| 1. | Makale Özetleri Summaries of Articles Sayfalar 4 - 7
Makale Özeti | Tam Metin PDF |
|
| EDITORYAL YORUM |
| 2. | TKD Arşivinin 1993 Yılına Geri Bakış Altan ONAT Sayfalar 8 - 9
Makale Özeti | Tam Metin PDF |
|
| 3. | 'TEKHARF' ve 'TÜRK Kalp' Çalışmaları: Kapsam ve Katkılarına Objektif Bir Bakış Altan ONAT Sayfalar 10 - 11
Makale Özeti | Tam Metin PDF |
|
| ORIJINAL ARAŞTIRMA |
| 4. | Araştırmalar Akut Miyokard İnfarktüsü Tanısında Troponin T Clinical Investigations Serum Troponin T in Acute Myocardial Infarction Lale TOKGÖZOĞLU, Erdem ORAM, Kudret AYTEMİR, Hakan ORAL, Cumhur ÖZKUYUMCU Sayfalar 12 - 15
Kardiyak Tn-T zedelenmiş miyokarddan salınan kalbe özgün bir antijendir. Sağlıklı kişilerde serum düzeylerinin çok düşük olması, Tn-T'nin akut miyokard infarktüsü (AMI) tanısında faydalı olabileceğini düşündürmektedir. Tn-T'nin salınma eğrisini belirlemek ve klasik olarak kullanılan CK-MB ile tanısal değerini karşılaştırmak amacıyla Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Koroner Bakım Üniversitesine AMI tanısı ile yatırılan 10 erkek, 5 kadın toplam 15 hasta incelendi. Hastaların yaşları 35-68 arası olup ortalama yaş 54'tü. Enzim düzeylerinin doğal seyrini araştırmak amacıyla sadece trombolitik tedavi almayan hastalar çalışmaya alındı. Hastaların 5'inde inferior, 6'sında anterior ve 4'ünde de anteroseptal miyokard infarktüsü mevcuttu. İlk gelişlerinde ve belirli zaman aralıklarında Tn-T ve CK-MB düzeyleri ölçüldü. Tn-T'nin AMI'den sonra ilk saatlerden itibaren yükselmeye başladığı, ilk tepe değerini 24'cü saate kadar yapıp, 36-72. saatler arası plato çizdiği, 4. günden sonra düzeylerinin inmeye başladığı görüldü. CK-MB'nin ise tepe değerini 12. saat civarında yaptığı görüldü. Tn-T için sensitivite 6 saatten önce % 54, 6. saatte % 73, 12. saatte % 100, 48. saatte % 100 ve 7. günde sensitivite % 86 bulundu. CK-MB'de ise 6 saatten önce % 54, 6. saatte % 86, 12. saatte % 100, 48. saatte % 60 ve 7. günde % 0 bulundu. AMI'nün erken tanısında Tn-T ve CK-MB arasında istatistiksel olarak önemli fark yoktu. 36. saatten sonra ise Tn-T'nin CPK-MB'den daha hassas olduğu saptandı (p<0.05). Sonuç olarak Tn-T'nin semptomların başlamasından itibaren CK-MB gibi ilk saatlerde yükselmeye başladığı ancak daha uzun süre yüksek kaldığı, 36-96. saatler arasında başvuran hastalarda CK-MB'den daha hassas bir yöntem olduğu gözlendi. Bu özellikleri nedeniyle erken tanıda CK-MB'nin yerini almasa da CK-MB düzeylerinin sınırda olduğu veya geç başvuran hastalarda tanıyı destekleyecek iyi bir alternatif yöntem olduğu saptandı. |
|
|
| 5. | Tüberküloz Perikardit Tanısında Adenozin Deaminaz'ın Tanısal Değeri Diagnostic Value of Adenosine Deaminase in Tuberculous Pericarditis Özhan GÖLDELİ, Kaan KULAN, Cansel KULAN, Baki KOMSUOĞLU Sayfalar 16 - 19
Tüberküloz perikarditin (TP) tanısı, erken mikroorganizmanın izolasyonunun güçlüğü nedeniyle oldukça seyrek konulmaktadır. TP teşhisinde adenozin deaminaz (ADA) seviyesinin değeri 108 perikardiyal efüzyonlu olguda incelendi. Etiyolojik sebepler 5 ayrıldı: 1- Tüberküloz (20 olgu), 2- İdiyopatik (82 olgu), 3- Tümör (3 olgu), 4- Pürulan bakteriyel enfeksiyon (2 olgu), 5- Radyoterapi (1 olgu). En yüksek ortalama ADA değeri (120±16.68 U/L) grup 1'de bulundu. Diğer gruplardaki ADA değerleri ise sırasıyla 29.4±8.9, 27.7±21, 29.5±13.4 ve 26 U/L idi. 1. grupla diğer gruplar arasındaki farklar, istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.001). TP sıvısında ADA değeri 70 U/Lt ve daha yukarı seviyelerde ise, bu ADA değerinin % 100 sensitiviteye ve % 91 spesifiteye sahip olduğu ve perikardiyal sıvıdaki ADA değerinin ölçümünün, TP tanısında yararlı bir biyokimyasal tanı yöntemi olarak kullanılabileceği sonucuna varıldı. |
|
| 6. | Saf Mitral Darlığı Olan Hastalarda Digoksin ve Verapamilin Kalp Hızı, Pulmoner Arter ve Pulmoner Wedge Basınçları Üzerine Etkileri The Effect of Digoxin and Verapamil on Heart Rate, Pulmonary Artery and Pulmonary Wedge Pressure in Patients with Pure Mitral Stenosis Emrullah BAŞAR, Servet ÇETİN, Ali ERGİN, Namık Kemal ERYOL, Ahmet H.KÖKER Sayfalar 20 - 23
Saf mitral darlıklı 30 hastada digital ve verapamilin kalp hızı, ortalama pulmoner arter basıncı ve pulmoner wedge basıncı üzerine etkileri araştırıldı. Onbeş hasta (6 atriyal fibrilasyon, 9 sinüs ritm) digital grubunu, 15 hastada (8 atriyal fibrilasyon, 7 sinüs ritm) verapamil grubunu oluşturdu. Hastalara sağ kateter yapılarak ortalama pulmoner arter basıncı, pulmoner wedge basıncı ve kalp hızları kaydedildi. İlaçlar intravenöz verildikten ve 7 günlük oral tedaviden sonra ölçümler tekrarlandı. Sinüs ritmindeki hastalarda digoksin ile kalp hızı, ortalama pulmoner arter basıncı ve pulmoner wedge basıncında anlamlı değişiklik olmadı (p>0.05). Verapamil grubundaki sinüs ritmli hastalarda kalp hızındaki düşme anlamsız (p>0.05), ortalama pulmoner arter basıncındaki düşme anlamlı (p<0.05) bulunurken, pulmoner wedge basıncı intravenöz ilaçtan sonra anlamsız (p>0.05) oral tedaviden sonra anlamlı (p<0.05) düşüş gösterdi. Atriyal fibrilasyonda digoksinle kalp hızındaki düşme anlamlı (p<0.05) bulunurken ortalama pulmoner arter basıncı ve pulmoner wedge basıncındaki düşme anlamsızdı (p>0.05). Atriyal fibrilasyonlularda verapamil ile kalp hızında ve ortalama pulmoner arter basıncında düşme istatistiksel olarak anlamlıydı (sırasıyla p<0.001, p<0.05). Pulmoner wedge basıncında ise intravenöz ilaçtan sonra anlamlı düşme olurken (p<0.05) oral tedaviden sonraki azalma daha da belirgindi (p<0.01). Bu sonuçlarla, saf mitral darlıklı hastalarda hastanın ritmi ister atriyal fibrilasyon isterse sinüs ritmi olsun verapamilin kalp hızını, pulmoner arter ve pulmoner wedge basıncını azaltmada digoksinden daha etkili olduğunu söyleyebiliriz. |
|
| 7. | Regürjitan Jet Büyüklüğünün Doppler Renkli Akımla Görüntülenmesinde Transtorasik ve Transözofajial Yöntemlerin Karşılaştırılması Comparision of Regurgitant Jet Size by Transesophageal Versus Transthoracic Doppler Color Flow Imaging Ayşe ÖZERGİN, Kadir GÜRKAN, Mehtap ŞİŞMAN, Tezer ULUSOY, Fikret MAÇİN, Sami ÜNAL Sayfalar 24 - 28
Valvüler yetersizliklerin değerlendirilmesinde transtorasik (TT) yöntemle Doppler renkli akım görüntülenmesi, günümüzde yerleşmiş bir noninvazif tanı yöntemidir. Bununla birlikte son zamanlarda yapılan çalışmalarda, bu amaçla kullanılan transözofagial (TE) tekniğin daha güvenilir olduğu öne sürülmektedir. Çalışmamızda, bu iddiayı irdelemek üzere 34 hastanın hem TT, hem de TE renkli akım görüntüleme yöntemiyle elde edilen maksimal regürjitasyon jet alanları kıyaslanmıştır. TE renkli akım görüntüleme ile 56 regürjitasyon lezyon saptanırken (31 mitral, 13 aort, 38 triküspid yetersizliği), TT yaklaşımla her bir kapak için daha az sayıda lezyona rastlanmıştır (26 mitral, 10 aort, 20 triküspid yetersizliği) (p<0.001). Ayrıca regürjitasyon jet alanları TE yöntemle anlamlı olarak daha büyük bulunmuştur (TE eko ile: 5.4±2.7 cm2, TT eko ile: 2.9±1.6 cm2, p<0.001). Jet alanlarının görsel derecelendirme ile hafif, orta ve ağır olarak sınıflanmasında da TE teknik ile daha büyük skorlar elde edilmiştir (TE/TT, hafif lezyonlar: 34/12, orta lezyonlar: 22/18, ağır lezyonlar: 18/4). Buna mukabil her iki yöntemle elde edilen jet alanları arasında anlamlı bir korelasyon da tesbit edilmiştir (r=0.76, TE=1.2 TT+1.7). Sonuç olarak, verilerimizin anjiyografik yöntemle elde edilecek regürjitasyon akımlarla kıyaslanmaması eksiklik olarak düşünülebilirse de, renkli akım görüntüleme yöntemiyle regürjitan akımların tetkiki için TE yöntem, TT yöntemden daha duyarlı bulunmuştur. |
|
| 8. | İnfektif Endokarditte Transtorasik ve Transözofajiyal Ekokardiyografi Bulguları Transthoracic and Transesophageal Echocardiographic Findings in Infective Endocarditis Önder KIRIMLI, Sema GÜNERİ, Bilal Yıldırım SEYİTHANOĞLU, Özcan ÖZKUMOVA, Caner ÇAVDAR, Mithat ÖZER Sayfalar 29 - 31
İnfektif endokardit tanısı alan 11 hastanın transtorasik ekokardiyografi (TTE) ve transözofajiyal ekokardiyografi (TÖE) bulguları karşılaştırıldı. Hastalardan 2'sinde çift kapak (mitral+aort) replasmanı yapılmıştı. Dokuz hastada her iki yöntem ile ağır derecede aort yetmezliği tesbit edildi. Çift kapak replasmanlı hastalardan birinde TTE ile mitral valvuler kaçak saptanırken TÖE ile her 2 hastanın mitral kapağında valvüler ve paravalvüler kaçak saptandı. TTE ile 3 hastada aort kuspis'leri üzerinde 11 ile 15 mm arasında değişen boyutlarda vejetasyon saptandı. Oysa TÖE ile 8 hastada aort kuspis'leri üzerinde ve çift kapak replasmanlı 2 hastada mitral ve aortik prostetik kapaklar üzerinde 3 ile 18 mm arasında değişen ölçülerde vejetasyon izlendi. Sonuç olarak, TÖE infektif endokarditte vejetasyonların tesbit edilmesinde çok değerli bir tanı yöntemidir ve infektif endokardit kuşkusu olan her hastaya TÖE uygulanmalıdır. |
|
| DERLEME |
| 9. | Derlemeler Aortomiyoplasti veya Kardiyomiyoplasti Ameliyatı ile Dolaşım Sistemine Destek Reviews Circulatory Support by Cardiomyoplasty and Aortomyoplmasty Afksendiyos KALANGOS, Gülşah TAYYARECİ, Juan Carlos CHACHQUES, Pierre GRANDJEAN, Alain CARPENTIER Sayfalar 32 - 37
İskelet adelesinin progressif elektriki uyarılmalarla yorgunluğa karşı dirençli hale getirilebileceğini gösteren bulgular, kardiyak cerrahide dolaşım desteği sağlanması amacıyla kullanılmıştır. Bu buluşun ilk uygulaması dinamik kardiyomiyoplastidir. İnsanlarda ilk kez 1985 yılında Broussais Hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Operasyonda latissimus dorsi adelesi toraksa alındıktan sonra kalbin etrafına sarılarak ventrikül sistoluyla senkron olarak stimule edilmektedir. Bu güne kadar dünya üzerinde 200'den fazla hastada (57'si Broussais Hast.'de olmak üzere) cesaret verici sonuçlarla gerçekleşmiştir. Kardiyomiplastide adele, sol veya sağ ventrikülü güçlendirmek ya da replasman amacıyla kullanılmıştır. Çifte kardiyomiyoplasti (sol latissmus dorsi ve sağ pektoralis major adeleleri) sağ atriyumun kardiyomiyoplastisi ve aortik konturpulsasyon yaratan aortamiyoplasti gibi diğer durumlar araştırılmaktadır. Bu tekniklerin gelişmesi otolog dolaşım desteğinin ortaya çıkmasıyla giderek büyüyen ilginin önemini göstermektedir. |
|
|
| 10. | Pediatrik Olgularda Miyokardit ve Dilate Kardiyomiyopati Birbirinden Ayırdedilebilir mi? Can Myocarditis and Dilated Cardiomyopathy be Differentiated from Each Other in Pediatric Patients? İpek AKMAN, Rukiye EKER ÖMEROĞLU, Aygün DİNDAR Sayfalar 38 - 42
Pediatrik kardiyolojide dilate (konjestif) kardiyomiyopati (DCM) ve miyokardit klinik olarak birbirinden ayırt edilemeyen iki antitedir. Hastaların bir çoğu konjestif kalp yetersizliği veya disritmilere bağlı semptomlarla başvururlar. DCM'li hastaların önemli bir kısmında miyokardit etyolojik faktör olarak ileri sürülür. Miyokarditli hastaların çoğu tamamen iyileştiği halde ortalama % 12 vakada kronik kardiyomiyopati geliştiği için bu hastalar progresif miyokard disfonksiyonu açısından izlenmelidir. Ayırıcı tanı için başvurulan noninvaziv tanı yöntemlerinin çoğu her iki durumda da benzer bulgular verir. Miyokarditin kesin tanısı biyopsi ile konulabilir. Halbuki DCM'nin etyolojisi çok çeşitli olduğundan miyokard lezyonları da çeşitlilik gösterir. Her iki durumda da yalancı pozitif ve negatif sonuçlar elde edilebilir. Bu yazıda, DCM ve miyokarditin ayırıcı tanısının son gelişmeler ışığında tartışılması amaçlanmıştır. |
|
| 11. | İskemik Kalp Hastalığı Tedavisinde Farklı Bir Mekanizma: K+ Kanal Aktivasyonu ve Nicorandil A Different Mechanism in the Treatment of Ischemic Heart Disease: K+ Channel Activation and Nicorandil Fehmi MERCANOĞLU, Nevres KOYLAN Sayfalar 43 - 48
İskemik kalp hastalığının tedavisinde halen çeşitli mekanizmalarla etkili olan ilaçlar kullanılmaktadır. Bu mekanizmalar arasında membran iyon kanallarının etkilenmesi önemli yer tutmakla beraber; K+ kanal aktivatörleri yaygın olarak kullanılan ilaçlar arasında yer almaktadır. Özellikle son 10 senedir yapılan çok sayıda çalışma ile incelenmekte olan nicorandilin organik nitratlara benzer yapı ve etki mekanizmasının ilaveten sahip olduğu K+ kanal açıcı etkisi ile nitralardan farklı ve muhtemelen daha geniş bir terapötik spektrumu olduğu düşünülmektedir. Nicorandil bir yandan cGMP üzerinden gerçekleştirdiği venodilasyonla "preload"ı, diğer taraftan da K+ kanal aktivasyonu ile "afterload"ı azaltmakta, buna mukabil kalp hızında önemli bir artış meydana getirmemektedir. Nitratlarda önemli bir problem olan toleransın da gelişmediği bildirilmiştir. Primer inotropik etkisinin olmamasına rağmen nicorandilin sol ventrikül yetersizlikli hastalarda yukarıdaki etkileri ile sistemik vasküler direnci sol ventrikül diyastol sonu basıncını ve pulmoner arter wedge basıncını azaltarak sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonunu ve kardiyak indeksi anlamlı ölçüde artırdığı gösterilmiştir. Ayrıca nicorandil K+ kanal açıcı etkisi ile infarktüs alanını ve reperfüzyon iskemisini hemodinamik değişikliklerden bağımsız olarak azaltmaktadır. Sonuç olarak, iskemik kalp hastalığının tedavisinde halen yaygın olarak kullanılan ilaçlarla kıyaslanabilir faydaları ortaya konan nicorandilin K+ kanal aktivasyonu ile gerçekleşen ve bugün için mekanizmaları tam olarak izah edilemeyen olumlu etkileri ile kullanım sahası bulmasının muhtemel olduğu, ancak bunun için daha geniş ve uzun süreli çalışmaların gerekliliği düşünülmektedir. |
|
| 12. | Konjestif Kalp Yetersizliğinde Antialdosteron Tedavi Anti-Aldosterone Therapy in Congestive Heart Failure Nedim KIZILKAYA, Mehmet Emin KORKMAZ, Haldun MÜDERRİSOĞLU Sayfalar 49 - 52
Aldosteronun iyi bilinen renal etkileri yanında, direk kardiyovasküler etkileri de son yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Bu çalışmalar aldosteron reseptörlerinin yalnız böbreklerde değil; kalp, büyük damarlar ve beyinde de olduğunu düşündürmektedir. Bu etkilerin en önemlileri miyokard fibrozisi ve direkt vazokonstrüksiyon yapmasıdır. Antialdosteron tedavi, hayvan deneylerinde aldosteronun bu olumsuz etkilerini önleyebilmektedir ve konjestif kalp yetersizlikli hastalarda mortaliteyi azalttığına ilişkin ipucu elde edilmiştir. Üstelik aldosteron anagonistleri bu etkilerini yüksek ve düşük kan basıncı düzeylerinde de gösterebilmektedir. Bu gözlemler, antialdosteron tedavinin konjestif kalp yetmezliğinde birden çok mekanizma ile yararlı olabileceğini düşündürmektedir. |
|
| OLGU |
| 13. | Olgu bildirileri Sol Sirkumfleks Arterin Sağ Koroner Arterin Terminal Dalı Olarak Çıkışı Case Reports Left Circumflex Artery Arising as a Terminal Extension of the Right Coronary Artery Olcay SAĞKAN, Ender ÖRNEK, Osman YEŞİLDAĞ Sayfalar 53 - 54
Kliniğimizde koroner anjiyografi yapılan 450 hastanın ikisinde (% 0.4) koroner arter çıkış anomalisi saptanmıştır. Sunduğumuz olgu sirkumfleks arterin çok nadir görülen bir anomalisidir. Sirkumfleks arter sağ koroner arterin terminal bir uzantısı olarak devam etmekteydi arterin gerek ana gövdesi gerekse obtüs dalları normal ve gelişmiş olarak izlenmiştir. Esas şikayeti sol ayakta klaudikasyo intermitens olan 64 yaşındaki erkek hastamızda koroner anomali asemptomatik idi. Yayınlarda şematik olarak belirtilmiş fakat olgu sunumuna rastlanmamıştır. |
|
|
| 14. | Pulmoner Embolizasyonla Sonuçlanan Duktus Arteriozus Açıklığı Oklüzyonlarında Transkateter Yaklaşım Transcatheter Approach in Pulmonary Embolization of Rashkind Prosthesis in PDA Occlusion Ümrah AYDOĞAN, Aygün DİNDAR, Enver DAYIOĞLU, Yusuf İzzet AYHAN, Cemil BARLAS, Talat CANTEZ Sayfalar 55 - 58
Duktus arteriozus açıklığının (PDA) transkateter yolla kapatılmasında en sık karşılaşılan komplikasyon Rashkind protezinin pulmoner artere embolizasyonudur. Pulmoner embolizasyonla karşılaşıldığında iki seçenek söz konusudur; hastanın cerrahiye sevkedilerek duktus ligasyonu/divizyonu ile birlikte Rashkind protezinin çıkarılması ya da transkateter yolla Rashkind protezinin çıkarılarak hastanın yönlendirilmesi. Bu yazıda transkateter PDA oklüzyonu uygulanan 4 olgumuzdaki pulmoner embolizasyon nedenleri tartışılmakta ve Rashkind protezinin transkateter yolla çıkarılıp oklüzyon işleminin tekrarlanmasına ilişkin ilk deneyimler sunulmaktadır. |
|
| 15. | Konjenital Aort Stenozlu Bir Çocukta Bakteriyel Endokardite Sekonder Gelişen Akut Miyokard İnfarktüsü Acute Myocardial Infarction Secondary to Bacterial Endocarditis in a Child with Congenital Aortic Stenosis Burhan ÖCAL, Semra ATALAY, Ayten İMAMOĞLU, Halil GÜMÜŞ, Metin KAL Sayfalar 59 - 61
Bakteriyel endokardit seyrinde periferik emboli sık bir komplikasyon olmasına karşın koroner emboli ve miyokard infarktüsü özellikle çocuklarda nadiren görülmektedir. Biz bakteriyel endokardite sekonder miyokard infarktüsü gelişen, 14 yaşında konjenital aort stenozlu bir olgumuzu sunduk. Ekokardiyografik incelemede aort kapağı altında vejetasyon gösterildi ve 45 mmHg valvuler gradient saptandı. Kan kültüründe pnömokok üretildi. Hastaneye yatışının 8. günü DI, DII, DIII, AVF, AVL, V2-6'da ST depresyonu ve miyokardiyal enzimlerde belirgin yükselme ile tanı koyduğumuz Q dalgasız miyokard infarktüsü gelişti. Hasta miyokard infarktüsü tanısından 8 saat sonra akciğer ödemi tablosu ile kaybedildi. |
|