Turk Kardiyol Dern Ars: 46 (3)

Volume: 46  Issue: 3 - April 2018

ORIGINAL ARTICLE
1.Assessment of healthy lifestyle behaviors after coronary artery bypass surgery
Semiha Alkan, Esengül Topal, Muhammet Onur Hanedan, İlker Mataracı
PMID: 29664422  doi: 10.5543/tkda.2017.98442  Pages 169 - 174
Amaç: Koroner arter baypas greft (KABG) ameliyatı sonrası, hastaların takip etmeleri gereken bir hastalık süreci vardır ve sağlıklı davranışlar bu süreçte anahtar rol oynamaktadır. Bu çalışmada, KABG sonrası taburcu olan hastaların sağlığı geliştirme davranışlarını değerlendirerek etkili faktörlerin belirlenmesi amaçlandı.
Yöntemler: Araştırma Mart-Haziran 2016 tarihleri arasında poliklinik kontrolüne gelen 152 hasta ile kesitsel olarak yapıldı. Veriler hasta bilgi formu ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II (SYBDÖ) ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesine sayı, yüzdelik, standart sapma, ortalama, bağımsız t ve anova testi kullanıldı.
Bulgular: Araştırma kapsamına alınan hastaların yaş ortalaması 58±13 idi. Hastaların %71.6’sı erkekti. %55.4’ü 1–4 ay önce KABG ameliyatı olduğunu, %88.4’ü taburcu olduktan sonra düzenli olarak kontrollere geldiğini ifade etmiştir. Koroner arter baypas greft olan hastaların SYBD puan ortalaması 110.28±17.32 olarak bulundu. Elli beş yaş altında ve kadın hastaların, evli olanların, geliri giderinden yüksek olanların, ek hastalığı olmayanların, 1–4 ay öncesinde KABG ameliyatı geçirenlerin, taburcu olduktan sonra düzenli kontrole gelenlerin ve taburcu olurken hastalıkla ilgili yeterli düzeyde eğitim alanların SYBD toplam puanı diğer gruplara kıyasla anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.05).
Sonuç: Bu çalışmada, KABG ameliyatı geçiren hastaların SYBD puan ortalamaları orta düzeyde olduğu ve taburcu olma sırasında verilen eğitimlerin sağlığı geliştirici davranışlar üzerinde olumlu etkilerinin olduğu bulundu.
Objective: After coronary artery bypass graft (CABG) surgery, there is a disease management process that patients should follow, and healthy behaviors play a key role in this process. The aim of this study was to evaluate the health-promoting behaviors of patients after CABG surgery and to determine the influential factors.
Methods: This was a cross-sectional study of 152 patients who were admitted to the polyclinic between March and June 2016 and underwent a CABG procedure. The data were collected using a patient information form and the Health-Promoting Lifestyle Profile (HPLP). Number, percentage, SD, mean, independent t and analysis of variance tests were used to evaluate and describe the data.
Results: The mean age of the patients in the study was 58±13.71 years. Of the total, 6% of the patients were male, 55.4% stated that they had the CABG surgery between 1 and 4 months prior, and 88.4% went to check-ups regularly after discharge. The mean HPLP score of the enrolled patients was 110.28±17.32. The patients who were under 55 years of age, married, had a comfortable income, no comorbid disease, those who underwent the CABG surgery between 1 and 4 months earlier, went to follow-up regularly after discharge, and those who were educated about their disease had a higher HPLP score (p<0.05).
Conclusion: This study found that patients who underwent CABG surgery had a moderate HPLP score and that training on health-promoting behaviors at discharge had a positive effect on their implementation.

2.Long-term follow-up of antithrombotic management patterns in acute coronary syndrome patients
Fatih Sinan Ertaş, Lale Tokgozoglu, On Behalf Of The Epicor Study Group
PMID: 29664423  doi: 10.5543/tkda.2017.66724  Pages 175 - 183
Amaç: Akut koroner sendrom (AKS) nedeni ile yatışı yapılan hastalarda taburcu olma sonrası uzun dönem takip sonuçlarının antitrombotik yönetim yaklaşımları (AYY), klinik sonuçlar ve sağlık durumu açısından gerçek yaşam koşullarında değerlendirilmesidir.
Yöntemler: Bu kayıt çalışması semptom başlangıcını takiben 24 saat içinde AKS tanısı ile hastaneye yatışı yapılan ve taburcu edilebilen 1034 hastada (514’ü ST-segment yükselmeli miyokart enfarktüsü [STYME] ve 520’si kararsız angina/ ST-segment yükselmesiz miyokart enfarktüsü [KA/STYzME] tanılı) yürütüldü. AYY, klinik sonuçlar ve sağlık durumu açısından 24-aylık takip verileri kaydedildi.
Bulgular: Taburcu edilme sonrası 2 yıl için genel tüm-nedenli mortalite oranı %6.4 (KA/STYzME için %6.7 ve STYME için %6.0) olup, kardiyovasküler (KV) olay hastaların %9.4’ünde (KA/STYzME için %9.8 ve STYME için %8.9) ve kanama komplikasyonu ise hastaların %2.0’sinde (STYME için %2.3 ve KA/STYzME için %1.7) gözlendi. EuroQol-görsel analog skala skorları STYME’li hastalarda 78.9’dan 81.6’ya, KA/STYzME’li hastalarda 76.0 dan 76.2’ye yükseldi. Taburcu edilme sırasında ve takip eden 2 yıl sonunda EuroQol-5D indeks skorları STEMI grubunda sırasıyla 0.7 ve 0.9, UA/STEMI grubunda ise her iki dönemde de 0.8 idi. Taburcu olurken ikili antitrombosit (AT) tedavi altında olan hastaların %57.5’ i taburcu olma sonrası 2 yıl süresince de aynı tedavi altında idi. 1AT/0 antikoagülan (AK) ve ≥2AT/0AK kullanımı ile ilişkili KV olay riski sırasıyla %10.5% ve %8.9, mortalite riski sırasıyla %10.5 ve %5.8 ve kanama riski sırasıyla %0.9 ve %2.2 olarak bulundu.
Sonuç: AKS’li hastaların gerçek yaşam koşullarında değerlendirilmesine yönelik sonuçlarımız, taburcu edilen AKS’li hastalarda uzun dönem takibin önemine ve AKS yönetimi güncel tedavi uygulamalarının daha iyi takip sonuçları ile olası ilişkisine işaret etmektedir.
Objective: The aim of this study was to evaluate the long-term, post-discharge follow-up of antithrombotic management patterns (AMPs), clinical outcomes, and real-life health status of patients hospitalized acute coronary syndrome (ACS).
Methods: A total of 1034 patients hospitalized for ACS within 24 hours of symptom onset who survived to discharge were included. Of those, 514 had ST-segment elevation myocardial infarction (STEMI) and 520 had unstable angina (UA)/non-STEMI (NSTEMI). Data on follow-up AMPs, clinical outcomes, and health status were collected during 24 months of follow-up.
Results: The overall all-cause mortality was 6.4% (6.7% in UA/NSTEMI and 6.0% in STEMI patients), cardiovascular (CV) events had occurred in 9.4% (9.8% in UA/NSTEMI and 8.9% in STEMI patients), and bleeding events in 2.0% (2.3% in STEMI and 1.7% in UA/NSTEMI patients) of patients at 2 years after discharge. EuroQol-visual analogue scales scores increased from 78.9 to 81.6 in STEMI patients, and from 76.0 to 76.2 in UA/NSTEMI patients. Discharge and 2-year post-discharge scores for the EuroQol-5D index were 0.7 and 0.9, respectively in STEMI patients, while it was 0.8 for each period in UA/STEMI patients. Overall, 57.5% of the patients on dual antiplatelet (AP) therapy at discharge remained on this treatment at 2 years after discharge. The use of 1AP/0 anticoagulant (AC) and ≥2AP/0AC were associated with a CV event risk of 10.5% and 8.9%, a mortality risk of 10.5% and 5.8%, and a bleeding event risk of 0.9% and. 2.2%, respectively.
Conclusion: These findings in a real-life population of ACS patients emphasize the importance of longer-term follow-up of ACS patients surviving hospitalization and support the likelihood of more favorable long-term outcomes in ACS management with the current treatment practices.

3.Lipid profile and atherogenic indices and their association with platelet indices in familial Mediterranean fever
Gökhan Çakırca, Muhammet Murat Çelik
PMID: 29664424  doi: 10.5543/tkda.2018.93762  Pages 184 - 190
Amaç: Bu çalışmada, Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA) hastalarında lipit profili ve aterojenik indeks düzeylerini ve bunların trombosit indeksleri ile olan ilişkisini araştırmayı amaçladık.
Yöntemler: Bu geriye dönük çalışmaya AAA’lı 63 hasta ve sağlıklı 51 birey dahil edildi. Enflamatuvar belirteçlerin (eritrosit sedimantasyon hızı [ESR], C-reaktif protein [CRP] ve fibrinojen), trombosit indekslerinin (ortalama trombosit hacmi, trombosit krit, büyük trombosit oranı ve trombosit dağılım genişliği) ve lipit parametrelerinin (toplam kolesterol, trigliserit, düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol ve yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol) düzeyleri kaydedildi. Ayrıca, aterojenik indeksler (plazma aterojenik indeksi [AIP], aterojenik katsayı [AK], Castelli risk indeksleri I ve II [CRI-I ve II]) lipit parametreleri kullanılarak hesaplandı.
Bulgular: AAA’lı hastalarda AIP, AK, CRI-I ve II düzeyleri sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek iken, yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol düzeyi anlamlı derecede düşüktü (p<0.05). Bununla birlikte, diğer incelenen parametreler açısından anlamlı bir fark tespit edilmedi (p>0.05). AAA’lı erkek hastalarda AIP, AK, CRI-I ve II düzeyleri kadın hastalara göre anlamlı derecede yüksek iken, trombosit, ESR ve yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol düzeyleri anlamlı derecede düşüktü (p<0.05). AAA’lı hastalarda CRP düzeyi ile yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol ve toplam kolesterol düzeyleri arasında negatif korelasyon bulundu (sırasıyla, r=−0.275, p=0.032 ve r=−0.313, p=0.014). Ayrıca, yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol düzeyi ile hastalık süresi arasında negatif korelasyon saptandı (r=−0.269, p=0.049).
Sonuç: AAA’da özellikle erkek hastalarda, artmış aterosklerotik kardiyovasküler hastalık riskinin belirlenmesi için aterojenik indekslerin kullanımı önerilebilir.
Objective: The aim of this study was to investigate lipid profiles and atherogenic indices and their association with platelet indices in Familial Mediterranean Fever (FMF) patients.
Methods: A total of 63 FMF patients and 51 healthy individuals were included in this retrospective study. Inflammatory marker values (erythrocyte sedimentation rate [ESR], C-reactive protein [CRP] and fibrinogen), platelet indices (mean platelet volume, plateletcrit value, platelet large cell ratio, and platelet distribution width), lipid profiles (levels of total cholesterol, triglycerides, high-density lipoprotein [HDL] cholesterol, and low-density lipoprotein cholesterol) were recorded. Atherogenic indices (atherogenic index of plasma [AIP], atherogenic coefficient [AC], Castelli’s risk indices I and II [CRI I and II]) were calculated using lipid parameters.
Results: In FMF patients, while AIP, AC, and CRI I and II values were significantly higher than in the healthy control group, the HDL cholesterol level was significantly lower (all p<0.05). However, no significant difference was determined in terms of the other studied parameters (all p>0.05). In male FMF patients, whereas AIP, AC, and CRI I and II values were significantly higher than in female FMF patients, the platelet count, ESR, and HDL cholesterol levels were significantly lower (all p<0.05). The level of CRP was negatively correlated with HDL cholesterol (r=−0.275; p=0.032) and total cholesterol level (r=−0.313; p=0.014) in FMF patients. HDL cholesterol level was negatively correlated with disease duration (r=−0.269; p=0.049).
Conclusion: The use of atherogenic indices may be recommended to identify patients with an increased risk of atherosclerotic cardiovascular disease in FMF, especially in male patients.

4.Assessment of cardiac autonomic functions by heart rate variability in patients with restless leg syndrome
Abdülmelik Yıldız, Cennet Yıldız, Ahmet Karakurt
PMID: 29664425  doi: 10.5543/tkda.2018.33896  Pages 191 - 196
Amaç: Bu çalışmada huzursuz bacak sendromlu (HBS) hastalarda kalp hızı değişkenliğini (KHD) inceleyerek kalp otonom fonksiyonlarını araştırmayı amaçladık.
Yöntemler: HBS tanısı konulan 35 hasta ve benzer özelliklere sahip 35 sağlıklı birey çalışmaya alındı. HBS semptomlarının şiddeti Uluslararası Huzursuz Bacak Çalışma Grubu Şiddeti Ölçeği kullanılarak değerlendirildi. HBS semptom şiddeti ve KHD parametreleri arasındaki ilişki değerlendirildi.
Bulgular: Yaş, cinsiyet veya vücut kitle indeksi açısından iki grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılıklar yoktu. HBS grubunda ortalama kalp atım hızı 85±7.1 /dk iken kontrol grubunda 79.6±5.5 /dk idi (p=0.001). Kontrol grubuna göre tüm normal değerler arası aralıkların (NN) standart sapması (SSNN), tüm kayıt süresince hesaplanmış 5-dakikalık NN aralıklarının ortalama sapması (SSNN indeksi) ve yine tüm kayıt süresince bir 5-dakikalık zaman diliminde ortalama NN aralıklarının hesaplanmış SS’si (SSANN) HBS grubunda anlamlı derecede daha düşüktü (tümü için p<0.05). İki grup arasında ardışık NN aralıklarının ortalama kare farklılıklarının kare kökü (RMSSD) ve 24 saatlik kayıt boyunca 50 milisaniyeden daha uzun süre fark eden bitişik RR aralıklarının oranı (pNN50) açısından fark yoktu (sırasıyla, p=0.119 ve p=0.07). HBS hastalarında düşük frekans (DF)/yüksek frekans (YF) oranı kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek idi (sırasıyla, 2248.6±245.6 ve 712.1±346.3, 10.7±3.7 ve 2.9±1.8; p<0.0001 ve p<0.0001). Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında HBS grubunda DF güç değerleri daha düşük olmasına rağmen farklılık istatistiksel açıdan anlamlı değildi (p=0.07). HBS semptomlarının şiddet derecesi SDNNN, SDANN indeksi ve pNN50 ile negatif (sırasıyla, r=-0.453 ve p=0.009, r=-0.340 ve p=0.046, r=-0.446 ve p=0.007) ve YF ile pozitif bir korelasyon göstermekteydi (r=0.681 ve p<0.0001).
Sonuç: Çalışma verileri kardiyak otonomik bozukluğun HBS ile ilişkili olduğunu göstermiştir.
Objective: The aim of the present study was to investigate cardiac autonomic effects in restless leg syndrome (RLS) using heart rate variability (HRV).
Methods: A total of 35 patients with RLS and 35 healthy individuals were enrolled in the study. The severity of RLS symptoms was assessed using the International Restless Legs Syndrome Study Group rating scale (IRLS). The correlation between the severity of RLS symptoms and HRV parameters measured on an electrocardiogram was analyzed.
Results: There were no statistically significant differences between the 2 groups with respect to age, gender, or body mass index. The mean heart rate was 85±7.1 bpm in the RLS group compared with 79.6±5.5 bpm in the control group (p=0.001). The standard deviation (SD) of all normal to normal (NN) intervals (SDNN), the mean of the deviation of 5-minute NN intervals over the entire recording (SDNN index), and the SD of the average NN intervals calculated over a 5-minute period of the entire recording (SDANN) were significantly lower in the RLS group compared with the control group (p<0.05 for all). There were no statistically significant differences between the 2 groups in the square root of the mean squared differences of successive NN intervals (RMSSD) and the proportion of adjacent RR intervals differing by >50 milliseconds in the 24-hour recording (pNN50) values (p=0.119 and p=0.07, respectively). In patients with RLS, the low frequency (LF) power and LF/high frequency (HF) ratio were significantly higher than those in the control group (2248.6±245.6 vs 712.1±346.3, 10.7±3.7 vs 2.9±1.8; p<0.0001 and p<0.0001, respectively). Compared with the control group, the RLS group had lower values for HF power, but the difference was not statistically significant (p=0.07). The severity of RLS symptoms was negatively correlated with the SDNN, SDANN index, and pNN50 (r=-0.453 and p=0.009, r=-0.340 and p=0.046, r=-0.446 and p=0.007, respectively), and positively correlated with LF power (r=0.681 and p<0.0001).
Conclusion: The study data demonstrated that cardiac autonomic impairment is associated with RLS.

5.Service quality from the perspective of myocardial infarction patients
Kamal Gholipour, Jafar Sadegh Tabrizi, Solmaz Azimzadeh, Samad Ghafari, Shabnam Iezadi
PMID: 29664426  doi: 10.5543/tkda.2017.90250  Pages 197 - 204
Amaç: Genellikle sağlık hizmetlerindeki klinik olmayan durumları ifade eden hizmet kalitesi (HK), temel olarak “sağlık hizmeti sağlayıcıları” ve müşteriler arasındaki ilişkiye ve sağlık hizmetlerinin verildiği ortama odaklanmaktadır. Bu çalışmada, miyokart enfarktüsü (ME) geçiren hastaların bakış açısından HK’yi değerlendirmeyi amaçladık.
Yöntemler: Tabriz Shahid Madani Kardiyoloji Kliniği’ndeki 164 ME hastası üzerinde bir kesitsel çalışma gerçekleştirildi. Çalışmaya katılacak kişiler, uygun örnekleme yöntemi kullanılarak seçildi. Hizmet kalitesi, onaylı bir “Sağlık Hizmet Kalitesinde Kapsamlı Kalite Ölçümü Anketi” kullanılarak değerlendirildi ve ölçümlerin güvenilirliği Cronbach alfa güvenilirlik katsayı temel alınarak doğrulandı (α=0.81). Hizmet kalitesi, müşterinin bakış açısından sağlık ile ilgili olmayan durumların önem ve performansı dikkate alınarak HK=10-(Önem x Performans) formülü kullanılarak hesaplandı. Önem puanları 1 ila 10 arasında, performans puanları ise 0 ila 1 arasında değişmekte idi.
Bulgular: Çalışmada yer alan 164 katılımcının yaklaşık %75’i erkekti ve bunların yaklaşık %44’ü 51 ila 65 yaş arasında idi. Müşterilerin bakış açısından, toplam HK skoru 10 üzerinden 6.80 ve tüm HK bileşenleri için tek tek verilen skorlar kabul edilebilir düzeyin altındaydı. Gizlilik, haysiyet ve devamlılık en yüksek skorları alırken, destek gruplarına erişim en düşük skora sahipti.
Sonuç: Çalışma bulguları, HK’nin iyileştirilebilmesi için bir fırsat oluşturmuştur. Müşteriler için önemli olan ve destek gruplarına erişim gibi düşük skorlar almış bulunan hizmetlerin kalitesinin artırılması için, hasta ve sağlık hizmet sağlayıcılarının kalite düzeltme faaliyetlerinde birlikte yer almaları etkin bir strateji olabilir.
Objective: Service quality (SQ) generally refers to the non-clinical aspects of health services and primarily focuses on the relationship between the care provider and the customers, and the environment in which care services are delivered. The aim of this study was to assess the SQ provided for myocardial infarction (MI) from the patients’ perspective.
Methods: A cross-sectional study was conducted with 164 patients with MI at the Tabriz Shahid Madani cardiology clinic. Study participants were selected using convenience sampling. SQ was measured using a validated Comprehensive Quality Measurement in Healthcare SQ questionnaire. The reliability was confirmed based on Cronbach’s alpha coefficient (α=0.81). SQ was calculated using the formula SQ=10–(importance × performance), based on the importance and performance of non-health-related aspects from the customers’ perspective. Importance scores ranged from 1 to 10 and performance was scored between 0 and 1.
Results: Of 164 participants, about 75% were men and almost 44% were between 51 and 65 years of age. From the customers’ perspective, the total SQ score was 6.80 (0-10 scale), and the individual scores for all SQ aspects were below an acceptable level. Confidentiality, dignity and continuity were given the highest scores, while availability of support groups had the lowest score.
Conclusion: The study findings revealed an opportunity to improve SQ. Patient and provider participation in quality improvement activities could be an effective strategy to improve the aspects of health care quality that were most important to the customers and those with low scores, such as availability of support groups.

6.Effect of statins on sirtuin 1 and endothelial nitric oxide synthase expression in young patients with a history of premature myocardial infarction
Aylin Hatice Yamaç, Ülkan Kılıç
PMID: 29664427  doi: 10.5543/tkda.2018.32724  Pages 205 - 215
Amaç: Bu çalışma ile, statinlerin, erken miyokart enfarktüsü (EME) geçiren hastalarda dolaşımdaki SIRT1 ve endotel nitrik oksit sentaz (eNOS) proteinlerinin ekspresyonu üzerindeki ve SIRT1 geninin tekli nükleotit polimorfizmlerinin (SNP) dağılımı üzerindeki etkisi araştırılmıştır.
Yöntemler: Bu çalışmaya, 45 yaşın altında ST yükselmeli miyokart enfarktüsü (STYEME) geçiren 108 hasta dahil edildi. İndeks olaydan sonra 79 hasta statin kullanırken, 29 hasta ME sonrası statinlerle tedavi edilmedi veya 4. hafta kontrolünde tedavi kesilmişdi. Kontrol grubu, daha önce herhangi bir kardiyovasküler olayı bulunmayan 91 sağlıklı hasta tarafından oluşturuldu. Kan örnekleri en erken ME’den 3 ay sonra alındı. Oluşturulan 3 çalışma grubunda SIRT1 ve eNOS proteinlerinin miktarı, toplam antioksidan statüsü (TAS), toplam oksidan statüsü (TOS) ve oksidatif stres indeksi (OSI) gibi oksidatif stres belirteçlerinin yanı sıra SNP rs7069102 ve rs2273773’ün dağılımı incelendi.
Bulgular: Her iki SNP için statin tedavisi alan hastalarda, tüm genotiplerde ve allellerde, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, SIRT1 düzeylerinde anlamlı bir artış (p<0.001) ve eNOS düzeylerinde belirgin bir azalma gözlemledik (p=0.001). Her iki SNP de, statin tedavisinden bağımsız olarak, iki ME grubu arasında benzer bir frekansta dağılım gösterdi.
Sonuç: Statinler erken ME sonrası kalbi koruyucu bir rol oynayabilecek SIRT1 proteinini uyarmaktadır. Diğer taraftan, eNOS protein seviyeleri statin tedavisine bakılmaksızın ME geçirmiş olan hastalarda düşük bulunmuştur. Bu da eNOS ekspresyonundaki azalmanın SIRT1 ile nedensel bir bağı olmadan hastalığa özgü olduğunu düşündürmektedir.
Objective: The present study was an investigation of the effect of statins on the expression of circulating sirtuin 1 (SIRT1) and endothelial nitric oxide synthase (eNOS) proteins, and on the distribution of single nucleotide polymorphisms (SNPs) of the SIRT1 gene in patients with a history of premature myocardial infarction (PMI).
Methods: A total of 108 patients who had suffered from a premature ST-elevation myocardial infarction (STEMI) under the age of 45 years were enrolled in this study. While 79 patients had been taking statins since the index event, 29 patients had not been treated with statins post myocardial infarction (MI) or the therapy had been withdrawn at the 4-week follow-up control. The control group consisted of 91 healthy patients without a previous cardiovascular event. The levels of SIRT1 and eNOS protein; oxidative stress markers, like total antioxidant status (TAS), total oxidant status (TOS), and the oxidative stress index (OSI); as well as the distribution of the SNPs rs7069102 and rs2273773 were measured and analyzed.
Results: A significant increase in the SIRT1 level (p<0.001) and a significant decrease in the eNOS level (p=0.001) was observed in all genotypes and alleles for both SNPs in patients who received statin therapy compared with the control group. Both SNPs were distributed in a similar frequency in the 2 MI groups, irrespective of statin treatment.
Conclusion: Statins induce SIRT1 protein, which might have a cardioprotective role after PMI. In addition, the eNOS protein level was low in all of the MI patients, suggesting that impairment of eNOS expression is disease-specific without a causal link to SIRT1.

CASE REPORT
7.Case report and the surgical treatment of two cases with pulmonary atresia in which pulmonary arteries is circulated by coronary arteries
Kahraman Yakut, Kürşad Tokel, Birgül Varan, Ilkay Erdoğan, Murat Özkan
PMID: 29664428  doi: 10.5543/tkda.2017.98047  Pages 216 - 220
Pulmoner atrezi (PA), ventriküler septal defekt (VSD) ile birlikte basit bir kapak atrezisinden, akciğer yatağının aortadan ayrılan kollateral arterler ile kanlandığı gerçek pulmoner arterlerin bulunmadığı veya ağır hipoplazik olduğu tabloya kadar çok geniş spektrum halinde görülebilmektedir. Pulmoner arterin ve dallarının boyutu ile birlikte eşlik eden diğer karmaşık kalp lezyonlarının varlığı tedavi yönteminde ve tüm düzeltme seçeneklerinin belirlenmesinde önemlidir. Basit formlarında Fallot tetralojisi onarımı tarzında tam düzeltme ameliyatı yapılırken, spektrumun diğer ucundaki hastalarda çok sayıda girişim gerekmekte ve yaşam kalitesi oldukça değişken olmaktadır. Pulmoner arter ve dallarının boyutu, eşlik eden kollateral arterlerin varlığı tedavi yönetiminde belirleyicidir. Burada ilk olgu 40 günlük, ikinci olgu iki günlük iken muayene sırasında üfürüm fark edilmesi üzerine yapılan ekokardiyografik incelemede VSD, pulmoner atrezi tanısı konmuş olan ve pulmoner arterlerin koroner arter aracılığı ile kanlanmasının sağlandığı iki olguyu sunmak istedik. İkinci olgumuzda tanı kateter anjiyografi ile kesinleşti. İlk olgumuzda ancak cerrahi sırasında kesin tanı konulabildi. Bu çalışmayı sunmaktaki amacımız pulmoner atrezili hastalarda pulmoner arter boyutu, pulmoner konfluansın varlığı, kanlanmasının nereden sağlandığı ve eşlik eden kollateral arterlerin tedavi yönetimindeki önemini vurgulamaktır.
Pulmonary atresia (PA) and ventricular septal defect (VSD) can occur in a variety of ways, from simple valve atresia to a condition in which circulation to the pulmonary bed occurs through collateral arteries separated from the aorta and there are no real pulmonary arteries, or they are present but hypoplastic. The size of the pulmonary arteries and concomitant complex cardiac lesions are important in making decisions about treatment and correctional alternatives. While complete correction surgeries in the style of a correction of tetralogy of Fallot are performed in simpler cases, many very invasive procedures are also performed and the resulting quality of life is very variable. The size of the pulmonary artery and its branches and the presence of accompanying collateral vessels are determining factors in the management of the disease. In this report, 2 cases of VSD and PA, in which the circulation of the pulmonary arteries was through the coronary arteries, diagnosed as a result of echocardiography performed following murmurs heard during examination, are described. The first patient was 40 days old and the second was 2 days old. In the second case, diagnosis was confirmed by catheter angiography, and in the first case, the final diagnosis was made during surgery. The aim of this report is to emphasize the importance of pulmonary artery size, the presence of pulmonary confluence, the origin of circulation, and concomitant collateral arteries when considering treatment methods.

8.Esophageal ulcers secondary to cryoenergy after pulmonary vein ablation using the second-generation balloon
Luis Álvarez- Acosta, Alejandro Quijada- Fumero, Raquel Pimienta- González, Julio S. Hernández- Afonso
PMID: 29664429  doi: 10.5543/tkda.2017.60780  Pages 221 - 222
Semptomlu paroksismal atriyal fibrilasyonu olan hastalarda pulmoner ven izolasyonu etkili bir tedavidir. Bir alternatif olarak kriyoablasyon balon tedavisi geliştirilmiştir. Kriyoablasyon komplikasyonları esasen frenik sinir felci, vasküler komplikasyonlar, inme ve daha düşük insidansla başka etkenlerle ilişkilidir. Özofagus lezyonları nadir olduğu gibi tamamıyla anlaşılamamıştır.
Pulmonary vein isolation is an effective treatment for patients with symptomatic paroxysmal atrial fibrillation. Cryoablation balloon therapy has been developed as an alternative. Cryoablation complications have primarily been related to phrenic nerve palsy, vascular complications, stroke, and others of lesser incidence. Esophageal lesions are rare and they are not yet completely understood.

9.Kounis syndrome: a paradoxal non-ST elevation myocardial infarction case after triamcinolone treatment for dermatitis
Mücahid Yılmaz, Hasan Korkmaz
PMID: 29664430  doi: 10.5543/tkda.2017.58827  Pages 223 - 227
Kounis sendromu allerji, aşırı duyarlılık, anaflaksi veya anaflaktik reaksiyonlar gibi durumlarda enflamatuvar hücrelerin aktivasyonu sonucu akut koroner sendrom tablosunun görülmesi olarak tanımlanır. Birçok enflamatuvar durumun tedavisinde kullanılan kortikosteroidler paradoksal olarak allerjik reaksiyonlara hatta anaflaksiye sebep olabilirler. Bu yazıda triamsinolon kullanımı sonrası ST yükselmesiz miyokart enfarktüsü meydana gelen ve antihistaminik tedavi ile düzelen 52 yaşında bir kadın hasta sunuldu. Başka bir merkezde dermatit tanısıyla, triamsinolon asetonid 40 mg/ml (iv) enjekte edilen ve tedavinin ilk dozundan yaklaşık 15 dakika sonra göğüs ağrısı başlayan hastanın fizik muayanesi ve transtorasik ekokardiyografisi (EKO) normal olmasına karşın laboratuvar incelemelerinde troponin pozitifliği ve EKG’sinde (elektrokardiyografi) inferolateral derivasyonlarda ST çökmesi mevcuttu. Konservatif amaçlı antiiskemik tedavi başlanıp antihistaminik (45.5 mg/2 mL İ.V, feniramin maleat -Avil amp-) tedavi uygulandıktan sonra EKG bulguları ve kliniği tamamen düzelen olguya yapılan koroner anjiyografide koroner arterler normal olarak değerlendirildi. Kalp - özellikle koroner arterler- aşırı duyarlılık reaksiyonları ve anaflakside en fazla hasar gören organlardan biridir. Bu nedenle Kounis sendromu nadir görülen bir durum değildir; ancak klinik pratikte oldukça az sayıda gözlendiği bildirilmektedir. Doğru tanımlanamayan olgular nedeni ile Kounis sendromunun atlanılması, istenmeyen tıbbi sonuçlara yol açabilir. Hızlı ve doğru teşhis için Kounis sendromu akılda tutulmalıdır.
Kounis syndrome is defined as the clinical development of acute coronary syndrome caused by the activation of inflammatory cells due to an allergy, hypersensitivity, anaphylaxis, or anaphylactic reaction. Corticosteroids that are used in the treatment of many inflammatory conditions may paradoxically cause allergic reactions and even anaphylaxis. This article is a description of the case of a 52-year-old female patient who had a non-ST elevation myocardial infarction after the administration of triamcinolone that was relieved with antihistaminic treatment. The patient had been diagnosed with dermatitis at another medical center and injected with 40 mg/mL (intravenous [IV]) of triamcinolone acetonide and developed chest pain 15 minutes after the first dose. Despite a normal physical examination and echocardiogram, laboratory tests revealed troponin positivity and an inferolateral ST depression was present on an electrocardiogram (ECG). The ECG findings and clinical symptoms resolved completely after conservative anti-ischemic treatment and antihistaminic therapy (pheniramine maleate 45.5 mg/2 mL, Avil ampoule, IV; Sanofi-Aventis, Paris, France) and coronary angiography evaluation of the arteries was normal. The heart, and in particular the coronary arteries, are among the organs that are most damaged during hypersensitivity reactions and anaphylaxis. Although Kounis syndrome is not a rare condition, few cases have been reported in clinical practice. The failure to recognize Kounis syndrome due to inadequately defined cases may lead to unwanted medical results. Kounis syndrome should be kept in mind in order to make a rapid and accurate diagnosis.

10.Safe entry site for coronary angiography: Snuff box
Emrah Bayam, Muzaffer Kahyaoğlu, Ahmet Güner, Regayip Zehir, Can Yücel Karabay
PMID: 29664431  doi: 10.5543/tkda.2017.74711  Pages 228 - 230
Koroner anjiyografi ve perkütan koroner girişimler, koroner arter hastalığı tanısında ve tedavisinde önemli rol oynamaktadır. Teknik ve farmakolojik ilerlemelere rağmen kanama ve damar komplikasyonları hala problem oluşturmaktadır. Radiyal yaklaşımla ilgili güvenilirlik ve kanama riskinin azaldığını bildiren son çalışmalarla birlikte, radiyal yaklaşım daha popüler hale geldi ve bu tekniğin öğrenilmesinin artmasıyla birlikte popülerliğini koruyacaktır. Bu yazıda, radiyal arter enfiye kutusundan (fovea radialis) girilerek yapılan koroner anjiyografi olgusu sunuldu. Enfiye kutusundan yapılan radiyal anjiyografi, daha kolay palpasyon ve girişim, daha az nöropati ve kanama ve işlem sonrası daha az bası gereksinimi gibi kolaylıklar sunmaktadır.
Coronary angiography and percutaneous coronary artery intervention are important tools for the diagnosis and treatment of coronary artery disease. Nevertheless, despite both technical and pharmacological advances, bleeding and vascular complications remain problematic. With recent trials supporting the safety and decreased bleeding risk associated with the radial approach, radial access has become more popular, and conferences providing instruction on this technique are often standing room only. Herein, a case in which coronary angiography was performed by punching through the radial artery snuff box (fovea radialis) is described. Radial angiography from the snuff box allows for easier palpation and punching, less risk of neuropathy and bleeding, and less compression after the procedure.

11.Disseminated adenovirus infection in heart and kidney transplant
Jack Xu, Keval V Patel, Melroy Dsouza, Jesus Almendral, Kanika Mody, Deepa Iyer
PMID: 29664432  doi: 10.5543/tkda.2017.74957  Pages 231 - 233
Burada sidofovir ile başarıyla tedavi edilen bir kalp-böbrek alıcısında yaygın adenovirüs enfeksiyonu olgusunu tanımlıyoruz. Erişkin solid organ transplant alıcılarında prognozu genellikle kötü, ölüm oranları %40–60 arası birkaç adenovirüs enfeksiyonu olgusu bildirilmiştir. Ağır yaygın adenovirüs enfeksiyonları organ rejeksiyon, ventrikül işlev bozukluğu allogreft vaskülopatisi, greft kaybı ve yeniden transplantasyon gerekliliği gibi giderek artan olumsuz transplant olayları riskiyle ilişkilendirilmiştir. Hastada klinik iyileşmemenin olmaması, hemorajik sistit başlangıcı ve akut böbrek hasarı geçici olarak bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçların uygulanmasını durdurup bir antiviral ilaca başlama kararımıza etkili faktörler olmuştur. Antibiyotiklere yanıt vermedikleri ve kültürlerin negatif olduğu durumlarda transplant hastalarında adenovirüsten kuşkulanılması önemlidir. Bağışıklık sistemi risk altında olan hastalarda sonuçları iyileştirmede erken tanı ve tedavi önem taşır.
Presently described is a case of disseminated adenovirus infection in a heart-kidney transplant recipient that was successfully treated with cidofovir. There are several reports of adenovirus infections in adult solid organ transplant recipients and the prognosis is usually poor, with mortality rates of 40% to 60%. Severe disseminated adenovirus infections have been associated with increased risk of adverse transplant events, such as rejection, ventricular dysfunction, allograft vasculopathy, graft loss, and the need for re-transplantation. The patient’s lack of clinical improvement, the onset of hemorrhagic cystitis and acute kidney injury were factors in our decision to temporarily discontinue administration of immunosuppressive agents and start an antiviral agent. It is important to suspect adenovirus in transplant patients when they do not respond to antibiotics and cultures are negative. Early diagnosis and treatment are critical to improving outcomes in immunocompromised patients.

CASE IMAGE
12.Ruptured chorda tendinea of the tricuspid valve following blunt chest trauma
Ahmet Güner, Cagatay Önal, Sabahattin Gündüz, Emrah Bayam, Mehmet Özkan
PMID: 29666357  doi: 10.5543/tkda.2017.78007  Page 234
Abstract | Full Text PDF | Video

13.Treatment of aortic coarctation, saccular thoracic aortic aneurysm, and corresponding feeding collateral vessel with a fully percutaneous endovascular approach
Ertan Vuruşkan, Gökhan Altunbaş, Fatma Yılmaz Coşkun, Osman Başpınar, Murat Sucu
PMID: 29664433  doi: 10.5543/tkda.2018.56068  Page 235
Abstract | Full Text PDF | Video

14.Obstruction of a Glenn shunt with huge superficial thoracoabdominal collaterals
Laya Zarrabi, Ahmad Yamini- Sharif, Behnam Hedayat, Ali Hosseinsabet
PMID: 29664434  doi: 10.5543/tkda.2017.94137  Page 236
Abstract | Full Text PDF | Video

15.A ping pong ball in the left atrium
Mehmet Çelik, Ahmet Güner, Emine Alpay, Cüneyt Toprak, Gökhan Kahveci
PMID: 29664435  doi: 10.5543/tkda.2017.70829  Page 237
Abstract | Full Text PDF | Video

OTHER ARTICLES
16.Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar
Ertan Ural
Page 238
Abstract | Full Text PDF

© Copyright 2018 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale