Turk Kardiyol Dern Ars: 43 (1)

Volume: 43  Issue: 1 - January 2015

EDITORIAL COMMENT
1.What is new in the European Society of Cardiology 2014 update on myocardial revascularization guidelines?
Aylin Yıldırır
PMID: 25655843  doi: 10.5543/tkda.2015.27612  Pages 1 - 6
Abstract | Full Text PDF

2.Acute Pulmonary Embolism Diagnosis and Treatment Guidelines (ESC 2014)
Leyla Elif Sade
PMID: 25655844  doi: 10.5543/tkda.2015.73780  Pages 7 - 11
Abstract | Full Text PDF

3.Highlights from the 2014 European Society of Cardiology Guidelines for Aortic Diseases
Musluhittin Emre Erkuş, Recep Demirbağ
PMID: 25655845  doi: 10.5543/tkda.2015.15943  Pages 12 - 17
Abstract | Full Text PDF

ORIGINAL ARTICLE
4.The relationship between neutrophil to lymphocyte ratio and blood pressure variability in hypertensive and normotensive subjecs
Barış Kılıçaslan, Hüseyin Dursun, Sermin Kaymak, Mehmet Aydın, Cenk Ekmekçi, İbrahim Susam, Öner Özdoğan
PMID: 25655846  doi: 10.5543/tkda.2015.10594  Pages 18 - 24
Amaç: Kan basıncı (KB) değişkenliği hipertansiyonda (HT) hedef organ hasarı ve kardiyovasküler olaylarla ilişkilidir. Bu çalışmanın amacı KB normal olan kişiler ve yeni tanı konmuş hipertansiyonlu olgularda KB değişkenliği ile nötrofil/lenfosit oranı (N/L oranı) arasındaki ilişkiyi araştırmaktır.
Çalışma planı: Bu kesitsel çalışmaya yeni tanı konan hipertansiyonlu ve KB normal 150 kişi (63 erkek, ortalama yaş 52.1±5.2 yıl) alındı. Tüm hastalara 24 saat tansiyon Holter cihazı (24s-THC) ile KB izlemi, transtorasik ekokardiyografi tetkiki ve biyokimyasal kan testi yapıldı. 24s-THC’dan elde edilen verilere göre hastalar dört gruba ayrıldı. Grup 1= Normal tansiyonlu dipper (ND), Grup 2= Normal tansiyonlu nondipper (NN), Grup 3= Hipertansiyonlu dipper (HD), Grup 4= Hipertansiyonlu non-dipper (HN).
Bulgular: En yüksek N/L oranı değeri HN grubunda elde edildi (p=0.005 ve ND, p=0.046 ve NN ile p<0.001 ve HD). N/L oranı ND, NN ve HD gruplarında benzer bulundu. N/L oranı ile gece sistolik KB (r=0.178, p= 0.031), gece diyastolik KB (r=0.176, p=0.032) ve ortalama KB değişimi (r=-0.246, p=0.003) arasında korelasyon saptandı. Çoklu doğrusal regresyon analizinde ortalama KB değişkenliği yüksek N/L oranının bağımsız öngördürücüsü olarak saptandı (β=0.186, %95 GA=0.918-0.982, p=0.044). ROC eğrisi analizinde N/L oranı >2.7 seviyesi, non-dipper HT’yi %83 duyarlılık ve %65 özgüllükle tahmin ettirmektedir (ROC eğrisi altındaki alan=0.653, %95 GA=0.565- 0.741, p=0.001).
Sonuç: Bu çalışmada, N/L oranı KB değişkenliği ile ilişkili bulunmuştur. N/L oranı HT’ye bağlı artmış kardiyovasküler olayları öngörmede kullanılabilecek bir parametre olarak ön plana çıkmaktadır.
Objectives: Blood pressure (BP) variability is associated with hypertensive (HT) target organ damage and cardiovascular events. The aim of this study was to investigate the relation between neutrophil to lymphocyte ratio (NLR) and BP variabil- ity in hypertensive and normotensive subjects.
Study design: In this cross-sectional study, 150 subjects (63 male, mean age 52.1±5.2 years) were enrolled. In all patients, blood samples and 24-hour ambulatory blood pressure (BP) monitoring were obtained. According to 24-hour ambulatory BP results, participants were divided into four investigation categories. Group 1= Normotensive dipper (ND), Group 2= Normotensive non-dipper (NN), Group 3= HT dipper (HD), Group 4= HT non-dipper (HN).
Results: Highest NLR values were determined in the HN group (p=0.005 vs. ND, p=0.046 vs. NN and p<0.01 vs. HD). NLR values were similar among the ND, NN and HD groups (p>0.05, for all). NLR was correlated with night systolic blood pressure (SBP) (r=0.178, p=0.031), night diastolic blood pressure (DBP) (r=0.176, p=0.032) and BP variation rate (r=- 0.246, p=0.003). Multiple linear regression analysis showed BP variation rate to be an independent predictor of high NLR value (β=0.186, 95% CI=0.918-0.982, p=0.044). In ROC anal- ysis, a level of NLR>2.7 predicted non-dipper HT with 83% sensitivity and 65% specificity (ROC area under curve: 0.653, 95% CI=0.565-0.741, p=0.001).
Conclusion: In the present study, we found that NLR levels were significantly correlated with BP variability. The measure- ment of NLR may be used to indicate increased risk of HT- related adverse cardiovascular events.

5.Pericardial effusion predicts mortality in patients with chronic obstructive pulmonary disease
Can Yücel Karabay, Gokhan Gol, Arzu Kalayci, Alev Kilicgedik, Merve Ciftci, Hakan Gunen
PMID: 25655847  doi: 10.5543/tkda.2015.27109  Pages 25 - 30
Amaç: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) tüm dünya ülkelerinde giderek artan önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir. Perikart sıvı birikimi (PSB) ise özellikle pulmoner arter hipertansiyonunda ölümün öngördürücüsü olduğu kanıtlanmış güncel bir konudur. Bizim bu çalışmadaki amacımız KOAH’lılarda PSB varlığının ölüm öngördürücüsü olup olmadığını saptamaktır.
Çalışma planı: Çalışmamıza 488 KOAH’lı hasta ve 50 olguluk kontrol grubu alındı. Başlangıçta KOAH’lıların 37’sinde (%7.5) PSB saptandı. Bütün hastalar ortalama 12 ay (1-16 ay aralığında) takip edildi. Sağlıklı kontrol, PSB(+) (n=37) ve PSB(–) gruplarının (n=451) solunum fonksiyon test sonuçları ve ekokardiyografi verileri karşılaştırıldı.
Bulgular: PSB(+) grupta sağ ventrikül fonksiyonlarının daha bozuk olduğu, pulmoner arter basıncının daha yüksek olduğu saptandı. Kaplan-Meier sağ kalım analizinde ortalama bir yıllık takipte PSB(+) grupta mortalite daha yüksekti. (PSB(–) grupta 139 (%30.8) PSB(+) grupta ise 21 (%56.8) log-Rank p değeri: 0.009). Ayrıca regresyon analizinde artmış yaş, oksijen kullanımı ve PSB’nin varlığı artmış mortalite riski ile ilişkili bulundu.
Sonuç: KOAH bulunan kişilerde ortalama bir yıllık takipte, PSB varlığı mortalite için bağımsız öngördürücüdür.
Objectives: Chronic obstructive pulmonary disease (COPD) is an increasingly important cause of morbidity and mortality worldwide. Pericardial effusion (PE) is a current issue proven to be a mortality predictor, especially in pulmonary arterial hypertension. In this study, we aimed to evaluate the prognostic value of PE in COPD.
Study design: The study cohort consisted of 488 COPD patients and a control group of 50 healthy patients. At the start of the study, 37 patients (7.5%) had PE. Mean followup time was 12 months (range; 1-16 months). Clinical spirometric and echocardiographic data were compared between patients with PE(+) group (n=37), patients without PE(–) group (n=451) and the healthy control group.
Results: Right ventricular functions were more depressed and pulmonary arterial pressure was more elevated in the PE(+) group. Also, Kaplan-Meier survival curve analysis showed that at one-year follow- up, mortality was higher in the PE(+) group: PE(-) group 139 (30.8%), PE(+) group 21 (56.8%) log-Rank p value: 0.009). Age, presence of PE, and oxygen usage were independent predictors of mortality in Cox regression analysis.
Conclusion: Presence of PE predicts mortality in COPD patients at one-year follow-up.

6.The morphologic and functional features of LAD myocardial bridging at multi detector computed tomography coronary angiography: correlation with coronary artery disease
Alper Aydın, Rahmi Çubuk, Mehmet Mahir Atasoy, Tayfun Gürol, Ozer Soylu, Bahadır Dağdeviren
PMID: 25655848  doi: 10.5543/tkda.2015.23672  Pages 31 - 37
Amaç: Çalışmamızın amacı çok kesitli bilgisayarlı tomografi (ÇKBT) ile saptanan sol ön inen arter (LAD) miyokart köprülerinin (MK) morfolojik ve fonksiyonel özelliklerini ve koroner arter hastalığı ile ilişkisini geriye dönük olarak değerlendirmektir.
Çalışma planı: Çalışmaya ÇKBT ile koroner anjiyografi yapılan 191 ardışık hasta dahil edildi. Koroner lezyonlar ve MK’nin morfolojik özellikleri (derinlik, uzunluk, koroner ağzına olan uzaklığı) incelendi.
Bulgular: Çok kesitli bilgisayarlı tomografi ile LAD’de 41 hastada (%21.5) MK tespit edildi. MK proksimalinde aterosklerotik lezyon %49 (20/41) oranında saptandı. MK segmentinin derinliği ile sistolik baskının derecesi arasında istatistiki olarak anlamlı ilişki saptandı (r=0.538, p<0.01). MB segmentinin koroner ağzından uzaklığı ile sistolik baskının derecesi arasında ilişki saptanmadı. MK segmentinin uzunluğu ile sistolik baskı derecesi arasında ilişki saptanmadı (r=0.058, p=0.721). MK’nin morfolojik özellikleri ile proksimal bölümde saptanan koroner arter hastalığı arasında ilişki bulunamadı.
Sonuç: Çok kesitli bilgisayarlı tomografi ile MK’nin fonksiyonel ve morfolojik özellikleri iyi bir şekilde belirlenebilir. MK olan koroner segmentinin derinliği, baskı derecesi ile ilişkili olup MK özellikleri ile MK’nin proksimal bölümünde gözlenen koroner arter hastalığı arasında ilişki saptanmamıştır.
Objectives: The aim of this study was to retrospectively evaluate the morphologic and functional features of myocardial bridging (MB) and to investigate the impact of morphologic features on presence of atherosclerosis with multi-detector computed tomography (MDCT) coronary angiography.
Study design: The study population consisted of 191 consecutive patients. Besides coronary lesions, morphologic features of the MB (depth, length and the distance of the tunneled artery from the left coronary ostium) were analyzed.
Results: MDCT detected MB on left anterior descending artery in 41 patients (21.5%). The prevalence of atherosclerotic plaques proximal to the MB of LAD was 49% (20/41). There was a statistically significant correlation between percentage of systolic compression and depth of the tunneled segment (r=0.538, p<0.01). There was no relation between distance of the tunneled segment from the ostium and degree of systolic compression. No significant correlation was found between percentage of systolic compression and length of the tunneled segment (r=0.058, p=0.721). Morphologic features of MB were not related to the presence of CAD in proximal segments.
Conclusion: MDCT coronary angiography depicts the morphologic and functional features of the MB in detail. The depth of MB segment was correlated with systolic compression of MB. There was no relationship between distance of the tunneled segment from the ostium and systolic compression.

7.Prevention of recurrent cryptogenic stroke with percutaneous closure of patent foramen ovale; one year follow-up study with magnetic resonance imaging and Holter monitoring
Ahmet Hakan Ateş, Hamza Sunman, Kudret Aytemir, Hikmet Yorgun, Uğur Canpolat, Mehmet Akif Topcuoğlu, Kader Karlı Oğuz, Levent Şahiner, Ergün Barış Kaya, Lale Tokgözoğlu, Giray Kabakçı, Ali Oto
PMID: 25655849  doi: 10.5543/tkda.2015.68148  Pages 38 - 46
Amaç: Bu çalışmada, foramen ovale açıklığının (FOA) perkütan yolla kapatılmasının tekrarlayan inmeleri önlemesi ve yeni aritmi oluşumuna etkisi manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve Holter monitörizasyonu ile değerlendirildi.
Çalışma planı: Tüm hastalar birden fazla kez MRG ile tanısı doğrulanmış inme veya geçici iskemik atak geçirmişlerdi. Sağdan sola geçişin olduğu FOA tanısı, transözofajiyal ekokardiyografi (TÖE) ve transkraniyal Doppler ile gösterildi. Manyetik rezonans görüntüleme ile değerlendirme, FOA kapatılmadan önce ve bir yıl sonra yapıldı. Yirmi dört saatlik Holter monitörizasyonu işlemden önceki bir ay içinde ve işlemden sonra altıncı ayda yapıldı.
Bulgular: Daha önce MRG ile tespit edilmiş serebral iskemik olayı olan 47 hastada (25 kadın, ortalama yaş: 38.7 yıl) FOA, perkütan yolla kapatıldı. Bir yıl sonra yapılan TÖE ile hiçbir hastada kalıcı sağdan sola geçiş izlenmedi. On dört aylık izleme sonucunda yeni serebrovasküler olay veya MRG’de yeni lezyonlar görülmedi. Holter monitörizasyonu ile aritmi insidansı işlem sonrasında anlamlı derecede artış göstermedi (p=0.917).
Sonuç: Klinik ve MRG ile yapılan bir yıllık izleme sonucunda, perkütan yolla FOA kapatılan hastalarda tekrarlayan iskemik olay ve işleme bağlı ciddi bir komplikasyon görülmemiştir. Ayrıca Holter monitörizasyonu, işleme bağlı aritmi insidansında işlem öncesine göre artış olmadığını göstermiştir.
Objectives: In this study, we aimed to evaluate the effect of percutaneous closure of patent foramen ovale (PFO) on the recurrence of stroke and new cardiac arrhythmia using magnetic resonance imaging (MRI) and Holter monitoring.
Study design: Patients with PFO had >1 previous stroke or transient ischemic attack documented with MRI in the first event. PFO with right to left shunt was detected by transesophageal echocardiography (TEE) and transcranial Doppler ultrasound. MRI examinations were performed on patients before and one year after PFO closure was applied. A twenty-four hour Holter monitoring was performed in all patients within 1 month before and 6 months after the procedure.
Results: Percutaneous PFO closure was performed on 47 patients (25 female, mean age: 38.7 years) who had cerebral ischemic events detected by MRI. A year after the procedure, TEE showed that there was no residual interatrial right-to-left shunting. After a 14 month follow-up, no new cerebrovascular event and no new lesion on MRI were recorded. The incidence of arrhythmia did not increase significantly after the procedure on Holter monitoring (p=0.917).
Conclusion: One-year clinical and MRI follow-up study of patients with cerebral ischemic events and percutaneous closure of PFO showed no recurrent event and no significant complication associated with the procedure. In addition, Holter monitorization demonstrated that the procedure did not increase the incidence of arrhythmias compared with pre-procedural monitoring.

EDITORIAL COMMENT
8.Should we close PFO?
Hakan Güllü
PMID: 25655850  doi: 10.5543/tkda.2015.91471  Pages 47 - 48
Abstract | Full Text PDF

ORIGINAL ARTICLE
9.Left ventricle geometry affects coronary flow reserve in diabetic patients
Gülhan Yüksel Kalkan, Mustafa Gur, Zafer Elbasan, Ahmet Oytun Baykan, Osman Kuloğlu, Durmuş Yıldıray Şahin, Taner Şeker, Filiz Ekşi Haydardedeoğlu, Ömer Şen, Hakan Uçar, Sinan Kırım, Murat Çaylı
PMID: 25655851  doi: 10.5543/tkda.2015.59432  Pages 49 - 57
Amaç: Bu çalışmamızda yeni diabetes mellitus tanısı konmuş hastalarda sol ventrikül geometrik paternleri ile koroner akım rezervi (KAR) arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçladık.
Çalışma planı: Çalışmamıza yeni diabetes mellitus tanısı konmuş 116 hasta ile sağlıklı 31 olguluk kontrol grubu dahil edildi. Tüm hastalara ekokardiyografik değerlendirme yapıldı. Diyabetli hastalar sol ventrikül kitle indeksi ve göreceli duvar kalınlığına göre dört gruba ayrıldı (NG: Normal geometri; KR: Konsantrik remodelling; EH: Ekzantrik hipertrofi; KH: Konsantrik hipertrofi). KAR koroner hiperemik diyastolik en yüksek hızının istirahatteki en yüksek hıza oranı olarak hesaplandı.
Bulgular: Kontrol grubu ile kıyaslandığında diyabetli hasta grubunda KAR azalmış bulundu (p<0.05). En düşük KAR, kontrol grubu ve diğer gruplar kıyaslandığında KH grubunda saptandı (p<0.05, hepsi için). Aynı zamanda, KAR değeri KR ve EH grubunda NG ve kontrol grubuna göre daha düşük bulundu. İki değişkenli analizde KAR, sol ventrikül geometrisi ile (r=-0.449, p=0.001), sol ventrikül kitle indeksi (r=-0.401, p<0.001), göreceli duvar kalınlığı (r=-0.247, p=0.008), HbA1c (r=-0.576, p<0.001) ve mitral kapak E/A oranı ile (r=0.239, p=0.01) ilişkili bulundu. Çok değişkenli analizde, KAR sol ventrikül geometrisi (β=-0.449, p<0.001), sol ventrikül kitle indeksi (β=-0.192, p=0.016) ve HbA1c (β=-0.576, p<0.001) ile bağımsız ilişkili saptandı.
Sonuç: Yeni diabetes mellitus tanısı konmuş hastalarda KAR bozulmuştur. Bu bozulmanın derecesi normal geometriden konsantrik hipertrofiye doğru artmaktadır. Bu durum diabete bağlı miyokardın yapısal yeniden şekilllenmesinin KAR üzerine etkili olabileceğini düşündürmektedir.
Objectives: The aim of this study was to investigate the association between coronary flow reserve (CFR) and left ventricle (LV) geometric patterns in patients with newly-diagnosed diabetes mellitus (DM).
Study design: We studied 116 patients with newly-diagnosed DM and 31 healthy control subjects. Echocardiographic examination was performed on all subjects. Four different geometric patterns were identified in diabetic patients, according to LV mass index (LVMI) and relative wall thickness (RWT) [NG: Normal geometry; CR: Concentric remodeling; EH: Eccentric hypertrophy; CH: Concentric hypertrophy]. CFR was calculated as the hyperemic to resting coronary diastolic peak velocities ratio.
Results: Compared with controls, CFR was decreased in diabetic patients (p<0.05). The lowest CFR values were observed in the CH group compared with control and other groups (p<0.05, for all). Also, CFR values of the CR and EH groups were lower than NG and the control group (p<0.05, for all). CFR was associated with LV geometry (r=-0.449, p=0.001), LVMI (r=-0.401, p<0.001), RWT (r=-0.247, p=0.008), HbA1c (r=-0.576, p<0.001) and mitral valve E/A ratio (r=0.239, p=0.01) in bivariate analysis. CFR was independently associated with LV geometry (β=-0.449, p<0.001), LVMI (β=-0.192, p=0.016), and HbA1c (β=-0.576, p<0.001) in multivariate analysis.
Conclusion: CFR was impaired in newly-diagnosed DM. The degree of this deformation increases from normal geometry towards to concentric hypertrophy. This condition suggests that myocardial structural remodeling due to diabetes might be effective on CFR.

EDITORIAL COMMENT
10.Left ventricular remodeling impacts coronary flow reserve in diabetic patients: what is the mechanism?
Bahar Pirat
PMID: 25655852  doi: 10.5543/tkda.2015.93604  Pages 58 - 59
Abstract | Full Text PDF

ORIGINAL ARTICLE
11.Evaluation of atrial fibrillation (AF) management and cardiovascular risk profile in AF patients: data from Turkish patients in the international observational cross-sectional REALISE AF trial
Erdem Diker, Gokmen Bellur, Nurten Yildiz, Cemil Izgi, Lisa Naditch-brûlé
PMID: 25655853  doi: 10.5543/tkda.2015.93530  Pages 60 - 74
Amaç: Atriyum fibrilasyonlu (AF) hastalar AF kontrolü ve kardiyovasküler (KV) risk profili açısından değerlendirildi.
Çalışma planı: Türkiye genelinde 40 merkezden toplam 510 hasta (ort. (SS) yaş: 67.1 (12.3) yıl, %55.1’i kadın) ile tek vizit temelinde gerçekleştirilen bu çalışmada; hastaların demografik özellikleri, AF’nin özellikleri, Avrupa Kalp Ritmi Birliği (EHRA) AF kardiyak semptom sınıflamasına göre semptom sıklığı ve skoru, AF kontrolü, kardiyovasküler (KV) risk profili, AF tedavisi ve uygulanmakta olan tedavi yaklaşımlarının kanıta dayalı kılavuzlarla uyumu değerlendirildi.
Bulgular: Vizit gününde sinüs ritmi (%10.2) veya kalp hızının (KH) ≤80 vuru/dakika (%29.2) olduğu AF şeklinde olmak üzere AF kontrolü hastaların %39.4’ünde mevcuttu. Kalıcı AF (%56.0) en sık gözlenen AF tipi olup, semptomlar V0 öncesi (%78.8) veya V0 esnasında (%56.5) olmak üzere hastaların %89.2’sinde tespit edildi. Yaş (%72.4) ve hipertansyion (%70.0) en önemli KV risk faktörleri olarak saptandı. Hız ve ritm kontrol stratejilerinin kayıt vizitinde hastaların sırasıyla %76.5 ve %19.2’sinde seçildiği belirlendi. Ort. (SS) EQ-5D skorları VAS için 63.1 (19.8) iken yararlanım endeksi için 0.62 (0.4) olarak bulundu.
Sonuç: Uluslararası, gözlemsel, kesitsel ve öncü çalışma niteliğindeki REALISE AF çalışmasına Türkiye’den katılan AF’li hastaların gerçek yaşamdaki tedavi uygulamalarını yansıtan bu çalışmada, AF kontrolünün optimal düzeyde sağlanamadığı ve bu durumun hastalarda semptom sıklığı, fonksiyonel bozukluk ve yaşam kalitesi değişimlerinin yanı sıra KV olaylar nedeni ile hastanaye başvuru ve müdahale gereksiniminde artışa yol açtığı tespit edilmiştir.
Objectives: To assess control of atrial fibrillation (AF) and cardiovascular (CV) risk profile of AF patients with previously established AF therapies.
Study design: A total of 510 patients (mean (SD) age, 67.1 (12.3) years, 55.1% females) enrolled from 40 centers across Turkey were evaluated on a single-visit basis in terms of patient demographics, characteristics of underlying AF, the frequency and scoring of symptoms according to European Heart Rhythm Association AF cardiac symptoms classification, control of AF, cardiovascular (CV) risk profile, AF treatment and the consistency of current therapeutic practice with evidence-based guidelines.
Results: AF was controlled in 39.4% of patients based on sinus rhythm on the day of visit (10.2%) and AF with HR ≤80 bpm (29.2%). Permanent AF was the most commonly identified type of AF (56.0%). Symptoms were evident in 89.2% of patients either before V0 (78.8%) or at V0 (56.5%). Age (72.4%) and hypertension (70.0%) were the leading CV risk factors. Rate-control and rhythm-control strategies were chosen in 76.5 and 19.2% of patients at the enrollment visit. Mean (SD) of EQ-5D scores for VAS and for single index utility were 63.1 (19.8) and 0.62 (0.4), respectively.
Conclusion: In this real life survey of AF patients from Turkey participating in the global contemporary, international, observational, cross-sectional REALISE AF survey, AF was determined to be not optimally controlled, leading patients to experience frequent symptoms, functional impairment and altered QoL,as well as frequent hospital admissions for cardiovascular events and a high requirement for procedures.

CASE REPORT
12.Double cardiac pseudoaneurysm in a postoperative patient
Tahereh Davarpasand, Ali Hosseinsabet
PMID: 25655854  doi: 10.5543/tkda.2015.06777  Pages 75 - 77
Mitral kapak ve aort kökü replasmanından sonra mitral-aortik intervalvüler psödoanevrizma nadir görülen bir komplikasyondur. Mitral kapak replasmanından sonra sol ventrikül psödoanevrizması da seyrek görülen bir komplikasyondur. Burada, başvurusundan altı yıl önce Bentall operasyonu ve mitral kapak replasmanı geçirmiş, transözofageal ekokardiyografide sol ventrikülde iki adet psödoanevrizma ve mitral-aortik intervalvüler fibroz saptanan 48 yaşındaki bir kadın hastayı tanımlıyoruz.
A mitral-aortic intervalvular fibrosa pseudoaneurysm is a rare complication after aortic and mitral valve replacement and aortic root replacement. A left ventricular pseudoaneurysm after mitral valve replacement is also a rare complication. Here, we describe a 48-year-old woman with a history of a Bentall operation and mitral valve replacement 6 years before, presenting with double pseudoaneurysms in the left ventricle and mitral-aortic intervalvular fibrosa, detected via transesophageal echocardiography.

13.Dasatinib-induced pulmonary hypertension in acute lymphoblastic leukemia: case report
Gülten Taçoy, Atiye Çengel, Zübeyde Nur Özkurt, Sedat Türkoğlu
PMID: 25655855  doi: 10.5543/tkda.2015.41763  Pages 78 - 81
Pulmoner hipertansiyon (HT) ortalama pulmoner arter basıncının 25 mmHg’nin üzerine çıktığı patolojik durumdur. Pulmoner arteriyel hipertansiyon ise prekapiller pulmoner HT tipi olup, farklı etiyolojik nedenlere bağlı ortaya çıkan, benzer patolojik ve klinik bulgulara neden olan hayatı tehdit eden, pulmoner vasküler direncin yükselmesi ile karakterize bir durumdur. Dasatinib ikili Src/Abl kinaz inhibitörüdür ve imatinibe göre BCR/ABL kinaz afinitesi daha yüksektir ve kronik myelositik lösemide ve Filadelfiya kromozomu pozitif olan akut lenfoblastik lösemide (ALL) kullanılmaktadır. Biz ALL tedavisinde dasatinib kullanımına bağlı olarak pulmoner HT gelişen ve bosentan kullanımı ile düzelen olguyu tartışmayı amaçladık.
Pulmonary hypertension (PHT) is a pathological condition determined as an increase in mean pulmonary arterial pressure ≥25 mmHg. Pulmonary arterial hypertension (PAH) is precapillary PHT and a life-threatening disease group which consists of different etiologies with the same pathological and clinical findings, and which is characterized by elevated pulmonary vascular resistance. Dasatinib is a dual Src/Abl kinase inhibitor associated with higher affinity for BCR/ABL kinase than imatinib, and is used in the treatment of chronic myelocytic leukemia and Philadelphia chromosome positive acute lymphoblastic leukemia (ALL). We describe a case with ALL, in whom dasatinib treatment induced PAH, and who recovered with bosentan treatment.

14.Successful transvenous lead extraction using the Evolution System in a 17-kg child
Yakup Ergül, İsa Özyılmaz, Alper Güzeltaş, Hasan Tahsin Tola
PMID: 25655856  doi: 10.5543/tkda.2015.65188  Pages 82 - 85
Lead çıkarma işlemleri ile ilgili yeni teknikler gelişmesine rağmen, çocuk hastalarla ilgili bilgiler sınırlı olup işlem başarısızlığı ve ciddi komplikasyon riski hala çok yüksektir. Bu yazıda, beş aylıkken ameliyat sonrası AV tam blok nedeniyle başka bir merkezde transvenöz tek odacıklı ventriküler pacemaker yerleştirilmiş olan yedi yaşındaki çocukta büyümeyle ilişkili lead gerilmesi, mekanik basıyla ilişkili önemli triküspit yetersizliği gelişmesi ve aynı zamanda bataryanın bitmesi nedeniyle pacemaker ve lead çıkarılıp eş zamanlı “SelectSecure lead” içeren çift odacıklı pacemaker yerleştirilen hasta sunuldu. Doğumsal kalp hastalığı olan çocuk hastalarda lead çıkarma işlemi düşük kiloda bile Evolution Sistemi kullanılarak yapılabilir. Led çıkarıldıktan sonra yeni lead olarak SelectSecure lümensiz ince lead kullanımı ile venöz obstrüksiyon riski azaltılabilir gibi görünmektedir.
Despite technological advancements in the field of pacemaker lead extraction, available data on pediatric patients is limited, and risk of failure and severe complications remains high. In this report, we present the case of a male patient who, at five months old, had been transvenously implanted with a single-chamber ventricular pacemaker due to complete atrioventricular block. At 7-year of age, the patient was referred to us with growth-related lead tension, severe tricuspid insufficiency, and weak battery. We extracted the lead using the Evolution System and replaced the unit with a dual-chamber pacemaker with a SelectSecure lead. This new system can be used for lead extraction even in lowweight pediatric patients with congenital heart disease. Using a thin, lumenless SelectSecure lead appears to reduce the risk of venous obstruction.

15.An uncommon localization of a giant hydatid cyst presenting with cardiac tamponade
İrfan Şahin, Berk Özkaynak, Burak Ayça, Ertuğrul Okuyan
PMID: 25655857  doi: 10.5543/tkda.2015.59207  Pages 86 - 88
Kist hidatiğin kalp tutulumu nadir görülmektedir ve uzun yıllar semptomsuz kalmaktadır. Bulunduğu bölgeye bağlı olarak şikayete neden olur. Bu yazıda, yoğun perikart sıvısı ile birlikte sağ ventriküle bası yaparak tamponada neden olan dev kist hidatikli bir olguyu sunduk. Tanı transtorasik- transözofajiyal ekokardiyografi ve bilgisayarlı tomografi ile konuldu.
Cardiac involvement in hydatid cyst disease is a rare manifestation and may remain asymptomatic for years. The location of the cyst determines the presentation. In this report, we present a case of hydatid cyst presenting with massive pericardial effusion, right ventricle compression leading to cardiac tamponade. The diagnosis was established with transthoracic, transesophageal echocardiagraphy and computed tomography.

16.Implantation of a biventricular ICD in a patient with dextrocardia with situs inversus
Veysel Kutay Vurgun, Demet Menekşe Gerede, Ali Timuçin Altın, Başar Candemir, Ömer Akyürek
PMID: 25655858  doi: 10.5543/tkda.2015.05435  Pages 89 - 92
Biventriküler ICD (kalp içi defibrillator) yerleştirilmesi, kardiyomiyopatisi olan seçilmiş olgularda ani kalp ölümü riskini ve kalp yetersizliği semptomlarını azaltmak amacıyla sıklıkla kullanılan bir tedavi yöntemidir. Doğumsal kalp defektleri içinde dekstrokardiye 0.4/10000 oranında rastlanmaktadır. Dektrokardili olgularda daha sonra kardiyomiyopati gelişme riski de oldukça düşüktür. Bu yazıda, biventriküler ICD yerleştirilen kardiyomiyopatisi olan dekstrokardili bir hasta sunuldu.
In order to reduce sudden cardiac death and heart failure symptoms, biventricular implantable cardioverter defibrillator (ICD) implantation is a treatment method commonly used in selected patients with cardiomyopathy. The frequency of dextrocardia in congenital heart defects is approximately 0.4/10000. In this group, the frequency of cardiomyopathy development is rare. In this case report we present a patient with dextrocardia undergoing implantation of biventricular ICD.

17.Dislodgement of coronary stent due to rupture of stent balloon
Burak Ayça, Ertuğrul Okuyan, İrfan Şahin, Mustafa Hakan Dinçkal
PMID: 25655859  doi: 10.5543/tkda.2015.02761  Pages 93 - 94
Stentin yerinden oynaması, açılmaması, kırılması ve kaybolması gibi nadir komplikasyonlar koroner girişimler sırasında meydana gelebilir. Burada primer koroner girişim sırasında stent içindeki balonunun yırtılması nedeniyle yarım açılan ve yerinden oynayan stenti sunduk. Girişimsel bir kardiyolog bizim olgumuza benzer nadir komplikasyonlar için uyanık olmalı ve onlarla başedebilecek tecrübeye ve bilgiye sahip olmalıdır.
Rare stent complications, including dislodgement of stent, unexpanded stent, stent fracture and stent loss etc. can occur during percutaneous coronary interventions (PCI). We present a semi-expanded and dislodged stent due to rupture of stent balloon during primary PCI in this case report. An interventional cardiologist should be aware of the possibility of rare complications, such as in this case, and have enough experience and knowledge to handle them.

INVITED REVIEW
18.Heart transplantation: preoperative evaluation, perioperative management, postoperative follow-up
Tahir Yağdı, Sanem Nalbantgil, Mustafa Özbaran
PMID: 25655860  doi: 10.5543/tkda.2015.27628  Pages 95 - 108
Kalp transplantasyonu son dönem kalp yetersizliği bulunan hastaların tedavisinde altın seçenek olmuştur. Uygun verici organı sayısındaki kısıtlılığa bağlı olarak transplantasyon listesinde uzun süre bekleyen hasta sayısında artış olmuştur. Alıcı ve verici seçimi, ameliyat sürecindeki bakım ve immunsüpresif tedavi ile fırsatçı enfeksiyonların önlenmesi gibi konulardaki büyük ilerlemeler kalp transplantasyonu sonuçlarında anlamlı iyileşmeler sağlamıştır. Derlememizde bu karmaşık hastaların bakımlarına ve iyi sonuçlar elde etmek için önerilen değişikliklere dikkat çekilecektir.
Heart transplantation has, over the years, become the best treatment choice for patients with end-stage heart failure. The increase in longer waiting times among patients awaiting transplantation is due to scarcity of suitable donor organs. Major improvements in recipient and donor selection, perioperative management and postoperative follow- up such as immunosuppressive treatment and prevention of opportunistic infections have considerably enhanced the outcome of heart transplantation. This review will focus on the managements of these complex patients, as well as

HOW TO?
19.How to assess pulmonary hypertension with echocardiography?
Serpil Eroğlu
PMID: 25655861  doi: 10.5543/tkda.2015.91657  Pages 109 - 116
Abstract | Full Text PDF

CASE IMAGE
20.Endomyopericardial metastasis from laryngeal cancer
Sabahattin Gündüz, Ertuğrul Zencirci
PMID: 25655862  doi: 10.5543/tkda.2015.25488  Page 117
Abstract | Full Text PDF | Video

21.Non-invasive estimation of pericardial effusion volume by three-dimensional speckle-tracking echocardiography (From the MAGYAR-Path Study)
Attila Nemes, Péter Domsik, Anita Kalapos, Tamás Forster
PMID: 25655863  doi: 10.5543/tkda.2015.20165  Page 118
Abstract | Full Text PDF

22.Multiple cardiac myxomas originating in mitral apparatus
Hakan Erkan, Gülhanım Kırış, Gülay Uzun Hekimoğlu
PMID: 25655864  doi: 10.5543/tkda.2015.93720  Page 119
Abstract | Full Text PDF | Video

23.Removal of broken lead in the extraction process using the FlexCath steerable sheath; a new technique
Mehmet Emin Kalkan, Uğur Arslantaş, Mustafa Akçakoyun, Serdar Demir
PMID: 25655865  doi: 10.5543/tkda.2015.69337  Page 120
Abstract | Full Text PDF | Video

24.Constrictive pericarditis in catheterization laboratory
Göknur Tekin
PMID: 25655866  doi: 10.5543/tkda.2015.38658  Page 121
Abstract | Full Text PDF | Video

OTHER ARTICLES
25.Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Page 122
Abstract | Full Text PDF

© Copyright 2019 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale