim Kılıç, Ersoy Işık
Sayfalar 96 - 103
Amaç: Bu çalışmada, düzenli egzersiz yapan ve aynı diyetle beslenen sağlıklı genç erişkin erkeklerde koroner risk faktörleri belirlendi; sonuçlar TEKHARF kohort çalışmasında bildirilen değerler ile karşılaştırıldı. Çalışma planı: Askeri okulda okuyan 1173 erkek (ort. yaş 21.4±1.5) çalışmaya alındı. Olgular en az altı aydan beri aynı diyetle (yaklaşık 4000-4500 kcal/gün) beslenmekte ve düzenli olarak günde yaklaşık bir saat egzersiz yapmaktaydı. Biyokimyasal analiz için tüm olgulardan 12 saatlik açlıktan sonra kan alındı. Arteriyel kan basınçları, bel ve kalça çevreleri ölçüldü. Sigara içen olgular üç grupta değerlendirildi (günde 1-10 adet, 11-20 adet, 20’den fazla). Bulunan değerler olguların geldikleri yedi coğrafi bölgeye göre sınıflandırıldı. Bulgular: Yapılan ölçümlerde total kolesterol 149±26 mg/dl, LDL-kolesterol 85±23 mg/dl, HDL-kolesterol 48±9 mg/dl, trigliserid 80±31 mg/dl, açlık kan şekeri 86±8 mg/dl, sistolik kan basıncı 107±11 mmHg, diyastolik kan basıncı 68±9 mmHg, vücut kitle indeksi 22.2±1.6 kg/m2, bel çevresi 77±5 cm bulundu. Sigara içenlerin oranı %39.8 (n=467) bulundu. Yedi coğrafi grup arasında sadece açlık glikoz düzeyi açısından anlamlı farklılık saptandı. Hiçbir olguda hipertansiyona rastlanmadı. Metabolik sendrom bir kişide görüldü. LDL kolesterol düzeyi sekiz olguda (%0.7) 160 mg/dl’nin üzerinde bulundu. HDL kolesterol açısından sigara içmeyen ve içen tüm gruplar arasında anlamlı farklılık saptandı. Lineer regresyon analizinde HDL kolesterolün bağımsız öngördürücülerinin sigara miktarı, serum trigliserid ve total kolesterol olduğu görüldü. Sonuç: Düzenli egzersiz yapan, obezite ve hipertansiyonu olmayan sağlıklı genç erişkin Türk erkeklerinden oluşan bu kesitte erişkin hayata oldukça iyi bir lipid profili ile başlandığı görüldü.

OLGU
5. 
İnferior vena kavada kronik tam tıkanıklık: Sağ kalp kateterizasyonu sırasında karşılaşılan nadir bir durum
Chronic total occlusion of the inferior vena cava: a rare phenomenon detected during right heart catheterization
Meltem Tekin, Alper Canbay, Sinan Aydoğdu, Erdem Diker
Sayfalar 104 - 106
İnferior vena kavanın kronik tam tıkanıklığına klinikte sık rastlanmaz. Çoğunlukla kronik hastalık süreçlerine bağlı olarak gelişen bu durum, kardiyovasküler girişimlerin nadir bir komplikasyonu olarak da karşımıza çıkabilir. Yirmi yıl önce mitral kapak ameliyatı geçiren 64 yaşındaki bir kadın hastanın nefes darlığı ve göğüs ağrısı yakınmalarını değerlendirmek üzere yapılan sağ kalp kateterizasyonu sırasında inferior vena kavada tam tıkanıklık görüldü. Alt ekstremitelerden gelen kan geniş kolleteraller aracılığıyla vena azigosa, oradan da sağ atriyuma gidiyordu. Vena azigosun, inferior vena kavanın işlevini yüklenmesi nedeniyle, hastalık uzun süre asemptomatik bir seyir izlemişti. Anahtar sözcükler: Kateterizasyon; kronik hastalık; konstriksiyon, patolojik/etyoloji; ameliyat sonrası komplikasyon/cerrahi; vena kava, inferior/yaralanma/cerrahi.

6. 
Kalpte metastatik kondrosarkom
Metastatic chondrosarcoma to the heart
Yekta Gürlertop, Enbiya Aksakal, Serdar Sevimli, Bilgehan Erkut, Nesrin Gürsan
Sayfalar 107 - 109
Mesane kitlesi nedeniyle ameliyata hazırlanan 58 yaşındaki erkek hasta, telekardiyografisinde kardiyotorasik oranın artmış bulunması üzerine kardiyolojik açıdan incelendi. Kalple ilgili şikayetleri olmayan hastanın transtorasik ekokardiyografi incelemesinde sağ atriyum ve apekste iki kitle belirlendi. Yedi yıl önce sol göğüs duvarından kondrosarkom tanısıyla ameliyat edilen hastada kalp yerleşimli metastatik tümör olduğu düşünülerek cerrahiye karar verildi. Ameliyat sırasında, kalp ve aortu kaplayan kitlenin rezektabl olmadığı sonucuna varılarak yalnızca biyopsi materyali alındı. Patolojik incelemede tümörün kondrosarkom olduğu belirlendi. Hasta onkoloji kliniğine sevk edildi. Ameliyat sonrası beşinci ayda hastanın kalple ilgili herhangi bir yakınması yoktu. Yerli literatürü taradığımızda, ülkemizde, kalbe metastaz gösteren kondrosarkom nedeniyle sunulan başka olguya rastlamadık.

OLGU
7. 
Sol ön inen koroner arterde spontan diseksiyon
Spontaneous dissection of the left anterior descending coronary artery
Oğuz Yavuzgil, Cemil Gürgün, Can Hasdemir, Hakan Kültürsay
Sayfalar 110 - 114
Spontan koroner arter diseksiyonu miyokard infarktüsü ve ani kardiyak ölümün çok nadir görülen, ancak artan sıklıkta bildirilen bir nedenidir. Hastaların çoğunda tanı ölümden sonra konmaktadır. Az sayıda hastada tanı, akut koroner sendrom sırasında ya bu sendrom nedeniyle yapılan koroner anjiyografi ile konabilir. Aterosklerotik risk faktörleri ile birlikte kararlı angina pektoris ve dekompanse kalp yetersizliği olan 49 yaşındaki bir erkek hastada, medikal stabilizasyon sonrası yapılan koroner anjiyografide sol ön inen koroner arterde lineer bir diseksiyon saptandı. Talyum sintigrafisinde anterior ve inferior miyokard enfarktüsü gözlendiğinden perkütan ya da cerrahi revaskülarizasyon düşünülmedi ve hasta kardiyak transplant programına alındı.

8. 
Stent-içi restenozun fizyopatolojisi ve tedavisi
The physiopathology and treatment of in-stent restenosis
Abdullah Doğan, Ömer Kozan, Nurullah Tüzün
Sayfalar 115 - 125
Koroner arter hastalığının tedavisinde, stent kullanılarak yapılan perkütan koroner girişim, cerrahi revaskülarizasyona iyi bir seçenektir. Bununla birlikte, medikal ve teknik yeniliklere rağmen, stent-içi restenoz henüz çözülmemiş bir sorundur. Stent-içi restenozu geriletmek için brakiterapi ve gelişme olasılığını azaltmak için ilaç kaplı stentler güncel tedavi seçenekleridir. Bu derlemede stent-içi restenozun fizyopatolojisi ve tedavi yöntemleri gözden geçirilmiştir.

9. 
Perkütan koroner girişimlerde distal mekanik koruma
Distal mechanical protection in percutaneous coronary interventions
Bilal Boztosun, Güçlü Dönmez, Cevat Kırma
Sayfalar 126 - 131
Perkütan koroner girişimler sonrası plak içeriklerinin emboli yoluyla ölümcül olaylara neden olması, distal embolizasyondan koruma amaçlı yeni tedavi stratejilerinin geliştirilmesine yol açmıştır. İlk önce farmakolojik olarak embolinin ve beraberindeki miyokardiyal iskeminin giderilmesine çalışılmıştır. Özellikle akut miyokard infarktüsü sırasında uygulanan primer perkütan koroner girişim yapılan hastalarda, beraberinde glikoprotein IIb-IIIa reseptör inhibitörlerinin kullanılması ile başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Ancak, trombüs yükü fazla primer koroner girişimlerde, safen ven greftlere ve karotise yapılan girişimsel uygulamalarda bu ilaçlara rağmen distal embolinin tam olarak önlenemediği gösterilmiştir. Günümüzde, distal embolizasyonu önlemek veya tedavi etmek için çeşitli türde distal mekanik koruma yöntemleri geliştirilmiştir. Filtre ve balon sistemli olmak üzere iki ana gruptan oluşan bu mekanik cihazların yararları ve eksiklikleri literatür bilgisi ışığında gözden geçirildi.

OLGU
10. 
Protez aort kapağında endokardit
Endocarditis of a prosthetic aortic valve
Saide Aytekin, Aylin Tuğcu, Mustafa Güden, İ.C.Cemşit Demiroğlu
Sayfa 132
Makale Özeti |Tam Metin PDF

11. 
Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar
Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Sayfalar 137 - 138
Makale Özeti |Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale