Turk Kardiyol Dern Ars: 47 (2)

Cilt: 47  Sayı: 2 - Mart 2019

EDITÖRYAL YORUM
1.
Hangi diyaliz yöntemi kalp için daha iyidir?
Which dialysis modality is better for the heart?
Tevfik Ecder
PMID: 30874518  doi: 10.5543/tkda.2019.91589  Sayfalar 85 - 87
Makale Özeti | Tam Metin PDF

ARAŞTIRMA
2.
Periton diyalizi hastalarında sağ ventrikül fonksiyonlarının ekokardiyografik olarak değerlendirilmesi
Echocardiographic assessment of right ventricular function in peritoneal dialysis patients
Duygu Ersan Demirci, Deniz Demirci, Melahat Çoban, Gülsüm Meral Yılmaz Öztekin, Şakir Arslan
PMID: 30874508  doi: 10.5543/tkda.2018.31391  Sayfalar 88 - 94
Amaç: Kardiyovasküler hastalıklar diyaliz tedavisi gören hastalarda önde gelen mortalite nedenidir. Çalışmaların çoğunun periton diyalizi hastalarında sol ventrikül (SoV) fonksiyonlarına odaklanmasına rağmen, periton diyalizinin sağ ventriküler (SaV) fonksiyonlara etkisi konusunda yeterli bilgi yoktur. Biz çalışmamızda periton diyalizi tedavisi gören son dönem böbrek yetmezliği (SDBY) hastalarında SaV ekokardiyografik parametrelerini incelemeyi amaçladık.
Yöntemler: İki grupta toplam 73 hasta incelendi: 36 periton diyalizi hastası ve 37 sağlıklı kontrol grubu. Tüm hastalara SaV doku Doppler görüntülemeyi de içeren ekokardiyografik inceleme yapıldı.
Bulgular: SoV kitle indeksi, sol atriyum çapları, arka duvar ve interventriküler septum kalınlıkları periton diyalizi hastalarında anlamlı olarak artmış saptandı. Periton diyalizi grubunda kontrol grubuna kıyasla SoV A velositesi anlamlı olarak yüksek, E ve Em velositeleri düşük olarak saptandı. Sağ atriyal çaplar, sağ atriyum alanı, SaV fraksiyonel alan değişimi, SaV miyokard performans indeksi, pulmoner vasküler rezistans açısından gruplar arasında anlamlı fark gözlenmezken, triküspit anüler plan sistolik ekskürsiyon (TAPSE) değeri periton diyalizi grubunda düşük saptandı. SaV E, Ea, Aa, Sa hızları, deselerasyon zamanı ve triküspit regürjitasyon hızları da her iki grupta benzerken, SaV A hızı ve Ea/Aa oranı periton diyalizi grubunda anlamlı olarak yüksek, E/A oranı ise düşük saptandı.
Sonuç: Konvansiyonel Doppler ve doku Doppler ekokardiyografi ile değerlendirilen SaV sistolik ve diyastolik fonksiyonları periton diyalizi hastalarında korunmuş olarak saptandı.
Objective: Cardiovascular disease is the leading cause of mortality in patients undergoing dialysis. Most of the available studies focus on left ventricular (LV) function in peritoneal dialysis (PD) patients; data about the effect of PD on right ventricular (RV) function are scarce. The aim of this study was to evaluate echocardiographic parameters of the RV in patients with end-stage renal disease (ESRD) undergoing PD.
Methods: A total of 73 individuals were grouped as follows: PD patients (n=36) and healthy controls (n=37). Echocardiography of the RV was performed in all of the patients using tissue Doppler imaging (TDI).
Results: The LV mass index (LVMI), left atrial (LA) diameter, posterior wall, and interventricular septum thicknesses were significantly greater in the PD group. The LV peak late diastolic atrial contraction (A) velocity was higher, and the peak early diastolic (E) velocity and the early diastolic velocity of the lateral mitral annulus (Em) were lower in the PD group compared with the control group. The right atrial (RA) diameter, RA area, RV fractional area change, RV myocardial performance index, and pulmonary vascular resistance values were similar in both groups, whereas the tricuspid annular plane systolic excursion (TAPSE) value was lower in the PD patients. The RV E; early diastolic (Ea), late diastolic (Aa), and systolic (Sa) velocities; deceleration time; and tricuspid regurgitation velocity were also similar in the 2 groups. Only the RV A velocity and the Ea/Aa ratio were significantly higher in the PD group, and the E/A ratio was lower in the PD group than in the control group.
Conclusion: The results of conventional and TDI echocardiography indicated that RV systolic and diastolic functions were preserved in PD patients.

3.
Anterior miyokart enfarktüsü nedeniyle primer perkütan koroner girişim uygulanan hastalarda trombüs aspirasyonu ile görülebilir aspirat gelmesinin no reflow ve hastane içi mortalite ile ilişkisi
The relationship between visible thrombus aspiration material with no-reflow and in-hospital mortality ratio in patients with anterior ST-elevation myocardial infarction treated with primary percutaneous coronary intervention
Taner Şeker, Caner Türkoğlu, Oğuz Akkuş, Mustafa Gür
PMID: 30874511  doi: 10.5543/tkda.2019.49940  Sayfalar 95 - 102
Amaç: Primer perkütan girişim (PKG) sırasında uygulanan trombüs aspirasyonun faydası hala tartışmalıdır. Biz bu çalışmada görülebilir trombüs aspiratının klinik olarak etkisini araştırmayı amaçladık.
Yöntemler: Çalışmaya prospektif olarak 295 TIMI 0 veya I olan anteriyor ST segment yükselmeli miyokart enfarktüslü hasta dahil edildi. Trombüs aspirasyonu için PKG öncesinde manuel trombüs aspirasyon cihazları kullanıldı. Hastalar görülebilir aspirat elde edilenler ve görülebilir aspirat elde edilmeyenler olmak üzere iki gruba ayrıldı. No-reflow bulgusu, görülebilir aspirat elde edilen grupta anlamlı olarak düşük
izlendi.
Bulgular: Görülebilir trombüs aspirasyonu tüm hastaların 178 (%60.3) inde elde edildi. No reflow belirgin anlamlı olarak görülebilir trombüas aspirasyonu grubunda düşük izlendi (p<0.001). Ejeksiyon fraksiyonu, ST segment rezülosyonu anlamlı olarak görülebilir trombüs aspirasyonu sağlanan grupta yüksek bulunurken hastane içi mortalite, Killip II-IV ve PKG sonrasındaki TIMI frame count belirgin olarak görülebilir trombüs aspirasyonu elde edilmeyen gruba göre düşük izlendi (hepsi için p<0.05).
Sonuç: Görülebilir trombüs aspirasyonu elde edilmesi anterior ST elevasyonlu miyokart enfarktüslü hastalarda kısa dönem klinik sonuçlar ve prognoz hakkında bilgi sağlayabilir
Objective: The benefit of intracoronary thrombus aspiration (TA) during primary percutaneous coronary intervention (pPCI) in patients with ST-segment elevation myocardial infarction (STEMI) is not yet fully clear. The aim of this study was to investigate the clinical impact of visible thrombus aspiration (VTA) material.
Methods: A total of 295 patients with a Thrombolysis in Myocardial Infarction (TIMI) flow score of 0 or 1 after an anterior STEMI were included in the study. Manual TA devices were used before performing PCI. The patients were divided into 2 groups: (1) visible thrombus aspiration (VTA) group and (2) non-visible thrombus aspiration (non-VTA) group. No-reflow was defined as TIMI grade 0, 1, or 2 flow, or TIMI grade 3 with
a myocardial blush of grade 0 or 1. The primary endpoint was the occurrence of no-reflow.
Results: VTA was retrieved in 178 (60.3%) of the patients. A no-reflow determination was significantly less frequent in the VTA group (p<0.001). The ejection fraction and ST-segment resolution values were higher, and the in-hospital mortality, Killip class II-IV rating, and post-pPCI TIMI frame count were lower in the VTA group (p<0.05 for each).
Conclusion: VTA predicted a lower rate of in-hospital mortality and no-reflow in patients with anterior STEMI who underwent pPCI.

4.
Kompleks doğuştan kalp hastalığı olan ve Glenn anastomozu uygulanmış hastalarda antekübital venöz yol kullanılarak sağ kalp kateterizasyonu
Right-heart catheterization using antecubital venous access in patients with complex congenital heart defects and Glenn anastomosis
Sezen Atik Ugan, Selman Gökalp, Betül Çınar, İrfan Levent Saltık
PMID: 30874516  doi: 10.5543/tkda.2019.70558  Sayfalar 103 - 110
Amaç: Bu yazıda, kompleks doğuştan kalp defekti olan ve Glenn anastomozu yapılmış çocuk hastalarda antekübital venöz yaklaşım ile sağ kalp kateterizasyonu tekniği ve özellikleri sunuldu. Günümüzde antekübital damarlar kullanılarak yapılan sağ kalp kateterizasyonunun teknik özelliklerini ve güvenliğini gösteren çalışmalar yetişkinlerde yayınlanmıştır. Ancak, doğuştan kalp hastalıkları olan çocuklarda sağ kalp kateterizasyonlarında tercih edilen giriş yerlerinde değişiklik gözlenmemiştir.
Yöntemler: Ocak 2014 - Ağustos 2017 tarihleri arasında çeşitli klinik bulgulara sahip 18 hastada yapılan antekübital fossa venleri ile sağ kalp kateterizasyonu verileri geriye dönük olarak incelendi ve sonuçlar değerlendirildi.
Bulgular: On hasta (%55) erkek, sekiz hasta kadındı. Biri hariç tüm hastalar, Glenn anastomozu yapılmış kompleks doğuştan kalp hastalığına sahipti. Bir hasta sinüs venöz tipi atriyal septal defekt ve anormal pulmoner venöz dönüş anomalisi nedeniyle ameliyat edilmiş ve superiyor vena kavası tamamen tıkanmıştı. Tüm hastalarda tanısal kateterizasyon yapıldı. Ek işlemler; iki hastada pulmoner kapağın
balon oklüzyonu, bir hastada süperiyor vena kava-sağ pulmoner arter anastomoz dilatasyonu ve iki hastada çeşitli cihazlarla anormal veno-venöz kollaterallerin tıkanması idi.
Sonuç: Antekübital venöz yaklaşım tekniği, kompleks doğuştan kalp defekti olan hastalarda tanı ve tedavi amaçlı kateterizasyon için kolay ve güvenli bir şekilde uygulanabilir. Antekübital venöz yaklaşımın özellikle Glenn anastomozlu hastalarda sağ kalp kateterizasyonu için seçilen ilk bölge olabilir.
Objective: Right-heart catheterization using the antecubital veins has recently regained attention, and studies demonstrating the feasibility and safety of antecubital access in adults have been published. However, no changes have been observed in the preferred entrance sites in right-heart catheterizations in children with congenital heart diseases. This article is a description of the technique and features of the antecubital venous approach in pediatric patients with complex congenital heart defects and a Glenn anastomosis.
Methods: The data regarding a right cardiac catheterization through the antecubital fossa veins performed in 18 patients with various clinical indications between January 2014 and August 2017 were reviewed retrospectively and the results were assessed.
Results: Ten patients (55%) were male and 8 patients were female. All of the patients but 1 had a complex congenital heart disease with a Glenn anastomosis. One patient had been operated on for a sinus venosus atrial septal defect and an abnormal pulmonary venous return and had a total occlusion of the superior vena cava. A diagnostic catheterization was performed in all cases. Additional procedures consisted of a balloon test occlusion of the pulmonary valve in 2 patients, a superior vena cava-right pulmonary artery anastomosis dilatation in 1, and abnormal veno-venous collateral occlusion with various devices in 2 patients.
Conclusion: The antecubital venous approach technique can be performed easily and safely for diagnostic and therapeutic catheterization in patients with complex congenital heart defects. The authors advocate that the antecubital venous approach should be the first site selected for right-heart catheterization, especially in patients with a Glenn anastomosis.

5.
Atriyal fibrilasyon hastalarında transözofajiyal ekokardiyografi ile değerlendirilen sol atriyal apendiks 2D strain’i tromboembolik risk ile ilişkilidir
Left atrial appendage 2D-strain assessed by transesophageal echocardiography is associated with thromboembolic risk in patients with atrial fibrillation
Erhan Saraçoğlu, Dilek Ural, Salih Kılıç, Ertan Vuruşkan, Tayfun Şahin, Ayşen Ağaçdiken Ağır
PMID: 30874509  doi: 10.5543/tkda.2019.39482  Sayfalar 111 - 121
Amaç: Bu çalışmada, valvüler olmayan atriyal fibrilasyonlu (AF) hastalarda transözofajiyal ekokardiyografi (TEE) sırasında elde edilen gri skala görüntülerinde 2B-strain analizi ile değerlendirilen sol atriyal apandis (LAA) mekanik işlevlerinin geleneksel LAA fonksiyonel parametreleri, CHA2DS2-VASc skoru ve LAA’da spontan eko kontrastı (SEK) ve/veya trombüs varlığı ile ilişkisinin belirlenmesi amaçlandı.
Yöntemler: Çalışmaya, TEE için sevk edilen 126 AF’li hasta ve 30 sinüs ritminde kontrol alındı. Tüm hastalarının global, mediyal, lateral ve apikal LAA longitudinal 2D-strain’i ve AF hastalarının CHA2DS2-VASc skoru değerlendirildi.
Bulgular: AF hastalarının global, mediyal, lateral ve apikal LAA longitudinal 2D-strain’i kontrollerden anlamlı olarak düşük ve LAA akım hızları ve LAA alan değişikliğiyle orta derecede fakat anlamlı olarak bağıntılıydı. CHA2DS2-VASc skoru 0-1 olan hastalar en yüksek LAA 2D-strain değerlerine sahipti ve CHA2DS2-VASc skoru LAA lateral, mediyal ve global 2D-strain ile anlamlı olarak korele idi. Hastaların 84’ünde SEK, bu hastaların 45’inde yoğun SEK ve/veya trombüs tespit edildi. Global ve bölgesel LAA 2D-strain değerleri yoğun SEK/ trombüsü olan hastalarda anlamlı olarak düşüktü ama çok değişkenli analizde 2D-strain değerlerinin SEK/trombüs varlığının bağımsız belirleyicileri olmadıkları görüldü. ROC analizinde, yoğun SEK/trombüs varlığı için global, mediyal, apikal ve lateral 2D-strain kestirim değerleri sırasıyla %6.0 (p=0.011), %8.0 (p=0.032), %6.0 (p=0.033) ve %5.4 (p=0.004) idi.
Sonuç: Global ve bölgesel LAA mekaniği, geleneksel LAA fonksiyonel parametreleri ve LAA yoğun SEK/trombüs varlığı ile anlamlı derecede ilişkilidir ve gelecekteki tromboembolizmi öngördürmede tamamlayıcı bir teknik olarak faydalı olabilir.
Objective: The aim of this study was to determine the relationship of left atrial appendage (LAA) mechanics assessed using 2-dimensional (2D)-strain analysis of the gray scale images obtained during transesophageal echocardiography (TEE) to the conventional LAA functional parameters, CHA2DS2-VASc score, and the presence of spontaneous echo contrast (SEC) and/or LAA thrombus in patients with non-valvular atrial fibrillation (AF).
Methods: The study included 126 patients with AF and 30 controls with a sinus rhythm who were referred for TEE. The global, medial, lateral and apical LAA longitudinal 2D-strain of all patients and the CHA2DS2-VASc score of AF patients were evaluated.
Results: The global, medial, lateral, and apical LAA longitudinal 2D-strain results of AF patients were significantly lower than those of the controls and revealed moderate but significant correlations with LAA flow velocity and LAA area change. Patients with a CHA2DS2-VASc score of 0 or 1 had the highest LAA 2D-strain values and the results revealed that the LAAemptying velocity and LAA lateral and medial 2D-strain values were independent correlates of CHA2DS2-VASc score. SEC was detected in 84 patients, of whom, 42 had dense SEC and 27 had thrombus in the LAA. Multivariate analysis indicated that LAA emptying velocity, LAA area change, and LAA medial 2D-strain were independently associated with the presence of dense SEC/thrombus. In ROC analysis, cut-off values for global, medial, apical, and lateral 2D-strain for the presence of dense SEC/ thrombus were 6.0% p=0.011), 8.0% (p=0.032), 6.0% (p=0.033), and 5.4% (p=0.004), respectively.
Conclusion: Global and regional LAA mechanics were significantly related to conventional LAA functional parameters and to the presence of LAA-dense SEC/thrombus in patients with AF and may be useful as complementary data for estimating future thromboembolism.

6.
Klinik stabil çocuk kalp nakli alıcılarında Tp-e mesafesi ve Tp-e/QT oranı
Tp-e interval and Tp-e/QT ratio in clinically stable pediatric heart transplant recipients
Serhat Koca, Feyza Ayşenur Paç, Sabit Kocabeyoğlu, Maze Zabun, Deniz Eriş, Doğan Emre Sert, Ümit Kervan, Mustafa Paç
PMID: 30874505  doi: 10.5543/tkda.2018.11524  Sayfalar 122 - 127
Amaç: Literatürde, ani kardiyak ölüm açısından normal popülasyondan daha riskli olan çocuk kalp nakli alıcılarında (KNA); T dalga tepe noktası ve sonu mesafesi (Tp-e), Tp-e/QT ve Tp-e/QTc oranlarını değerlendiren çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı klinik olarak stabil çocuk KNA da Tp-e, Tp-e/QT ve Tp-e/QTc oranları kullanılarak ventriküler repolarizasyon farklılıklarının değerlendirilmesidir.
Yöntemler: Yaşları 18’den küçük; 13 klinik olarak stabil KNA, 13 kardiyopulmoner baypss altında kalp cerrahisi uygulanmış (KC) hasta ve 16 sağlıklı kontrol bu geriye dönük araştırma kapsamında değerlendirildi.
Bulgular: QTc, JTc mesafeleri ve T dalga amplitüdleri (p>0.05) açısından KNA, KC ve sağlam kontrol grupları arasında anlamlı fark saptanmadı. Tp-e interval (p=0.001), Tp-e/ QT (p<0.001) ve Tp-e/QTc oranları (p=0.001) KNA grubunda, KC ve kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksekti.
Sonuç: Tp-e mesafesi, Tp-e/QT ve Tp-e/QTc oranları klinik olarak stabil çocuk KNA da, kalp cerrahisi uygulanmış çocuk hastalar ve sağlıklı çocuklara göre artmıştır.
Objective: A study of the T wave peak-to-end (Tp-e) interval, the Tp-e/QT ratio, and the Tp-e/QTc ratio in pediatric heart transplant recipients (HTRs), a group which has a higher risk of sudden cardiac death than the normal population, has not previously been reported. The aim of this study was to assess alterations in ventricular repolarization using the Tp–e interval, Tp–e/ QT ratio, and Tp–e/QTc ratio in clinically stable pediatric HTRs.
Methods: A total of 13 clinically stable HTRs, 13 patients who had undergone cardiac surgery (CS) under cardiopulmonary bypass, and 16 healthy controls under 18 years of age were retrospectively evaluated.
Results: No significant differences were observed between the HTR, CS, and control groups in terms of QTc, JTc interval, and T wave amplitude (p>0.05). The Tp-e interval (p=0.001), Tp-e/QT ratio (p<0.001), and Tp-e/QTc ratio (p=0.001) were significantly higher in the HTR group compared with the CS and normal control participants.
Conclusion: The Tp-e interval, Tp-e/QT ratio, and Tp-e/QTc ratio were elevated in stable HTRs compared with the normal and CS groups.

7.
Kırsal ve kentli hastalarda koroner kalp hastalığı sonrası ikincil korunmanın karşılaştırılması
Comparison of secondary prevention in coronary heart disease patients living in rural and urban areas
Salih Kılıç, Erhan Saraçoğlu, Yusuf Çekici, Arafat Yıldırım, Zülfiye Kuzu, Dilara Deniz Kılıç, Meral Kayıkçıoglu
PMID: 30874515  doi: 10.5543/tkda.2018.68782  Sayfalar 128 - 136
Amaç: Çalışmamızda kırsalda ve kentte yaşayan koroner kalp hastalarında (KKH) ikincil korunmanın karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Yöntemler: Kesitsel çalışmamıza iki farklı kardiyoloji kliniğinde Ocak 2016 ve Ocak 2017 tarihleri arasında başvuran KKH tanılı ardışık tüm hastalar dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, tıbbi öyküleri ve son üç ayda bakılan laboratuvar değerleri kayıt edildi. Hastaların beyanlarından yerleşim yerlerine göre; kırsal (n=456) ve kentsel (n=1752) hastalar olarak iki gruba ayrıldı.
Bulgular: Hastaların medyan yaşı 64 (çeyrekler arası, 12) yıl olup kırsal ve kentsel hastalar arasında fark izlenmedi. İlk koroner hadiseden ortalama 4.1±2.1 yıl geçmiş idi. Hastaların %22.2’sinin hala sigara içtiği ve sigara bırakma oranının kentsel hastalarda belirgin daha yüksek olduğu saptandı (%20.5 ve %11.2; p<0.001). Hipertansiyon (%64.3 ve %56.7), diabetes mellitus (%45.6 ve %39.2), serebrovasküler olay (%9.2 ve %3.8) ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (%11.4 ve %5.5) öyküsü kırsal hastalarda belirgin daha yüksek idi (tümü için; p<0.05). Tüm hastaların %34.2’si obez olup obezite oranı kırsal hastalarda kentsel hastalara göre belirgin daha yüksek saptandı (%46.4 ve %31.2; p<0.001). Düzenli egzersiz yapma oranı kırsal hastalarda belirgin daha düşük idi (%34.4 ve %23.9; p<0.001). Hastaların %88.9’u anti-platelet, %62.1’i
statin, %73.1’i beta-bloker ve %34.2’si ACEI/ARB tedavisi almaktaydı. İlaçların kullanım oranlarının kırsal hastalarda kentsel hastalara göre belirgin daha düşük olduğu saptandı (tümü için: p<0.05).
Sonuç: Çalışmamızda KKH olan hastalarda ikincil korunmanın istenilen seviyeden uzak olduğu ve kentsel hastalara göre kırsal hastalarda bu oranın belirgin olarak daha düşük olduğu saptanmıştır.
Objective: The aim of the present study was to assess differences between urban and rural patients with coronary heart disease (CHD) with respect to secondary prevention.
Methods: This cross-sectional study included all consecutive patients diagnosed with CHD at 2 cardiology clinics between January 2016 and January 2017. The demographic characteristics and laboratory parameters were recorded at routine control visits. The patients were divided into 2 groups according to residence based on their statements: urban (n=1752) and rural (n=456).
Results: The median age of the patients was 64 years (interquartile range: 12 years). A mean of 4.1±2.1 years had passed after the first (index) coronary event. It was determined that 22.2% of the patients continued to smoke. The rate of quitting was significantly higher in the urban group (20.5% vs. 11.2%; p<0.001). The presence of hypertension (64.3% vs. 56.7%), diabetes mellitus (45.6% vs. 39.2%), cerebrovascular events (9.2% vs. 3.8%), and chronic obstructive pulmonary disease (11.4% vs. 5.5%) was significantly greater among the rural patients (p<0.05 for each). In all, 34.2% were obese, and the number of obese patients was significantly greater among the rural patients (46.4% vs. 31.2%; p<0.001). The number of patients performing regular exercise was significantly lower in the rural patient group (34.4% vs. 23.9%; p<0.001). Overall, 88.9% of the patients were taking antiplatelet agents, 62.1% were taking statins, 73.1% were taking beta-blockers, and 34.2% were taking ACEI/ARB. The rate of medication use was significantly greater among urban patients compared with rural patients (p<0.05 in all cases).
Conclusion: Secondary prevention efforts among patients with CHD require additional improvement. Moreover, secondary prevention is currently less successful among the rural population than the urban population.

OLGU BILDIRISI
8.
Koroner arter baypas operasyonundan 5 yıl sonra gelişen akut koroner sendrom nedeni sol internal mammarian arterin sıra dışı osteal trombozu
An unusual thrombosis of an ostial left internal mammary artery graft causing acute coronary syndrome five years after coronary bypass surgery
Murat Akçay, Ömer Gedikli, Korhan Soylu
PMID: 30874517  doi: 10.5543/tkda.2018.71643  Sayfalar 137 - 139
Sol ön inen arter revaskülarizasyonunda internal mammarian arter (İMA) grefti uzun süreli açıklık açısından altın standarttır. İnternal mammarian arter greft tıkanıklığı, ateroskleroz, anastamoz bölgesinde daralma, greft içinde açılı yerde daralma, düz tübüler daralma, diseksiyon ve spazm nedeniyle olabilmektedir. Geç İMA trombotik tıkanıklığı nadirdir, nedeni bilinmemekte olup, literatürde olgu sunumları bildirilmiştir. Biz mevcut olguda, baypas operasyonundan beş yıl sonra gelişen, 71 yaşındaki hastada akut koroner sendroma neden olan İMA proksimal osteal tromboze lezyonun başarılı perkütan revaskülarizasyonunu sunduk.
For long-term patency, a left internal mammary artery (LIMA) graft is considered the gold standard for left anterior descending artery (LAD) revascularization. Subsequent occlusion of a LIMA graft may be related to atherosclerosis, narrowing at anastomotic locations, fixed torsions within the graft, straight tubular stenosis, dissection, or vasospasm. Late thrombotic occlusion of a LIMA, however, is rare, and the cause is not known, though case reports can be found in the literature. The present case is a description of the successful revascularization via percutaneous intervention of an ostial LIMA thrombotic occlusion occurring 5 years after bypass surgery in a 71-year old patient diagnosed with acute coronary syndrome.

9.
Perkütan girişim ile tedavi edilen pulmoner arteriyovenöz malformasyon olgusu
A pulmonary arteriovenous malformation treated with percutaneous intervention
Ahmet Tütüncü, Hasan Arı, Sencer Çamcı, Selma Arı, Tahsin Bozat
PMID: 30874504  doi: 10.5543/tkda.2018.09551  Sayfalar 140 - 143
Pulmoner arteriyovenöz malformasyonlar (PAVM), klinik komplikasyonlara neden olan ve nadir görülen anomalilerdir. PAVM’ler, kalıtsal hemorajik telenjektazisi olan hastalarda sık görülür. PAVM’lerin yüzde onu idiyopatik olabilir. PAVM’ler siyanoz, yorgunluk, polisitemi ve paradoksik tromboembolik komplikasyonlara neden olabilir. PAVM’nin tanısı ve tedavisi çok dikkatli yapılmalıdır. Bu hastalık uygun şekilde tedavi edilmezse ölümcül olabilir. Günümüzde perkütan kapama (embolizasyon ile) tedavide büyük önem taşımaktadır. Bu yazıda, idiyopatik PAVM’si olan ve üç vasküler tıkaç ile perkütan tedavi ettiğimiz 23 yaşındaki erkek hasta sunuldu.
A pulmonary arteriovenous malformation (PAVM) is a rare anomaly that may have significant clinical complications. PAVMs are commonly seen in patients with hereditary hemorrhagic telangiectasia, while some 10% of PAVMs may be idiopathic. PAVMs can cause cyanosis, fatigue, polycythemia, and paradoxical thromboembolic complications. The diagnosis and treatment of a PAVM should be performed with great care, as the disorder may be fatal if not properly treated. Percutaneous closure (such as embolization) can be very beneficial. Presently described is the case of a 23-year-old man with an idiopathic PAVM who was treated percutaneously with 3 vascular plugs.

10.
Yüzeyel femoral arter stent oklüzyonunun rekanalizasyonu için direkt stent ponksiyonu tekniği
Direct stent puncture technique for recanalization of superficial femoral artery in-stent occlusion
Kurtuluş Karaüzüm, İrem Karaüzüm, Ulaş Bildirici
PMID: 30874513  doi: 10.5543/tkda.2018.57373  Sayfalar 144 - 147
Stent restenozu ve oklüzyonu, yüzeyel femoral arter girişimlerinin yaygın ve iyi bilinen komplikasyonlarıdır. Bu durumlarda tedavi seçenekleri tekrar girişim veya cerrahidir. Perkütan antegrad yaklaşım, yüzeyel femoral arter stent restenozu ya da oklüzyonu tedavisinde etkili ve güvenli bir yöntemdir. Antegrad yaklaşım başarısız olduğunda, retrograd transpopliteal yaklaşım alternatif olarak kullanılabilir. Bununla birlikte, akut bacak iskemi kliniği ile başvuran bazı hastalarda distal damar akımı olmayabilir. Bu durum bu hastalarda ekstemite kaybı ile sonuçlanabilmektedir. Burada, başarısız antegrad girişim sonrası direkt stent ponksiyonu tekniğiyle rekanalize edilen yüzeyel femoral arter stent oklüzyonu olgusu sunduk.
In-stent restenosis and occlusion are common, well-known complications of superficial femoral artery (SFA) interventions. The treatment options in such cases are re-intervention or surgery. A percutaneous antegrade approach is an effective and safe method to perform SFA stent restenosis or occlusion treatment. If an antegrade intervention fails, a retrograde transpopliteal approach may be an alternative. However, in some patients who are admitted with acute leg ischemia there is no distal vessel flow. This condition can result in the need for extremity amputation. Presently described is a case in which a direct stent puncture technique was applied to recanalize the SFA in-stent occlusion after an initially unsuccessful antegrade intervention.

11.
Faktör V Leiden mutasyonu ile ilişkili koroner arter hastalığı: Olgu sunumu
Coronary artery disease associated with factor V Leiden mutation: a case report
Roberto Muniz Ferreira, Paolo Blanco Villela, Jose Ary Boechat, João Mansur Filho
PMID: 30874510  doi: 10.5543/tkda.2018.39939  Sayfalar 148 - 152
The prevalence of coronary artery disease in young adults (<45 years of age) has been increasing steadily in recent decades. Although traditional cardiovascular risk factors can be identified in most cases, newly recognized associations are becoming progressively more relevant. The relationship between the factor V Leiden mutation and atherosclerosis has been a matter of debate due to conflicting data presented in previous studies. Presently described is the case of a previously asymptomatic 37-year-old woman with a significant family history of coronary artery disease who developed rapidly progressive angina within 1 month. After a positive non-invasive evaluation, coronary angiography demonstrated a significant obstruction in the proximal left anterior descending artery. Optical coherence tomography revealed a highly vulnerable lipid-rich atherosclerotic plaque. Coronary angioplasty followed by the implantation of 1 drug-eluting stent was successfully performed. A subsequent thrombophilia screening identified a heterozygous factor V R506Q mutation (factor V Leiden). Since there was no history of thromboembolic events, the patient was discharged using only aspirin, clopidogrel, atorvastatin, and atenolol. Further studies are needed to define the most appropriate management of young patients who manifest clinically significant atherosclerotic disease in association with hereditary thrombophilia.

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
12.
Stent kırılmasına bağlı stent içi restenoz görüntülenmesi ve morfolojik değerlendirilmesinde optik koherens tomografinin yararı
Usefulness of optical coherence tomography imaging for diagnosis of in-stent restenosis due to a stent fracture and morphological assessment
Yusuke Oba, Hiroshi Funayama, Kazuomi Kario
PMID: 30874514  doi: 10.5543/tkda.2018.57824  Sayfa 153
Makale Özeti | Tam Metin PDF | Video

13.
Adölesan hastada efor dispnesi ve siyanozun nadir bir nedeni: Pulmoner arteriyovenöz malformasyon ve başarılı tedavisi
A rare cause of exertional dyspnea and cyanosis in an adolescent patient: Pulmonary arteriovenous malformation and successful treatment
Nevin Direk, Ahmet Sert, Mustafa Koplay, Abdullah Erdem
PMID: 30874507  doi: 10.5543/tkda.2018.18552  Sayfa 154
Makale Özeti | Tam Metin PDF

14.
Mitral protez kalp kapak endokarditinin dev vejetasyonu
Giant vegetation in mitral prosthetic heart valve endocarditis
Ahmet Güner, Mehmet Altuğ Tuncer, Mehmet Aytürk, Semih Kalkan, Mehmet Özkan
PMID: 30874506  doi: 10.5543/tkda.2018.14194  Sayfa 155
Makale Özeti | Tam Metin PDF | Video

15.
7/24 açık sağ kalp kapakçıkları
When right heart valves are open 24/7
Fulya Avci Demir, Konstantinos C. Theodoropoulos, Alexandros Papachristidis, Can Zhou, Camelia Demetrescu, Mark Monaghan
PMID: 30874503  doi: 10.5543/tkda.2018.01940  Sayfa 156
Makale Özeti | Tam Metin PDF | Video

EDITÖRE MEKTUP
16.
Sağ kalp kateterizasyonu verileri pulmoner hipertansiyon epidemiyolojisini tam olarak yansıtmayabilir
Right heart catheterization datas may not reflect the pulmonary hypertension epidemiology accurately
Yusuf Ziya Şener, Metin Okşul, Vedat Hekimsoy
PMID: 30874512  doi: 10.5543/tkda.2019.56250  Sayfa 157
Makale Özeti | Tam Metin PDF

DIĞER YAZILAR
17.
Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar
Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Sayfa 158
Makale Özeti | Tam Metin PDF

© copyright 2019 TKD Arşivi
LookUs & Online Makale