Turk Kardiyol Dern Ars: 46 (5)

Volume: 46  Issue: 5 - July 2018

EDITORIAL COMMENT
1.Percutaneous coronary intervention for bifurcation: Jailed semi-inflated balloon technique
Eser Durmaz, Bilgehan Karadağ
PMID: 30024389  doi: 10.5543/tkda.2018.35545  Pages 337 - 339
Abstract | Full Text PDF

ORIGINAL ARTICLE
2.Assessment of side branch patency using a jailed semi-inflated balloon technique with coronary bifurcation lesions
Emrah Ermiş, Hakan Uçar, Selami Demirelli, Emrah İpek, Mustafa Gür, Murat Çaylı
PMID: 30024390  doi: 10.5543/tkda.2018.47347  Pages 340 - 348
Amaç: Birçok girişimsel kardiyolog kompleks bifurkasyon lezyonlarında ana damara stent yerleştirme sırasında yan dalın tıkanma riski nedeniyle kaygılıdırlar. Bu yüzden yan dalın tıkanma riskini azaltmak için yeni teknikler gereklidir. Jailed semi-inflated balloon’ (JSB) tekniği bunun için geliştirilmiş tekniklerden biridir. Bu yazıda JSB tekniği ile yan dal açıklığını değerlendirdiğimiz klinik deneyimimizi açıklamaktayız.
Yöntemler: Kliniğimizde toplam 82 koroner bifurkasyon lezyonu bulunan ve JSB tekniği ile perkütan koroner girişim (PKG) uygulanan 64 hasta alındı. Hastaların çoğunluğunda yan dal balonu JSB tekniğinden farklı olarak daha yüksek basınçla şişirildi (4.8±2.0 atm). İşlemsel ve erken klinik sonuçlar, başlangıç ve işlem sonrası kantitatif koroner anjiyografi analizi ile değerlendirildi.
Bulgular: Hastaların çoğunluğu akut koroner sendrom olup (%60.9) yaklaşık üçte biri Medina sınıf 1.1.1 idi (%32.8). Jailed balonu ya da teli hiçbir PKG işlemi sırasında sıkışmadı. Yan dal ağzı diseksiyonu yalnızca iki hastada meydana geldi. PKG sonrası minimal lümen çapının ana dalda ve yan dalda düzeldiği görüldü. Hastanede yatış sırasında ve birinci ay kontrollerinde ise hiçbir ciddi kardiyak istenmeyen olay görülmedi.
Sonuç: Jailed semi-inflated balloon tekniği bifurkasyon lezyonlarında maksimum yan dal koruması sağlamakla beraber aynı zamanda kompleks bir tekniğe göre daha kısa sürmektedir. Yan dal balonu daha fazla basınçla şişirilmesine rağmen anlamlı yan dal tıkanması görülmedi. Erken klinik sonuçlar ve işlemsel başarı, girişimsel kardiyologları yan dal akımını korumadaki güvenilirliği ile bu tekniği rahatlıkla kullanma konusunda cesaretlendirebilir.
Objective: Many interventional cardiologists are concerned about the risk of side branch (SB) loss during main vessel (MV) stenting in complex bifurcation lesions. Therefore, novel techniques are required to reduce the risk of SB occlusion. The jailed semi-inflated balloon technique (JSBT) is one of these techniques. This article is a description of clinical experience with SB patency assessment using the JSBT.
Methods: A total of 64 patients with 82 distinct coronary bifurcation lesions underwent percutaneous coronary intervention (PCI) via JSBT at this institution. In the majority of patients, the SB balloon was inflated with a greater pressure (4.8±2.0 atm) than in the standard JSBT. Procedural and immediate clinical outcomes were reviewed via baseline and post-procedural quantitative coronary angiography analysis.
Results: The majority of the patients had acute coronary syndrome (60.9%) and almost one-third of the patients were Medina class 1.1.1. (32.8%). A jailed-balloon or wire was not entrapped during any PCI. SB ostial dissection was seen in only 2 patients. The minimal lumen diameter was improved in the MV and SB following PCI. There were no adverse cardiac events during in-hospital stay or at 1-month follow-up.
Conclusion: JSBT provides maximum SB protection with bifurcation lesions and requires less time than a complex technique. There was no significant SB occlusion risk even though the SB balloon was inflated with a slightly higher pressure. The immediate clinical outcomes and procedural success of this study may encourage interventional cardiologists to use this technique safely with reliable preservation of SB patency.

3.Association between high on-treatment platelet reactivity to clopidogrel and hepatosteatosis in patients undergoing elective stent implantation
Yalçın Velibey, Ahmet İlker Tekkeşin, Hakan Barutca, Özlem Yıldırımtürk, Emrah Bozbeyoğlu, Yasin Çakıllı, Özge Güzelburç, Seviye Bora Şişman, Göksel Çinier, Sinan Şahin, Ahmet Taha Alper
PMID: 30024391  doi: 10.5543/tkda.2018.67817  Pages 349 - 357
Amaç: Çalışmamızda koroner arter hastalığı (KAH) nedeniyle elektif olarak stent yerleştirilen hastalarda klopidogrel tedavisi sırasında saptanan yüksek trombosit reaktivitesi ile karaciğer yağlanması arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı.
Yöntemler: Koroner arter hastalığı nedeniyle elektif olarak koroner stent yerleştirilen ardışık 190 hasta ileriye yönelik olarak çalışmamıza alındı. Uygun hastalara perkütan koroner girişim (PKG) öncesi 300 mg klopidogrel yükleme dozu verildi. Tüm hastalara karaciğer yağlanmasının tespiti için ultrasonografi yapıldı. Hastalar klopidogrel tedavisi sırasında yüksek trombosit reaktivitesinin saptanıp saptanmamasına göre iki gruba ayrıldı: Dirençli hastalar ve dirençsiz hastalar.
Bulgular: Klopidogrel tedavisi sırasında yüksek trombosit reaktivitesi (HTPRC) tüm çalışma hastalarının %54.2’sinde (190 hastanın 103’ünde) görüldü. Yaş ve vücut kitle indeksi verileri iki grup arasında benzerdi. Karaciğer yağlanması 111 (%58.6) hastada saptandı. HTPRC oranı kadın hastalarda istatistiksel olarak daha yüksekti (p=0.032). HTPRC olan hastalarda karaciğer yağlanması anlamlı derecede daha fazlaydı (p<0.001). HTPRC olan 84 (%81.6) hastada hepatosteatoz mevcuttu (p<0.001). Bunun yanında, karaciğer yağlanması derecesi ve HTPRC arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon mevcuttu (p<0.001). HTPRC yüzdesi ≥ Evre 2 karaciğer yağlanması olan hastalarda Evre 1 karaciğer yağlanması olanlara göre daha yüksekti (p<0.001). Lojistik regresyon analizinde karaciğer yağlanması [odds oranı (OR) 9.403, %95 güven aralığı 4.519–19.566, p<0.001)], açlık kan şekeri ve hipertansiyon HTPRC’nin bağımsız öngördürücüleri olarak belirlendi.
Sonuç: Bu çalışma karaciğer yağlanması ve HTPRC arasındaki ilişkiyi gösteren ilk çalışmadır.
Objective: The present study is an investigation of the association between high on-treatment platelet reactivity to clopidogrel (HTPRC) and hepatosteatosis in patients who had elective stent implantation due to coronary artery disease.
Methods: A total of 190 consecutive patients who underwent an elective coronary stent implantation due to coronary artery disease were prospectively enrolled in the study. Eligible patients were given a 300 mg loading dose of clopidogrel before percutaneous coronary intervention. All of the patients underwent an ultrasound assessment for fatty liver. The patients were divided into 2 groups according to the detection of HTPRC: patients with HTPRC and patients without HTPRC.
Results: HTPRC was present in 54.2% (103 of 190 patients) of the total study population. The age and body mass index data were similar between the 2 groups. In all, 111 (58.6%) patients had hepatosteatosis. The HTPRC ratio was statistically higher in female patients (p=0.032). Hepatosteatosis was significantly greater in patients with HTPRC (p<0.001); 84 (81.6%) patients with HTPRC had hepatosteatosis (p=0.001). There was also a statistically significant association between the hepatosteatosis grade and HTPRC (p<0.001). The percentage of HTPRC was greater in patients with ≥grade 2 hepatosteatosis than grade 1 (p<0.001). Logistic regression analysis indicated that hepatosteatosis (odds ratio: 9.403, 95% confidence interval: 4.519–19.566; p<0.001), fasting blood glucose, and hypertension were independent predictors of HTPRC.
Conclusion: To the best of our knowledge, this is the first study to demonstrate a relationship between hepatosteatosis and HTPRC.

4.Assessment of subclinical atherosclerosis in psoriatic arthritis patients without clinically overt cardiovascular disease or traditional atherosclerosis risk factor
Şule Apraş Bilgen, Umut Kalyoncu, Abdülsamed Erden, Uğur Canpolat, Levent Kılıç, Ömer Karadağ, Kudret Aytemir, Sedat Kiraz, Ali Akdoğan, İhsan Ertenli
PMID: 30024392  doi: 10.5543/tkda.2018.36169  Pages 358 - 365
Amaç: Kardiyovasküler hastalıklar kronik enflamatuvar kas-iskelet hastalığı olan hastaların hemen hepsinde sağlıklı akranlarına göre daha sıktır. Bu çalışmada psöriatik artritli (PsA) hastalarda subklinik ateroskleroz varlığı hem romatoid artrit (RA) hem de sağlıklı kontrol bireyleri ile karşılaştırılarak değerlendirilmiştir.
Yöntemler: Paralel grup çalışmamıza PsA bulunan 30 hasta, RA bulunan 30 hasta ve 30 sağlıklı kontrol bireyi alındı. Katılımcıların tüm demografik, klinik ve laboratuvar verileri kaydedildi. Eklem aktivitesi hastalık aktivite skoru (DAS)-28 ile değerlendirildi. Eritrosit sedimentasyon hısı (ESH) ve C-reaktif protein (CRP) düzeyleri akut faz reaktanı olarak ölçüldü. Tüm katılımcılarda akım aracılı dilatasyon (AAD) ve karotis intima mediya kalınlığı (KİMK) ölçüldü.
Bulgular: Psöriatik artritli hastalardaki ortanca hastalık süresi 60 (dağılım, 8–216) aydı. 22/30 (%73.3) PsA’lı hastalarda psöriasis tanısı daha önce konmuştu ve bunların 13/30’unda (%48.1) hastalık aktifti. Çalışma grupları yaş, cinsiyet ve vücut kitle indeksi açısından benzerdi. Yirmi üç (%76.7) PsA’lı hasta ve RA’lı beş (%16.7) hastaya anti-tümör nekrozis faktör (TNF)-alfa tedavisi uygulanıyordu (p<0.001). AAD yüzdesi hem PsA’lı hem de RA’lı hastalarda sağlıklı kontrollere göre belirgin olarak düşüktü (p<0.001). Ortanca KİMK ise RA’lı hastalarda PsA’lı hastalar ve sağlıklı gruba göre belirgin yüksekti (p=0.008). Aktif eklem lezyonu olan ve olmayan hastalarda hem AAD yüzdesi hem de ortanca KİMK benzerdi.
Sonuç: Geleneksel risk faktörleri ya da aşikar kardiyovasküler hastalık olmaksızın PsA’da RA’ya benzer şekilde endotel fonksiyonları bozulmuştur. Bu durum PsA ile ateroskleroz ve KVH arasındaki potansiyel ilişkiyi gösterebilir.
Objective: Cardiovascular disease (CVD) is more prevalent in almost all patients with chronic inflammatory musculoskeletal diseases than in their healthy counterparts. The aim of this study was to assess the presence of subclinical atherosclerosis in patients with psoriatic arthritis (PsA) in comparison with patients with rheumatoid arthritis (RA) and healthy controls.
Methods: A total of 30 patients with PsA, 30 patients with RA, and 30 healthy controls were enrolled in this parallel group study. Demographic, clinical, and laboratory data of the groups were recorded. The Disease Activity Score-28 tool was used for joint assessment. The erythrocyte sedimentation rate and C-reactive protein level were measured as acute phase reactants. Flow-mediated dilatation (FMD) and carotid intima media thickness (CIMT) were also measured in all participants.
Results: The median duration of disease in patients with PsA was 60 months (range: 8–216 months). A total of 22 of 30 (73.3%) PsA patients had a diagnosis of psoriasis and 13 (48.1%) had active disease. The study groups were similar with regard to age, gender, and body mass index data. In all, 23 (76.7%) of the PsA patients and 5 (16.7%) of the RA patients were using an anti-tumor necrosis factor alpha therapy (p<0.001). The FMD percentage was significantly smaller in both the PsA and the RA patients than in the healthy controls (p<0.001). The median CIMT was greater in the RA patients compared with the PsA patients and the healthy controls (p=0.008). There was no significant difference in FMD or CIMT between patients with and without an active joint lesion.
Conclusion: Endothelial functions were impaired in PsA, as in RA, in the absence of conventional risk factors or overt CVD. This finding may show a potential association between PsA, atherosclerosis, and CVD.

5.Impaired oscillometric arterial stiffness parameters in patients with coronary artery ectasia
Alaa Quisi, Gökhan Alıcı, Samir Allahverdiyev, Ömer Genç, Ahmet Oytun Baykan, Süleyman Özbiçer, Mevlüt Koç
PMID: 30024393  doi: 10.5543/tkda.2018.18562  Pages 366 - 374
Amaç: Bu çalışmada, izole koroner arter ektazisi (KAE) olan hastalarda aortanın elastik özelliklerinin osilometrik ölçümlerini araştırmayı amaçladık.
Yöntemler: Bu çalışmaya, iskemik kalp hastalığı araştırılma endikasyonu bulunan ve koroner anjiyografi yapılan toplam 137 (92 erkek, 45 kadın; ortalama yaş: 60.8±11.7 yıl) hasta dahil edildi. Hastalar üç gruba ayrıldı; birinci grup KAE’si olan 51 hasta, ikinci grup koroner arter hastalığı (KAH) olan 36 hasta ve üçüncü grup normal koroner arterli 50 hastadan oluşmaktaydı. Nabız dalga hızı (NDH) ve augmentasyon indeksi (Aİx) dahil aort sertliğinin (AS) ölçütleri, osilometrik yöntemle araştırıldı.
Bulgular: Ortalama NDH, KAE grubunda KAH ve kontrol gruplarına göre daha yüksek iken (9.1±2.3’e karşılık 8.2±1.3 ve 8.0±1.6, p=0.008) medyan Aİx, KAE grubunda KAH ve kontrol gruplarına göre daha düşüktü (10.0 [-3.0–63.0]’e karşılık 15.5 [-2.0–57.0] ve 21.5 [-1.0–45.0], p=0.010). Çoklu terimli (multinomial) lojistik regresyon analizinde cinsiyet, hipertansiyon, yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol seviyesi, NDH ve Aİx’in, KAE ile bağımsız olarak ilişkili olduğu saptandı.
Sonuç: Nabız dalga hızı ve Aİx dahil olmak üzere aortun osilometrik elastik özellikleri KAE’li hastalarda bozulmuştur.
Objective: The aim of this study was to investigate the oscillometric measurements of the elastic properties of the aorta in patients with isolated coronary artery ectasia (CAE).
Methods: This study included 137 patients (92 men and 45 women; mean age: 60.8±11.7 years) who underwent coronary angiography to investigate ischemic heart disease. The patients were divided into 3 groups; the first group consisted of 51 patients with CAE, the second group comprised 36 patients with coronary artery disease (CAD), and the third group was made up of 50 patients with normal coronary arteries. Aortic stiffness (AS) measurements, including pulse wave velocity (PWV) and augmentation index (AIx), were measured using the oscillometric method.
Results: The mean PWV was significantly higher in the CAE group compared with the CAD and control groups (9.1±2.3 vs. 8.2±1.3 and 8.0±1.6; p=0.008), whereas the median AIx was significantly lower in the CAE group compared with the CAD and control groups (10.0% [-3.0–63.0] vs. 15.5% [-2.0–57.0] and 21.5% [-1.0–45.0]; p=0.010). Multinomial logistic regression analysis demonstrated that gender, hypertension, high-density lipoprotein cholesterol level, PWV, and AIx were independently associated with CAE.
Conclusion: The oscillometric elastic properties of the aorta, including PWV and AIx, are impaired in patients with CAE.

6.Tools to improve the diagnostic accuracy of exercise electrocardiograms in patients with atypical angina pectoris
Demet Özkaramanlı Gür, Aydın Akyüz, Şeref Alpsoy, Niyazi Güler
PMID: 30024394  doi: 10.5543/tkda.2018.34358  Pages 375 - 384
Amaç: Efor testi, sık kullanılmakla beraber, atipik angina pektorisi olan hastalarda kısıtlı tanısal doğruluğa sahiptir. Bu çalışmada, test-öncesi olasılık skorları (TOS) ile çeşitli egzersiz parametrelerinin, koroner arter hastalığını (KAH) tanımada, ilave değeri olup olmadığını ve TOS sınır değerlerini belirlemeyi amaçladık.
Yöntemler: Atipik angina pektorisi olup pozitif efor testi sonrası koroner anjiyografi (KAG) yapılan, 207 hastalık geriye-dönük kohort çalışmamızda (76 kadın, 131 erkek; ortalama yaş 57.6±8.2) CAD konsorsiyumu tarafından önerilen ‘temel’ ve ‘klinik’ TOS ile; egzersiz süresi, maksimal metabolik eşdeğer (MET), kalp hızı (KH) rezervi, KH derlenmesi, kronotropik indeks, kan basıncı (KB) rezervi, KB derlenmesi, ST/KH oranı gibi egzersiz KB ve KH parametreleri değerlendirildi. Hastalar tıkayıcı KAH varlığına göre gerçek pozitif (GP) ve yalancı pozitif (YP) gruplarına ayrıldı.
Bulgular: Gerçek pozitif test sonuçları ile yaş, erkek cinsiyet, hipertansiyon, diyabet, hiperlipidemi; yüksek temel ve klinik TOS, egzersiz KB, ST deviyasyonu, ST/KH oranı arasında pozitif, MET, kronotropik indeks ve KH derlenmesi arasında negatif yönde ilişki bulundu. Temel ve klinik TOS değerleri, cinsiyetten bağımsız olarak, GP test sonucu için öngörücü idi. Lojistik regresyon analizi, klinik TOS’un GP sonuç için tek öngörücü olduğunu göstermiştir. Temel TOS için 18, klinik TOS için ise 21 değerlerinin KAH için ayırt edici sınır değerler olduğu saptanmıştır.
Sonuç: Çalışmamızda birçok elektrokardiyografik ve hemodinamik parametrenin arasında, klinik TOS ve kronotropik indeksin atipik angina pektorisi olan hastalarda KAH’ı ayırt edici özelliği olduğu gösterilmiştir.
Objective: Although frequently utilized, an exercise electrocardiogram (ECG) provides limited diagnostic accuracy in patients with atypical angina pectoris. The purpose of this study was to determine the possible incremental value of pretest probability (PTP) scores and exercise parameters in discriminating coronary artery disease (CAD) and to identify PTP cutoff values.
Methods: In a retrospective cohort of 207 patients with atypical angina (76 women, 131 men; mean age: 57.6±8.2 years) who underwent coronary angiography (CAG) after a positive exercise ECG, the PTP was calculated according to the CAD Consortium basic and clinical models along with exercise parameters of blood pressure (BP), heart rate (HR), exercise duration, maximal metabolic equivalents (METs), HR reserve, HR recovery, chronotropic index, BP reserve, BP recovery, and ST/HR ratio. Patients were categorized into true positive (TP) or false positive (FP) groups, depending on the ultimate determination of a presence of obstructive CAD.
Results: A TP result was associated with older age, male gender, hypertension, diabetes, hyperlipidemia, and higher basic and clinical PTP, as well as higher maximal BP, maximal ST deviation and ST/HR, but lower maximal METs, chronotropic index, and HR recovery. The basic and clinical PTP, and the chronotropic index could predict a TP test result irrespective of gender. Logistic regression analysis revealed that clinical PTP was the only independent predictor of TP results. A cutoff score of 18 for the basic and 21 for the clinical PTP were determined to discriminate CAD.
Conclusion: This study has shown that, among various electrocardiographic and hemodynamic parameters, the clinical PTP and the chronotropic index are the most helpful tools to discriminate patients with CAD among patients with atypical angina.

7.Early and mid-term outcomes after surgical repair of congenital supravalvular aortic stenosis with the Doty technique
Onur Işık, Muhammet Akyüz, Engin Karakuş, Esra Işık, Mehmet Fatih Ayık, Ertürk Levent, Yüksel Atay
PMID: 30024395  doi: 10.5543/tkda.2018.65960  Pages 385 - 391
Amaç: Doğuştan supravalvüler aort stenozu olan pediyatrik hastalarda Doty cerrahi yaklaşımın etkinliği güvenilirliği, kısa ve orta dönem sonuçlarını değerlendirmek.
Yöntemler: Ocak 2005 ile Temmuz 2015 tarihleri arasında kliniğimizde toplam 10 pediatrik supravalvüler aort stenozlu olguya Doty tekniği ile tamir işlemi uygulandı. Bu hastalar geriye dönük olarak incelendi. Demografik ve ekokardiyografik özellikleri ve klinik sonuçları incelendi.
Bulgular: Ortalama yaş 4.8±3.9 yıl idi. Williams-Beuren sendromu dört hastada tespit edildi. Erken mortalite diffüz supravalvüler aort stenozu olan bir hastada görüldü. En son yapılan kontrollerde (ortalama takip süresi 3.7±1.2 yıl; dağılım, 6–61 ay) ekokardiyografide ortalama basınç farkı 14±4.2 mm Hg olarak saptandı. Takiplerde iki hastada hafif aort yetersizliği saptandı. Hiçbir hastada yeniden cerrahi veya girişim gerekmedi.
Sonuç: Doty tekniği anatomik ve teknik açıdan etkin bir cerrahi yaklaşımdır.
Objective: The aim of this study was to evaluate the efficacy and safety of the Doty surgical approach in pediatric patients with congenital supravalvular aortic stenosis (SVAS) by examining early and mid-term outcomes.
Methods: Surgical repair using the Doty technique was performed in a total of 10 pediatric patients with SVAS between January 2005 and July 2015 at this clinic. These patients were evaluated retrospectively. Demographic characteristics, echocardiographic findings, and clinical outcomes were analyzed.
Results: The mean patient age was 4.8±3.9 years. Williams-Beuren syndrome was diagnosed in 4 of the patients. Early mortality was observed in 1 patient with diffuse SVAS. At the final follow-up (mean follow-up: 3.7±1.2 years; range: 6-61 months), echocardiograms revealed a mean pressure gradient of 14±4.2 mmHg. Two patients displayed minimal aortic insufficiency during the follow-up period. No reoperation or reintervention was required.
Conclusion: The Doty technique is an anatomically and technically effective surgical approach to treating SVAS.

CASE REPORT
8.Multivessel coronary-cameral fistulas associated with ventricular fibrillation: an unusual case
Abdulselam İlter, Eyyup Tusun, Abdulah Cirit
PMID: 30024396  doi: 10.5543/tkda.2017.30254  Pages 392 - 395
Korono-kameral fistül bir koroner arter ile kalp boşluğu arasındaki nadir görülen bir bağlantıdır. Çoğunlukla sağ koroner arterden kaynaklanıp sağ ventriküle bağlanmaktadır. Fakat üç majör koroner arterden kaynaklanarak sol ventriküle boşalan koroner fistüller oldukça nadir bir malformasyondur. Kırk yedi yaşında erkek hasta göğüs ağrısı ile kliniğimize başvurdu. Troponin pozitif saptanan hasta anjiyografiye hazırlanırken aniden ventrikül fibrilasyonu gelişti. Hasta defibrile edildi ve sinüs ritmi sağlandı. Koroner anjiyografide tüm epikardiyal koroner arterler açık olarak görüldü. Ancak hem sol hem de sağ koroner sistemden sol ventriküle çok sayıda mikrofistüli olduğu gözlendi. Her üç koroner arterlerden kaynaklanan, miyokart iskemisi ve ventrikül fibrilasyonuyla ilişkili olan bu olgu çok nadir olarak görülmektedir.
Coronary-cameral fistula (CCF) is a rare connection between a coronary artery and a chamber of the heart. It most often derives from the right coronary artery and drains into the right ventricle. CCF originating from all 3 major coronary vessels and draining into the left heart is an extremely rare coronary artery malformation. A 47-year-old-man who was admitted to the clinic with angina pectoris and positive cardiac markers suddenly developed ventricular fibrillation (VF) while being prepared for coronary catheterization. He was successfully defibrillated and sinus rhythm was restored. The coronary angiography revealed normal epicardial coronary arteries with multiple diffuse fistulas originating from both the right and left coronary artery systems, terminating in the left ventricle. This is a very rare case of multiple CCFs originating from the epicardial coronary arteries and associated with myocardial ischemia and VF.

9.Transient ST-segment elevation due to coronary slow flow during cryoballoon application
Tümer Erdem Güler, Tolga Aksu, Kazım Serhan Özcan, Serdar Bozyel
PMID: 30024397  doi: 10.5543/tkda.2017.95898  Pages 396 - 400
Burada, paroksismal atriyum fibrilasyonu (PAF) için kriyobalon uygulaması esnasında geçici ST segment yükselmesi yaşayan nadir bir olguyu sunduk. Şikayete yol açan PAF’lı 74 yaşındaki erkek hasta, ablasyon için merkezimize yönlendirildi. Sol üst pulmoner venin (188 saniye, -48°C’de) kriyobalon ile ablasyonu sırasında, herhangi bir ciddi yakınma olmaksızın anterolateral derivasyonlarda ST segment yükselmesi geliştiği gözlendi. ST segment yükselmesinin artması üzerine kriyobalon uygulaması derhal sonlandırıldı. Balonun indirilmesinin ardından 5 dakikadan daha kısa bir sürede koroner arter anjiyografisi yapıldı ve sol ön inen arterde (LAD) 48.4 (normal aralık 21±3) düzeltilmiş Thrombolysis In Myocardial Infarction (TIMI) kare sayısı ile koroner yavaş akım (KYA) gösterildi. Herhangi bir koroner arterde akımı kısıtlayıcı ciddi lezyon, koroner vazospazmı, trombo-emboli ya da hava embolisi mevcut değildi. Sağ koroner arter ve sirkumfleks arterin TIMI kare sayıları normaldi. Herhangi bir girişime gerek kalmaksızın ST segment yükselmesi 14 dakika içerisinde tedricen başlangıç haline döndü. Sol ön inen arterin kontrol TIMI kare sayısı 22 ölçüldü. Giriş ve çıkış bloğu zaten sağlandığından bu vene tekrar kriyobalon uygulaması yapılmadı. Diğer üç ven olaysız bir şekilde izole edildi. Hasta ertesi gün belirti ve elektrokardiyogram değişikliği olmadan hastaneden taburcu edildi.
This report is a description of a rare case of transient ST-segment elevation during cryoballoon application for paroxysmal atrial fibrillation (PAF). A 74-year-old male with symptomatic PAF was referred to the center for ablation. During cryoablation of the left superior pulmonary vein (188 seconds, -48°C), ST-segment elevation in the anterolateral leads was observed suddenly, though without any significant complaint. Upon the increase in the ST segment, the cryoapplication was immediately terminated. Coronary artery angiography was performed less than 5 minutes after balloon deflation and demonstrated coronary slow flow with a corrected Thrombolysis In Myocardial Infarction (TIMI) frame count of 48.4 (normal range: 21±3) in the left anterior descending artery (LAD). There was no significant flow-limiting lesion, coronary vasospasm, thromboembolus, or air embolus in any coronary vessel. The TIMI frame count for the right coronary artery and the circumflex artery was normal. The ST-segment elevation gradually returned to the baseline in 14 minutes without any intervention. A control TIMI frame count of the LAD was 22. A decision was made not to repeat the cryoapplication in this vein because there was both an entrance and an exit block. The other 3 pulmonary veins were then isolated uneventfully. The patient was discharged from the hospital the next day without symptoms or unusual electrocardiogram activity.

10.Acute myocardial infarction associated with clomiphene citrate in a young woman
Şahin Avşar, Ahmet Öz, Aydan Köken Avşar, Adnan Kaya, Edibe Betül Börklü
PMID: 30024398  doi: 10.5543/tkda.2017.55237  Pages 401 - 405
Klomifen sitrat ovülasyonu uyarmak için kadınlarda kısırlıkta yaygın olarak kullanılan bir ilaçtır. Genellikle, klomifen sitrat ovülasyonun uyarılması için güvenli bir madde olarak kabul edilir ancak nadiren yaşamı tehdit eden koşullarla ilişkili olabilir. Kısırlık için klomifen sitrat reçete edilen 36 yaşında kadın hasta iki saattir olan göğüs ağrısı nedeni ile acil servise başvurdu. Sigara içme öyküsü yoktu ve miyokart enfarktüsü (ME) için herhangi bir kardiyak risk faktörü mevcut değildi. Başvuru elektrokardiyografisinde prekordiyal derivasyonlarda ST yükselmesi saptandı. ST yükselmeli ME tanısıyla kateter laboratuvarına alındı ve koroner anjiyografide tromboz yükü fazla olan sol ön inen arterin (LAD) orta bölümünün tamamen tıkandığı görüldü. Sirkumfleks ve sağ koroner arterler normaldi. Balon dilatasyonundan sonra 2.75x15 mm ilaç salınımlı stent (DES) LAD’nin orta bölümüne yerleştirildi. Hasta komplikasyonsuz olarak iyileşti. Taburculuktan önceki ekokardiyografi apikal akinezi, anteriyor, lateral hipokinezi ve hafif mitral yetersizliği ile %45 ejeksiyon fraksiyonu saptandı. Klomifen sitrat yumurtalık uyarılması için nispeten güvenli bir ilaç olmasına rağmen, ME gibi ciddi yan etkilere neden olabilir. Hekimler özellikle koroner arter hastalığı için risk faktörü taşıyan hastalarda klomifen sitratın potansiyel riskinin farkında olmalıdır.
Clomiphene citrate is a drug that stimulates ovulation and is commonly used in cases of female infertility. Generally, it is recognized as a safe agent for ovulation induction, but rarely, it is associated with life-threatening conditions. A 36-year-old woman who had been prescribed clomiphene citrate for infertility was admitted to the emergency department for chest pain lasting for 2 hours. She had no history of smoking, and she did not have any cardiac risk factor for myocardial infarction (MI). An electrocardiogram performed on admission revealed ST-elevation in the precordial leads. She was taken to the catheter laboratory for ST-elevation myocardial infarction, and the coronary angiography revealed total occlusion of the midportion of the left anterior descending artery (LAD) with a heavy thrombus burden. The circumflex and right coronary arteries were normal. After balloon dilatation, a 2.75x15-mm drug eluting stent was implanted in the mid part of the LAD. The patient had an uncomplicated recovery. Before discharge, echocardiography revealed apical akinesis; anterior and lateral hypokinesis; and an ejection fraction of 45% with mild mitral regurgitation. Although clomiphene citrate is a relatively safe drug for ovarian stimulation, it has been associated with serious side effects, such as MI. Physicians should be aware of the potential risks of clomiphene citrate, especially in patients with risk factors for coronary artery disease.

11.Successful cryoablation of incessant fast-slow atypical atrioventricular nodal reentrant tachycardia in a child with tachycardia-induced cardiomyopathy
Yakup Ergül, Ahmet İrdem, Osman Esen, Alper Güzeltaş
PMID: 30024399  doi: 10.5543/tkda.2017.39888  Pages 406 - 410
On beş yaşındaki kız hasta merkezimize kalp yetersizliği ile başvurdu. On iki kanal elektrokardiyografisinde kalp hızı 170/dk olan hastada DII-III ve avF’de negatif P dalgası olan uzun RP aralıklı taşikardi mevcuttu. Ekokardiyografide sol ventrikül fonksiyonları azalmış olan hastada fraksiyone kısalma %20 idi. Elektrofizyolojik çalışmada atriyal-His zamanı 52 ms, HA 295 ms olan hastada ventriküler “entrainment” ile PPI-TCL (postpacing interval-tachycardia cycle length) 225 ms idi ve yalancı V-A-A-V yanıtı vardı. Bu veriler ile atipik atriyoventriküler reentran taşikardi (aAVNRT) tanısı konulan hastaya 8 mm uçlu kriyokateter ile başarılı kriyoablasyon uygulandı. İşlemden iki hafta sonra sol ventrikül fonksiyonları düzeldi ve kısalma fraksiyonu (KF) %34’e yükseldi. İki yıllık izlem boyunca taşikardi nüksü izlenmedi. Sonuç olarak kalp yetersizliği ile başvuran uzun RP’li taşikardilerde ayırıcı tanıda aAVNRT’de düşünülmelidir. Bu olgularda kriyoablasyon başarılı şekilde kullanılabilir.
A 15-year-old female patient presented at the clinic with heart failure (HF). A 12-lead electrocardiogram showed a heart rate of 170 bpm; negative P waves in leads DII, DIII, aVF; and long RP tachycardia (LRPT). Echocardiography demonstrated a shortening fraction (SF) of 20%. An electrophysiology study during tachycardia revealed an atrial-His time of 52 milliseconds and a His-atrial interval of 295 milliseconds. During ventricular entrainment, the postpacing interval-tachycardia cycle length was measured at 225 milliseconds. There was a pseudo V-A-A-V response. These findings confirmed the diagnosis of atypical atrioventricular nodal re-entrant tachycardia (aAVNRT). Successful slow pathway cryoablation was performed with an 8-mm-tip cryocatheter. After 2 weeks, the SF was measured as 34%. During a 2-year follow-up period, no recurrence was observed. In conclusion, fast-slow aAVNRT should be a part of the differential diagnosis of incessant LRPT leading to HF. Cryoablation can be used successfully in cases of aAVNRT.

12.Pulmonary embolism due to synthetic cannabinoid use: Case report
Gökhan Yırgın, İhsan Ateş, Bilal Katipoğlu, Burak Furkan Demir, Nisbet Yılmaz
PMID: 30024400  doi: 10.5543/tkda.2018.84425  Pages 411 - 413
Yirmi dokuz yaşında erkek hasta pulmoner emboli nedeniyle kliniğimizde takip edildi. Hastanın iki yıldır bir sentetik kannabinoid türevi olan bonzai kullandığı öğrenildi. Hiperkoagülabilite açısından bakılan tetkikleri normaldi. Hastada sentetik kannabinoid kullanımına bağlu pulmoner emboli geliştiği düşünüldü. Sentetik kannabinoid kullanımı genç nüfusta giderek artmaktadır ve bu popülasyonda pulmoner emboli sebepleri arasında akılda tutulmalıdır.
A 29-year-old male patient was treated and followed up for a pulmonary embolism. The patient had no relevant medical history, other than the fact that he had smoked bonzai, a synthetic cannabinoid derivative, for 2 years. Hypercoagulability tests were normal. The use of synthetic cannabinoids is increasing in the young population and should be kept in mind among the causes of pulmonary embolism.

REVIEW
13.A review of significant research on epileptic seizure detection and prediction using heart rate variability
Soroor Behbahani
PMID: 30024401  doi: 10.5543/tkda.2018.64928  Pages 414 - 421
Epilepsi tüm dünyada birçok kişinin mücadele ettiği bir beyin rahatsızlığıdır. Yaygın araştırmalara rağmen, kesin çözümü olmayan zor bir rahatsızlık olarak epilepsi önemini kaybetmemiştir. Spesifik bir yaklaşım sunmadaki kafa karışıklığı epilepsi nöbetlerinin çeşitliliğine ve farklı çevresel koşullardaki etkinliğine bağlı olabilir. Epilepsi hastalarının bir bölümü ilaç veya ameliyat ile tedavi edilir. Ancak epilepsi hastaları her an oluşabilen öngörülemez durumlardan rahatsız olabilir. Bu nöbetlerin kökenleri belli olduğuna göre araştırmacılar elektroensefalogramla (EEG) epilepsi nöbetlerinin öngörülmesine odaklanmıştır. Sonuçlar bu açıdan bazı başarılar da göstermektedir. Aynı başarı bu yöntemlerin optimizasyonuna ve hatta diğer yaşamsal belirtiler yoluyla epilepsi öngörüsünün değerlendirilmesine odaklanmaya yol açmıştır. Diğer taraftan epilepsi nöbetleri sırasında sempatik ve parasempatik inhibitör etkiler yadsınamaz. Bu uyuşmazlığın ortaya çıkışı kalp hızındaki değişikliktir. Son yıllarda birkaç araştırmada nöbetler öncesinde kalp hızındaki değişiklikleri davranışsal açıdan incelenmesine başlanmıştır. Kabul edilebilir sonuçlar elektrokardiyogram (EKG) ve açıkçası kalp hızındaki değişkenliği (KHD) kullanarak epilepsi nöbetlerini sınıflandıran ve öngören algoritmaların oluşmasıyla neticelenmiştir. Bu makale nöbetlerin saptanması ve öngörülmesine ilişkin yöntemleri sunmakta ve onların epilepsi hastalarında yaşam kalitesini iyileştirme potansiyelini tartışmaktadır.
Epilepsy is a brain disorder that many people struggle with all over the world. Despite extensive research, epilepsy is still an important challenge without a clear solution. There may be confusion about providing a specific approach due to the variety of epileptic seizures and the effectiveness in different environmental conditions. Some patients with epilepsy undergo treatment through medication or surgery. Epileptic patients suffer from unpredictable conditions that may occur at any moment. Given the origins of these seizures, researchers have focused on predicting epileptic seizures via electroencephalogram (EEG). The results indicate some success in this regard. This success led to a focus on optimizing these methods and the evaluation of epilepsy seizure prediction through other vital signals. Both sympathetic and parasympathetic inhibitory effects are undeniable during epileptic seizures. This conflict is visible in the change in heart rate. In recent years several investigations have focused on a behavioral study of heart rate changes before the seizures. The results have led to the development of algorithms for classifying and predicting epileptic seizures using the electrocardiogram (ECG) and the more distinct heart rate variability (HRV). This article presents an overview of seizure detection and prediction methods and discusses their potential to improve the quality of life of epileptic patients.

CASE IMAGE
14.Successful endovascular graft stent to edge dissection and aneurysm on the descending aorta after a previous left subclavian-to-descending aortic bypass for coarctation of the aorta
Hakan Fotbolcu, Erhan Kaya, Ömer Işık, Cevat Yakut
PMID: 30024402  doi: 10.5543/tkda.2017.68256  Page 422
Abstract | Full Text PDF | Video

15.A rare coronary anomaly: Left anterior descending artery emerging as a distal branch of the right coronary artery
Cengiz Burak, Orhan Maden, Muhammed Süleymanoğlu, Mehmet Timur Selçuk, Mustafa Özdemir
PMID: 30024403  doi: 10.5543/tkda.2018.47808  Page 423
Abstract | Full Text PDF

16.Connection between the left ventricular outflow tract and the main pulmonary artery in a patient with a history of tetralogy of Fallot total correction and aortic valve replacement
Ali Hosseinsabet, Khalil Forozannia
PMID: 30024404  doi: 10.5543/tkda.2017.48524  Page 424
Abstract | Full Text PDF | Video

17.Prolonged ventricular fibrillation in a patient with left ventricular assist device
Serkan Çay, Fırat Özcan, Özcan Özeke, Dursun Aras, Serkan Topaloğlu
PMID: 30024405  doi: 10.5543/tkda.2017.65259  Page 425
Abstract | Full Text PDF

LETTER TO EDITOR
18.Assessment of cardiac autonomic functions by heart rate variability in patients with restless leg syndrome
Şehnaz Başaran
PMID: 30024406  doi: 10.5543/tkda.2018.60980  Page 426
Abstract | Full Text PDF

19.Author's reply
Cennet Yıldız
PMID: 30024407  Page 427
Abstract | Full Text PDF

20.Healthy lifestyle behaviors after coronary bypass surgery: What about cardiac rehabilitation?
Mehmet Uzun
PMID: 30024408  doi: 10.5543/tkda.2018.11668  Page 428
Abstract | Full Text PDF

21.Authors reply
Semiha Alkan, Esengül Topal, Muhammet Onur Hanedan, İlker Mataracı
PMID: 30024409  Pages 428 - 429
Abstract | Full Text PDF

22.Vitamin D level and endothelial dysfunction
Metin Okşul, Yusuf Ziya Şener, Cem Çöteli
PMID: 30024410  doi: 10.5543/tkda.2018.63667  Pages 429 - 430
Abstract | Full Text PDF

OTHER ARTICLES
23.Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar
Ertan Ural
Page 431
Abstract | Full Text PDF

© Copyright 2018 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale