Turk Kardiyol Dern Ars: 40 (3)

Volume: 40  Issue: 3 - April 2012

ORIGINAL ARTICLE
1.Long pentraxin-3 measured at late phase associated with GRACE risk scores in patients with non-ST elevation acute coronary syndrome and coronary stenting
Serkan Saygı, Bahadır Kırılmaz, İstemihan Tengiz, Uğur Önsel Türk, Hicran Yıldız, Nurullah Tuzun, Emin Alioğlu, Gülden Sönmez Tamer, Ertuğrul Ercan
PMID: 22864315  doi: 10.5543/tkda.2012.90083  Pages 205 - 212
Amaç: Kararlı anjina ve ST yükselmesiz akut koroner sendrom (AKS) tanısıyla perkütan koroner girişim (PKG) yapılmış 39 hastada ardışık ölçülen “pentraxin-3” (PTX3) düzeyleri ve bu düzeylerin GRACE risk skoru ile ilişkisi incelendi.
Çalışma planı: Çalışmaya perkütan koroner stent takılan ST yükselmesiz AKS tanılı 17, kararlı anjina tanılı 22 olgu alındı. Tüm hastalarda girişim öncesi, girişim sonrası 8. ve 24. saatte PTX3 ölçümü için kan örnekleri alındı.
Bulgular: Kararlı anjinalı grupta diabetes mellitus ve hipertansiyonlu olgu sayısı anlamlı olarak daha yüksek iken, AKS grubunda lökosit sayısı anlamlı olarak daha yüksek saptandı. Sekizinci saat ölçülen PTX3 düzeyleri anlamlı olarak AKS grubunda daha yüksekti (p=0.003). AKS’li olgularda 24. saat PTX3 düzeyleri ile GRACE başvuru hastane içi ve 6 ay ölüm-kardiyak ölüm-ME ve GRACE taburculuk kardiyak ölüm-ME risk oranları arasında güçlü korelasyon saptandı (sırasıyla, p=0.02, R: 0.558; p=0.03, R=0,512; p=0.01, R=0,571; p=0.01, R=0.564; p=0.004, R=0.653).
Sonuç: Serum PTX3 düzeyleri koroner stent takılan AKS’li olgularda erken risk sınıflaması açısından önemli bilgiler verebilir.
Objectives: We analyzed pentraxin 3 (PTX3) levels and the relation of PTX3 levels with GRACE risk scores in 39 patients with non-ST elevation acute coronary syndrome (ACS) and stabile angina after stenting.
Study design: Seventeen patients with ACS and 22 patients with stabile angina who underwent coronary stenting were included in the study. PTX3 levels were measured serially at admission, at the 8th hour and at the 24th hour after stenting.
Results: While diabetes and hypertension were more frequent in the stabile angina group, leukocyte counts were significantly higher in the ACS group. PTX3 levels measured at the 8th hour were significantly higher in the ACS group compared to the stabile angina group (p=0.003). Strong correlations were observed between 24th hour PTX3 levels and GRACE scores calculated for risk of death and death/MI at admission (in-hospital/to 6 months), and for risk of death/MI at discharge to 6 months (R=0.571, p=0.01, R=0.564, p=0.01; R=0.558, p=0.02, R=0.512, p=0.03; R=0.653, p=0.004, respectively).
Conclusion: The serum PTX3 levels may provide important information for the early risk stratification of patients with ACS who underwent coronary stenting.

2.The importance of fragmented QRS complexes in prediction of myocardial infarction and reperfusion parameters in patients undergoing primary percutaneous coronary intervention
Sinan Altan Kocaman, Mustafa Cetin, Tuncay Kiris, Turan Erdogan, Aytun Canga, Emre Durakoglugil, Omer Satiroglu, Asife Sahinarslan, Yuksel Cicek, Ismail Sahin, Mehmet Bostan
PMID: 22864316  doi: 10.5543/tkda.2012.36937  Pages 213 - 222
Amaç: Başvuru elektrokardiyogramlarında (EKG) sıklıkla görülen, dar ya da geniş QRS yapısı olan QRS kompleks fragmantasyonları (fQRS) artmış morbidite ve mortalite ile ilişkilidir. FQRS ve kardiyak fibroz arasındaki sebepsel ilişki bilinmektedir, fakat primer perkütan koroner girişim (p-PKG) öncesi ve sonrası fQRS’nin miyokart enfarktüsü ve reperfüzyon parametreleri ile ilişkisi şimdiye kadar incelenmedi.
Çalışma planı: Çalışmaya p-PKG’ye giden 184 ardışık ST yükselmeli miyokart enfarktüslü (STEMI) hasta alındı. p-PKG öncesi ve sonrası EKG’lerde fQRS varlığı ya da yokluğu ve p-PKG ile fQRS değişimi araştırıldı. Ek olarak, fQRS’in bağımsız öngörücüleri ayrıca araştırıldı. Anlamlı organik kapak hastalığı olan, 120 ms ve üzerinde QRS süresi olan ve de kalıcı kalp pili olan hastalar çalışmadan dışlandı.
Bulgular: Başvuru EKG’sinde fQRS’i olan hastalar olmayan hastalar ile karşılaştırıldığında daha yüksek lökosit sayılarına (p=0.001), daha yüksek CK-MB (p=0.001) ve troponin (p=0.005) düzeylerine, uzamış ağrı balon sürelerine (p=0.004), daha yüksek Killip skorlarına (p<0.001), uzamış QRS süresine (p<0.001), daha yüksek Gensini skoru (p<0.001) ve EKG’de daha sık Q dalgasına sahipti. Ek olarak, bu hastalar proksimal LAD’de bir lezyon ile ilişkili anteriyor bölge enfarktüsü ve daha geniş tehdit altında bir miyokarda sahipti (p<0.001). fQRS, p-PKG öncesinde ve sonrasında enfarktüs ve miyokardiyal reperfüzyon ile anlamlı bir şekilde ilişkiliydi. STEMI seyrinde başvuru EKG’sinde fQRS’in yokluğu artmış ST rezolüsyonunu, QRS süresinde daha belirgin bir azalma ve daha iyi bir miyokart reperfüzyonunu öngördü.
Sonuç: FQRS daha büyük tehdit altındaki iskemik ya da nekroze olmuş miyokardı olan yüksek kardiyak riskteki hastaların tanımlanmasında yararlı olabilir.
Objectives: The QRS complex fragmentations (fQRS) frequently seen on admission electrocardiograms (ECGs) with narrow or wide QRS complex are associated with increased morbidity and mortality. The causative relationship between fQRS and cardiac fibrosis is known, but the relation of fragmented QRS before and after primary percutaneous coronary intervention (p-PCI) with myocardial infarction and reperfusion parameters has not been studied until now.
Study design: The study included 184 consecutive patients with ST elevation myocardial infarction (STEMI) who underwent p-PCI. Presence or absence of fQRS on pre- and post-PCI ECGs and its change following PCI were investigated. In addition, independent predictors of fQRS were also investigated. Patients with significant organic valve disease and patients having any QRS morphology with QRS duration ≥120 ms as well as patients with permanent pacemakers were excluded from the study.
Results: Patients with fQRS on admission ECG had higher leukocyte counts (p=0.001), higher CK-MB (p=0.001) and troponin levels (p=0.005), increased pain to balloon time (p=0.004), higher Killip score (p<0.001), prolonged QRS time (p<0.001), higher Gensini score (p<0.001) and more frequent Q waves on ECG (p<0.001) in comparison to patients with non-fragmented QRS. In addition, these patients usually had an infarction of anterior territory related to a lesion in proximal LAD and wider jeopardized myocardium (p<0.001). fQRS was significantly related to infarction and myocardial reperfusion parameters before and after p-PCI. In the setting of STEMI, absence of fQRS on admission ECG predicted increased ST resolution, higher reduction in QRS duration, and better myocardial reperfusion.
Conclusion: FQRS may be useful in identifying patients at higher cardiac risk with larger areas of ischemic jeopardized or necrotic myocardium.

3.Increased leucocyte count could predict coronary artery calcification in patients free of clinically apparent cardiovascular disease
Levent Korkmaz, Selim Kul, Ayça Ata Korkmaz, Ali Rıza Akyüz, Mustafa Tarık Ağaç, Hakan Erkan, Zeydin Acar, Adem Adar, Muslihittin Emre Erkuş, Şükrü Çelik
PMID: 22864317  doi: 10.5543/tkda.2012.37801  Pages 223 - 228
Amaç: Yapılan çeşitli çalışmalarda, enflamasyonun ateroskleroz gelişiminde önemli bir rol aldığı ve enflamatuvar sürecin aynı zamanda koroner arter kalsifikasyonu (KAK) ile de ilişkili olabileceği gösterilmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, belirgin kardiyovasküler hastalığı olmayan hastalarda lökosit sayısı ile KAK arasındaki ilişkiyi ve artmış lökosit sayısının subklinik aterosklerozun bir göstergesi olup olamayacağını araştırmaktır.
Çalışma planı: Kardiyovasküler hastalığı olmayan ardışık 284 hasta (156 erkek, 128 kadın) çalışmaya alındı. KAK bilgisayarlı kardiyak tomografi ile değerlendirilidi. Lökosit sayısı rutin kan incelemesi yoluyla ölçüldü.
Bulgular: Lökosit sayısı, KAK olanlarda olmayanlara göre anlamlı olarak yüksek bulundu (7.87±1.85 ve 6.01±1.84; p<0.001). Lojistik regresyon analizde lökosit sayısı (odds oranı [OO]: 1.7, %95 güven aralığı [GA]: 1.3-2.1), sigara içimi (OO: 2.4, %95 GA: 1.2-4.6) ve yaş (OO: 1.2, %95 GA: 1.1-2.3) KAK’nin bağımsız öngördürücüleri olarak bulundu. Lökosit sayısı ile KAK arasında anlamlı ilişki saptandı (r=0.57, p<0.001).
Sonuç: Lökosit KAK gelişiminde önemli rol oynayabilir ve artmış lökosit sayısı subklinik aterosklerozun göstergesi olabilir.
Objectives: Several studies have demonstrated that inflammation plays a major role in the development of atherosclerosis and that the inflammatory process might also be involved in coronary artery calcification (CAC). The main purpose of this study was to investigate the relation between leucocyte count and CAC and to determine whether a higher leucocyte count could indicate subclinical atherosclerosis in patients without overt cardiovascular disease.
Study design: A total of 284 consecutive patients (156 men, 128 women) without established cardiovascular disease were enrolled. CAC was measured using cardiac computed tomography. Leucocyte count was measured via routine blood examination.
Results: Patients with CAC had higher leucocyte counts compared to those without calcification (7.87±1.85 vs. 6.01±1.84; p<0.001). Logistic regression analysis identified the following as independent predictors of CAC: leucocyte count (odds ratio [OR]: 1.7, 95% confidence interval [CI]: 1.3-2.1), smoking (OR: 2.4, 95% CI: 1.2-4.6) and age (OR: 1.2, 95% CI: 1.1-2.3). There was also a significant correlation between CAC and leucocyte count (r=0.57, p<0.001).
Conclusion: We demonstrated that leucocytes may play an important role in the evolution of CAC and may be used in the detection of subclinical atherosclerosis in asymptomatic subjects.

4.Impact of severity of congenital heart diseases on university graduation rate among male patients
Emin Evren Özcan, Alaattin Küçük
PMID: 22864318  doi: 10.5543/tkda.2012.21549  Pages 229 - 234
Amaç: Erişkin yaşa ulaşmayı başaran doğumsal kalp hastalarının (DKH) sağlıklı bireyler kadar yükseköğrenim görme başarısına ulaşma durumları araştırıldı. Aynı zamanda, hastalık ciddiyeti, ameliyat olma durumları ve ameliyat yaşının bu başarıya etkisi değerlendirildi.
Çalışma planı: Ocak 2005-Mayıs 2007 tarihleri arasında kardiyoloji kliniğinde DKH nedeni ile sağlık kuruluna çıkarılan 145 hasta alındı. Hastalıkların ciddiyeti “32. ACC Bethesda Conference Task Force 1”e göre sınıflandırıldı, hastalar hafif (Grup 1) ve orta+ciddi (Grup 2) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki gruptaki hastaların yüksek öğrenim oranları kendi aralarında ve aynı zamanda askerlik şubelerine başvuran sağlıklı bireylerle karşılaştırıldı.
Bulgular: DKH’nin üniversite mezunu olma oranları sağlıklı bireylerden anlamlı olarak düşüktü (%13.1 ve %20.7, p=0.01). Ciddiyetlerine göre iki gruba ayrılan hastalar sağlıklı bireylerle ayrı ayrı karşılaştırıldığında da sonuç olumsuzdu (Grup 1, %16.4, p=0.01; Grup 2, %9.7, p<0.001). Grup 1’de yüksek öğrenim oranları görece yüksek olmakla birlikte iki grup arasındaki fark anlamlı değildi (p=0.23). Ameliyat olanlarla olmayanlar arasında fark saptanmadı (p=0.58). Yükseköğrenim mezunu olan grubun ortalama ameliyat yaşı olmayan gruba göre anlamlı yüksekti (p=0.02).
Sonuç: Ülkemizde doğuştan kalp hastalığı ile doğmak, ileride yükseköğrenim görme şansını anlamlı olarak azaltmaktadır. Eğitim düzeyi üzerine olan bu olumsuz etki hastalığın ciddiyetinden bağımsızdır. Hastalık nedeni ile ameliyat olmanın eğitim düzeyine olumsuz bir etkisi gözlenmemiştir. Daha geç yaşlarda ameliyat olanlarda yükseköğrenim mezunu olma oranı daha yüksek bulunmuştur. Bu gurubun ameliyat yaşı ortalaması ilkokulu bitirdikten sonraki yaşlara uymaktadır.
Objectives: This study examines university graduation rates among individuals with congenital heart disease (CHD) in comparison to their healthy peers. The effect of disease severity, type of surgery, and timing of surgery on graduation rate was also evaluated.
Study design: One hundred forty-five male patients with CHD at military age were enrolled in the study between the dates of January 2005 and May 2007. Severity of disease was operationalised in term of initial diagnosis (According to classification of 32th ACC Bethesta Conference Task Force 1). University graduation rates of among two groups of CHD patients (mild disease (group 1) or moderate to severe disease (group 2)) are compared to each other and to healthy peers.
Results: Patients with CHD have reduced rates of participation in higher education compared with healthy individuals (13.1% vs 20.7%, p=0.01). Furthermore, this negative effect on education participation rate is independent of the severity of disease (group 1, 16.4%, p=0.01; group 2, 9.7%, p<0.001). Although the university graduation rate was relatively higher in patients with mild disease severity, no significant difference was found between the two patient groups (p=0.23). Having an operation does not effect graduation rate (p=0.58), however greater age at the time of operation increases the likelihood of graduation (p=0.02).
Conclusion: Being born with CHD significantly reduces the chance of completing higher education. This negative impact on university graduation rate is independent of the severity of the disease. No negative effects of disease related surgery or subsequent corrective surgery on education were observed. Patients who were operated on later in life were more likely to complete university education. Mean operation age of this group corresponds to the typical age during the last year of elementary school in Turkey.

5.Alterations in pulmonary artery pressure following mitral valve replacement
Gökhan Lafçı, Adem İlkay Diken, Hikmet Selçuk Gedik, Kemal Korkmaz, Fırat Özcan, İrfan Taşoğlu, Garip Altıntaş, Kerim Çağlı
PMID: 22864319  doi: 10.5543/tkda.2012.02328  Pages 235 - 241
Amaç: İzole mitral kapak darlığı nedeniyle mitral kapak değişimi (MKD) yapılan, orta ve yüksek pulmoner arter basınçlı (PAB) hastalarda ameliyat sonrası erken hemodinami ve klinik özellikler incelendi.
Çalışma planı: Elli hasta (33 kadın, 17 erkek; ort. yaş 45.8±11.2) PAB seviyeleri ortalamasına göre iki gruba ayrıldı (Grup 1: PAB <50 mmHg; Grup 2: PAB >50 mmHg). Tanı aşamasında ve uygulama öncesi ölçülen PAB ve pulmoner kapiller tıkalı basıncı (PCWP) değerleri kaydedildi. Ameliyathanede Swan-Ganz kateteri ile ameliyat öncesi PAB ve PCWP değerleri ölçüldü. Bu ölçümler kardiyopulmoner baypas çıkışında ameliyat sonrası 1., 12. ve 24. saatte tekrarlandı. Ayrıca, olguların yoğun bakımdaki entübasyon süreleri, ameliyat öncesi ve sonrası inotropik ajan, morbidite ve mortalite verileri de değerlendirildi. Ameliyat sonrası 24. saatte ve 2. ayda transtorasik ekokardiyografi ile PAB ölçümü yapıldı.
Bulgular: Ortalama PAB’de her iki grupta da bazal değerlere göre anlamlı derecede düşüş saptandı. Grup 2’deki düşüş Grup 1’den daha fazla idi. Grup 2’nin PCWP değerlerindeki düşüş Grup I’den daha fazla idi. Ameliyat sonrası 24. saatteki ekokardiyografik ölçümlerde her iki grupta da PAB’de anlamlı derecede düşüşler görülürken, 2. aydaki ölçümlerde Grup 2’deki PAB değerleri Grup 1’e göre daha fazla düşüş gösterdi.
Sonuç: Yüksek ve orta derecedeki pulmoner arter basınçlı izole mitral darlığı olgularında, engel ortadan kalktığında pulmoner arter ve sol atriyal basınçlarda erken dönemde dahi anlamlı düşüşler saptanmıştır. Çalışmamız, cerrahiye giden yüksek PAB’li olgularda morbiditenin yüksek olduğunü göstermiştir, orta derecedeki PAB yüksekliği olan hastalarda ameliyat sonrası sonuçlarda olumsuz bir etki görülmemiştir.
Objectives: We sought to evaluate the early postoperative hemodynamics and clinical aspects in patients with moderate to severe pulmonary artery pressure (PAP) who underwent mitral valve replacement (MVR) due to isolated mitral valve stenosis.
Study design: Fifty patients (33 women, 17 men; mean age 45.8±11.2) were divided into two groups according to mean PAP levels (PAP <50 mmHg as Group I and PAP >50 mmHg as Group II). PAP and pulmonary capillary wedge pressure (PCWP) values were recorded using Swan-Ganz catheter just before the surgery in the operation theatre. These measurements were repeated after weaning from cardiopulmonary bypass, at 1, 12 and 24 hours. Intubation period in the intensive care unit, need for inotropic agents in the pre-and postoperative course, and mortality and morbidity data were also evaluated. Transthoracic echocardiography was used to measure PAP at the postoperative 24th hour and at the 2nd month after the surgery.
Results: Mean PAP decreased significantly in both groups compared with basal levels. The regression was higher in Group II than Group I. Decrease in PCWP was more significant in Group II. PAP had decreased similarly in both groups according to the postoperative 24th hour echocardiographic evaluation; however, at the postoperative second month follow-up, the decrease in PAP was more significant in Group II.
Conclusion: Pulmonary arterial and left atrial pressures significantly decreased in the early periods when the stenosis was alleviated in the isolated mitral stenosis cases with moderate or high PAP levels. This study demonstrates the increased morbidity in patients with higher PAP levels undergoing surgery. It seems that moderate PAP levels do not have a negative influence on postoperative outcomes.

6.Impact of intraoperative transesophageal echocardiography on surgical decisions in the cardiovascular operating room
İrfan Taşoğlu, Veli Yıldırım İmren, Ali Yener
PMID: 22864320  doi: 10.5543/tkda.2012.75725  Pages 242 - 250
Amaç: Kalp cerrahisi bölümünde intraoperatif transözofajiyal ekokardiyografinin (IOTEE) kullanışlılığı değerlendirildi.
Çalışma planı: Kardiyopulmoner baypas öncesi ve sonrası tüm hastalara IOTEE incelemesi yapıldı. Tüm çalışmalarda Toshiba 270 SSA modeli görüntüleme cihazı kullanıldı. IOTEE incelemesi bu konuda deneyimli iki kalp-damar cerrahı tarafından yapıldı.
Bulgular: 2001 ile 2007 yılları arasında 466 hastaya (239 erkek, 227 kadın) IOTEE uygulandı. IOTEE hastaların 182’sinde (%39) kapak patolojisi düzeltme girişimlerinde 193’ünde (%41) koroner işlemlerde, 34’ünde (%7) kapak ya da koroner baypas işleminde, 8’inde (%1.7) erişkinlerdeki doğuştan kalp hastalıkları operasyonlarında, 7’sinde (%1.5) kardiyak kitle operasyonlarında ve kalanında çeşitli farklı işlemlerde uygulandı. Değerlendirilen hastalarda, kardiyopulmoner baypas öncesi ve sonrası yapılan IOTEE incelemesi cerrahi kararı sırasıyla %14.8 ve %9.0 oranında etkiledi. En sık verilen karar mitral kapakla, sonraki ise triküspit kapakla ilgili idi.
Sonuç: IOTEE’nin kalp cerrahisi ameliyathanesinde cerrahi karar verme aşamasında çok önemli etkisi vardır. Kalp cerrahisi uygulanacak tüm kalp hastalarında IOTEE işlemin standart bir parçası olmalıdır.
Objectives: To assess the usefulness of intraoperative transesophageal echocardiography (IOTEE) in a cardiac surgery department.
Study design: Patients were examined with IOTEE before and after cardiopulmonary bypass. All studies were performed with a Toshiba 270 SSA model imaging device. All IOTEE examinations were performed by two cardiovascular surgery residents who are experienced in IOTEE.
Results: A total of 466 patients (239 men, 227 women) were examined by IOTEE from 2001 through 2007. Of these 182 (39%) were performed during correction of valvular pathologies, 193 (41%) during coronary operations, 34 (7%) during combined operations (either valvular or coronary bypass), 8 (1.7%) in adult congenital heart operations, 7 (1.5%) in cardiac mass operations, and the rest in other miscellaneous operations. TEE examinations performed before and after the cardiopulmonary bypass influenced surgical decisions by 14.8% and 9.0%, respectively. Decisions regarding the mitral valve were the most frequent followed by decisions regarding the tricuspid valve.
Conclusion: IOTEE significantly affected decision making in cardiac surgery operating room. IOTEE examination must be a standard procedure for all patients undergoing cardiac surgery.

CASE REPORT
7.Femoral vein guidance for pipe-shaped coronary sinus cannulation and epicardial left ventricular lead placement using left subclavian vein approach
Uğur Canpolat, Levent Şahiner, Kudret Aytemir, Ali Oto
PMID: 22864321  doi: 10.5543/tkda.2012.82435  Pages 251 - 254
Koroner sinüs (KS) anatomisindeki çeşitlilik sol ventrikül (SV) elektrodunun subklavyen ven yaklaşımı ile yerleştirilmesini zorlaştırabilir ya da imkansız hale getirebilir. Girişimsel ve elektrofizyolojik yöntemlerin birlikte kullanımı SV elektrodunun yerleştirilmesinde kullanılan en yeni tekniklerdir. İskemik dilate kardiyomiyopatisi (SVEF: %15, QRS: 160 msn) bulunan 52 yaşında erkek hasta, uygun ilaç tedavisine rağmen semptomatik olduğu için kardiyak resenkronizasyon tedavisi uygulanmak amacıyla hastaneye yatırıldı. Sağ ventrikül ve atriyal elektrodlar başarılı bir şekilde yerleştirildi, SV elektrodunun yerleştirilmesinde güçlük yaşandı. KS’nin pipo şeklindeki anatomik varyasyonu nedeniyle subklavyen ven yoluyla kanülasyonu rutin teknikle yapılamadı. Bu yazıda, pipo şeklindeki KS’nin transfemoral yöntem kılavuzluğunda kanülasyonu ve elektrodun subklavyen yaklaşımla epikardiyal olarak yerleştirildiği olgu sunuldu.
Variations in coronary sinus (CS) anatomy can make subclavian vein approach difficult or even impossible for LV lead delivery. A combination of interventional and electrophysiological methods is therefore the state of art technique for implantation of LV leads. A 52 year-old male patient with ischemic dilated cardiomyopathy (LVEF: 15%, QRS: 160 msec) who was symptomatic under optimal medical therapy was hospitalized for implantation of cardiac resynchronization therapy. Although right ventricular and atrial electrodes were implanted successfully, we had difficulty during placement of the left ventricular electrode. There was an anatomical variation in CS with a piped shape, which prevented cannulation from the superior approach. We describe a practical method for guidance of transfemoral route for pipe-shaped CS cannulation and epicardial placement of LV lead with superior approach.

8.Large pericardial effusion induced by minoxidil
Mehmet Cilingiroglu, Nuri Akkus, Salil Sethi, Kalgi A Modi
PMID: 22864322  doi: 10.5543/tkda.2012.63904  Pages 255 - 258
Elli üç yaşında erkek hasta artan nefes darlığı şikayetiyle başvurdu. Fizik muayenesinde dispne, takipne ve taşikardi olduğu izlendi. Ekokardiogramında bűyűk miktarda perikart efüzyonu (PE) ve pulmoner hipertansiyon (PH) vardı. Yakın zamanda hipertansiyonu için hastaya minoksidil başlanılmıştı. Minoksidile bağlı gelişen PE, diyaliz ya da diyalizde olmayan hastalarda daha önceden bildirilmiştir. PH’nin kalp tamponadı fizyolojisini etkilediği literatürde bildirilmiştir. Hastamızdaki ileri derecedeki pulmoner hipertansiyondan dolayı, kardiyak tamponadı daha iyi araştırmak için sağ kalp kateterizasyonu yapıldı. Bulgular kardiyak tamponadı desteklemedi, hasta konservatif olarak takip edildi, minoksidilin kesilmesinden sonra PE kendiliğinden azaldı.
A 53-year-old male admitted with increased shortness of breath. In the physical examination, he had dyspnea, tachycardia and tachypnea. An echocardiogram showed large pericardial effusion (PE) as well as significant pulmonary hypertension. He had been started recently on minoxidil for blood pressure control. PE was reported to occur with minoxidil treatment both in patients undergoing dialysis and those with normal renal function. Pulmonary hypertension has been reported to affect the cardiac tamponade physiology. Because of significant pulmonary hypertension in our patient, a right heart catheterization was also done, which prevented cardiac tamponade. He was treated conservatively without any intervention, and PE resolved spontaneously after discontinuation of minoxidil.

9.A sudden rise in INR due to combination of Tribulus terrestris, Avena sativa, and Panax ginseng (Clavis Panax)
Murat Turfan, Abdurrahman Tasal, Fatih Ergun, Mehmet Ergelen
PMID: 22864323  doi: 10.5543/tkda.2012.45793  Pages 259 - 261
Varfarin sodyum, protez kapak ve atriyal fibrilasyon hastalarında antitrombin ajan olarak kullanılmaktadır. Ancak ilacın etkinliğini değiştirebilen pek çok faktör bulunmaktadır. Günümüzde özellikle yazılı ve görsel medya tarafından kullanımı teşvik edilen bitkisel karışımlar bu ilacı kullanan hastalarda ani etkinlik değişimlerine yol açabilirler. Bu yazıda, Tribulus terrestris, Avena sativa ve Panax ginseng’in kombinasyonu (Clavis Panax) kullanımına bağlı ani INR yükselmesi olan iki olgu sunuldu. Aort kapak replasmanı (olgu 1) ve atriyal fibrilasyon (olgu 2) nedeniyle varfarin kullanan iki hasta rutin kontrollerinde INR değerlerinin çok yüksek olması üzerine hastaneye yatırıldı. Hastalardan son bir aydır “Panax” isimli bitkisel ilacı kullandıkları öğrenildi. Her iki hastada da etkileşime girecek başka bir ajan ya da diyet değişikliği saptanmadı. Aktif kanama izlenmeyen hastalar, söz konusu ilaç kesilip yeniden varfarin dozu ayarlandıktan sonra taburcu edildi.
Warfarin sodium is an antithrombin agent used in patients with prosthetic valve and atrial fibrillation. However, there are many factors that can change the effectiveness of the drug. Today, herbal mixtures promoted through targeted print and visual media can lead to sudden activity changes in patients using warfarin. In this case report we will present two cases with a sudden rise in INR due to using combination of Tribulus terrestris, Avena sativa and Panax ginseng (Panax Clavis). Two patients who used warfarin due to a history of aortic valve replacement (case 1) and atrial fibrillation (case 2) were admitted to the hospital due very high levels of INR detected during routine follow-up. Both patients had used an herbal medicine called ‘’Panax’’ during the last month. The patients gave no indication regarding a change in diet or the use of another agent that might interact with warfarin. In cases where active bleeding could not be determinated, we terminated the use of the drug and re-evaluated dosage of warfarin before finally discharging the patient.

10.Acute anterior myocardial infarction presented with cardiogenic shock in a patient on herbal medication
Hakan Güneş, Zekeriya Küçükdurmaz, Hekim Karapınar, İbrahim Gül
PMID: 22864324  doi: 10.5543/tkda.2012.29559  Pages 262 - 264
Bitkisel ilaçların kontrolsüz kullanımı, ölüm dahil ciddi komplikasyonlara neden olan sorunlara yol açabilir. “Panax”ın içerdiği sponinler aracılığı ile hipokolestromik, antikarsinojenik, antienflamatuvar, antimikrobiyal ve içerdiği “panax ginseng” ile pozitif inotropik etkileri hakkında bilgiler vardır. Ancak, bununla beraber hipokolestromik etkisinin ikincil düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) düzeyini arttırdığı, kronik kullanıcılarda hipertansiyonla giden “ginseng abuse sendromu” tanımlanması ile birlikte hipotansif etkilerinin de olduğu klinik çalışmalarda gösterilmiştir. Bu yazıda, tipik anjina pektoris tanılı ve önerilen koroner anjiyografiyi reddeden erkek hasta sunuldu. Panax kullanan hasta yaygın anterior miyokart enfarktüsü ve kardiyojenik şokla acil servise başvurdu. Hasta uygun tedavi sonrası taburcu edildi.
Uncontrolled usage of herbal medications may cause problems that can lead to serious complications, including death. Panax is thought to have hypocholesterolemic, anticarcinogenic, antiinflammatory, and antimicrobial effects via its saponin ingredient and positive inotropic effects via its panax ginseng effect. However, clinical studies have shown that it can increase the low-density lipoprotein (LDL) levels secondary to its hypocholesterolemic effect, have a hypertensive effect in chronic users via ginseng abuse syndrome, and also have hypotensive effects. Here, we present a case with typical angina pectoris in which coronary angiography was suggested but refused. The male patient initiated panax therapy and presented to our emergency department with diffuse anterior myocardial infarction and cardiogenic shock, and was discharged after appropriate therapy.

11.Three case reports of the use of herbal combinations resulted in stent thrombosis: herbal combinations; friend or foe?
Mehmet Akif Vatankulu, Abdurrahman Tasal, Ercan Erdogan, Ömer Göktekin
PMID: 22864325  doi: 10.5543/tkda.2012.84565  Pages 265 - 268
Son yıllarda bitkisel karışımlarla oluşturulan tedavilerin dünyada ve ülkemizde de kullanımı ciddi boyutta yaygınlaşmıştır. Özellikle ateroskleroz ve tromboz üzerine etkili olduğu belirtilen içeriğinde Tribulus terrestris (TT), Avena sativa (AS) ve Panax Ginseng (PG) bulunan bitkisel karışımlar koroner arter hastaları tarafından kullanılmaktadır. Bu yazıda, antiagregan tedavilerle birlikte TT, AS ve PG’den oluşan bitkisel karışımı kullanmakta iken, başvurduğunda akut koroner sendrom tanısı konan üç koroner stentli olgu sunuldu. Göğüs ağrısı şikayeti ile başvuran 45 yaşında erkek hastanın yapılan koroner anjiyografisinde, yaklaşık bir yıl önce sol ön inen arter lezyonuna uygulanmış olan stentin tam tıkalı olduğu görüldü. Stent içine balon işlemi uygulanarak tam açıklık sağlandı. İkinci hasta göğüs ağrısı şikayeti ile başvuran 53 yaşında kadın idi. Yapılan koroner anjiyografisinde üç ay önce uygulanan stentin tam tıkalı olduğu görüldü. Stent içi balon uygulanan damarda tam açıklık sağlandı. Üçüncü hasta ise göğüs ağrısı ile başvurdu. Yapılan koroner anjiyografisinde üç ay önce sirkumfleks artere uygulanan stent içi %98 darlık geliştiği görüldü. Bu hastaya da stent içi balon işlemi uygulandı. Üç hastanın da son üç aydır ikili antiagregan tedavilerine ek olarak içeriğinde TT, AS ve PG bulunan bitkisel karışımları kullandığı öğrenildi. Hastalar, ikili antiagregan tedavi ile beraber bu bitkisel karışımı kullanmamaları önerilerek çıkarıldı. Sonraki dört aylık takiplerinde herhangi problem gözlenmedi. İkili antiagregan tedavi altında iken gelişen stent trombozları hastaların eşzamanlı kullanmış oldukları TT, AS ve PG’nin klopidogrel ile etkileşmeleri sonucu ortaya çıkmış olabilir.
Nowadays, herbal combinations are commonly used in Turkey and around the world. In particular, an herbal combination including Tribulus terrestris (TT), Avena sativa (AS), and Panax Ginseng (PG), which may be effective in treatment of atherosclerosis and thrombosis, is used by patients with coronary artery disease. In this paper, we will report three cases with coronary stents who were diagnosed with acute coronary syndrome while using this herbal combination of TT, AS and PG together with anti-aggregant medications. A 45-year-old man presented with chest pain and coronary angiography confirmed a total occluded stent in left anterior descending artery which was implanted a year ago. Balloon dialation was performed to dilate the stent, resulting in full opening of the vessel. The second case, a 53-year-old woman, was admitted to the hospital with chest pain. Coronary angiography confirmed a total occluded stent, which had been implanted three months ago. A balloon was performed to dilate the stent and it was fully opened. The third case, a 62-year-old man, presented with chest pain. Coronary angiography was performed and there was a 98% stenosis of the circumflex stent, which was implanted three months ago. A balloon was performed to dilate the stent and it was fully opened. It was learnt that all three patients had used the same herbal combination (TT, AS and PG) with dual anti-aggregant therapy for three months ago to presentation in the clinic. Patients were discharged with the suggestion not to use this herbal combination with dual anti-aggregant therapy. There were no problems during the four month follow-up period. Stent thrombosis may be caused by interactions between herbal combination (TT, AS and PG) and clopidogrel in these patients under dual antiaggregant therapy.

12.Two cases of acute coronary syndrome after intake of Clavis Panax
Aslı İnci Atar, Okan Er, Abdullah Güven, Beyhan Eryonucu
PMID: 22864326  doi: 10.5543/tkda.2012.31032  Pages 269 - 275
Aterosklerotik kalp hastalığı günümüzde epidemi halini almıştır. Ölüm ve hastaneye yatışların en sık nedenlerinden biri durumundadır. Bu nedenle hastalığı kontrol altına almak veya iyileştirmek amacıyla birçok yol denenmekte, bilimsel yöntemlerden başka alternatif tıp yöntemlerine de sıklıkla başvurulmaktadır. Ancak, bitkisel gıda takviyeleri ve bitki kökenli maddelerin etkin dozları, metabolizmaları, ilaç etkileşimleri ile ilgili yeterli veri yoktur. Bu yazıda, akut miyokart enfarktüsü (ME) ile başvuran iki hasta sunuldu. İlk hasta akut inferiyor ME ile hastaneye kabul edildikten sonra, primer perkütan koroner girişime (PKG) alınarak sağ koroner artere (RCA) stent yerleştirildi. Sol ön inen arterde (LAD) %50 darlık saptandı. Klinik izleminde atipik göğüs ağrıları olan hasta 6 ay sonra ST yükselmesiz ME (NSTEMI) ile yatırıldı. Koroner anjiyografide RCA’da stent restenozu, LAD’de trombotik %90 darlık saptandı. Hasta cerrahi revaskülarizasyona yönlendirildi. İkinci olgu akut inferiyor ME ile kabul edildi ve tıkalı sirkumfleks artere PKG uygulandı. Hasta 2 ay sonra NSTEMI ile başvurdu, stent restenozu ve diğer lezyonlarında ilerleme saptandı, cerrahi revaskülarizasyon önerildi. Her iki hastanın da piyasada Clavis Panax adıyla satılan, içeriğinde panax ginseng, çoban çökerten (Tribulus terrestris) ve yulaf olan ürünü kullandıkları öğrenildi. İnsanlarda ilaç etkileşimleri ve yan etkileri konusunda bilgi olmayan bitkisel karışımların kullanımı ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu konuda ileri araştırmalara ihtiyaç vardır.
Atherosclerotic cardiovascular disease is an epidemic in today’s world. It is one of the most common causes of hospitalization and death. Therefore, remedies to control or heal the disease are continuously sought. In addition to scientifically researched therapies, patients frequently utilize alternative medicine. However, effective and toxic doses, metabolisms, and drug interactions of the herbs and herbal nutrition supplements are largely unknown. Herein, we present two cases with acute coronary syndrome. The first case was admitted with a diagnosis of acute inferior myocardial infaction (MI) and a stent was implanted to the occluded right coronary artery (RCA). There was a 50% stenosis in his left anterior descending artery (LAD). He was admitted with a diagnosis of non-ST elevation MI (NSTEMI) 6 months later. In the coronary angiogram, there was stent restenosis in RCA, the lesion in LAD had become thrombotic and progressed to a stenosis of 90%. He was referred to surgical revascularization. The second case was admitted for acute inferior MI and a stent was implanted to the occluded circumflex artery. Two months later, he was hospitalized for NSTEMI. Progression of coronary plaques to stenosis and stent restenosis was detected and he was referred to surgical revascularization. Both patients used the product sold as Clavis Panax, which contains panax ginseng, tribulus terrestris, and oat, after their first coronary intervention. Intake of a mixture of plant extracts may have serious consequences in humans as drug interactions and side effects are unknown.

REVIEW
13.Problems in cardiology specialty training in Turkey
Armağan Altun
PMID: 22864327  doi: 10.5543/tkda.2012.03366  Pages 276 - 281
Ülkemizde Kardiyoloji Uzmanlık Eğitimi, “1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun” ve bu kanunun 9’uncu maddesine göre yayınlanan “Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği”ne uygun olarak yapılması gerekmektedir. Ülkemizde Kardiyoloji Uzmanlık Eğitimi süresi 4 yıl olarak belirlenmiştir. Avrupa Kardiyoloji Derneği (ESC), Avrupa Uzman Hekimler Birliği (UEMS) ve Avrupa Kardiyoloji Seksiyonu Vakfı (ECSF) Kardiyoloji alanında uzmanlık eğitimi süresini 6 yıl olarak belirtmektedir. Bu nedenle, ülkemizde süre kısalığına bağlı Kardiyoloji uzmanlık eğitiminde yetersizlik ortaya çıkmaktadır. Bu yazıda, Türkiye’deki Kardiyoloji Uzmanlık Eğitimi sorunları değişik başlıklar altında ele alındı.
Cardiology Specialty Training in our country should be made in accordance with the law numbered 1219 on the Practice of Medicine and Related Arts, and according to the Medical and Dental Specialist Training Regulation which is published according to the 9th article of this law. The duration of Cardiology Specialist Training has been defined as 4 years in our country. The European Society of Cardiology (ESC), European Union of Medical Specialists (UEMS), and the European Cardiology Section Foundation (ECSF) define the duration of Cardiology Specialist Training as 6 years. Therefore, insufficient Cardiology residency training occurs in our country due to the shortened length of time. In this report, the problems of the Cardiology Specialist Training in Turkey will be addressed under different headings.

CASE IMAGE
14.Case images A papillary fibroelastoma arising from the tricuspid valve
Ahmet Kaya, Turgay İsik, Mustafa Kurt, Ibrahim Halil Tanboga
PMID: 22864328  doi: 10.5543/tkda.2012.56688  Page 282
Abstract | Full Text PDF

15.Left ventricular outflow tract to left atrial fistula after aortic valve replacement
Uğur Canpolat, Hamza Sunman, Kudret Aytemir, Ali Oto
PMID: 22864329  doi: 10.5543/tkda.2012.96630  Page 283
Abstract | Full Text PDF | Video

16.An 8 French introducer embolized into the patient’s femoral vein
Osman Baspinar, Bedri Aldudak, Ahmet Irdem
PMID: 22864330  doi: 10.5543/tkda.2012.06691  Page 284
Abstract | Full Text PDF

17.Bilateral coronary-to-pulmonary artery fistulas
Fatih Altunkaş, Metin Karayakalı, Kerem Özbek, Orhan Önalan
PMID: 22864331  doi: 10.5543/tkda.2012.57255  Page 285
Abstract | Full Text PDF

18.Coexistence of discrete subaortic stenosis and unruptured sinus Valsalva aneurysm obstructing the right ventricular outflow tract
Zafer Işılak, Ömer Uz, Ejder Kardeşoğlu, Mehmet Uzun
PMID: 22864332  doi: 10.5543/tkda.2012.58709  Page 286
Abstract | Full Text PDF

OTHER ARTICLES
19.Relations between professional medical associations and the healthcare industry, concerning scientific communication and continuing medical education / A policy statement from the European Society of Cardiology (ESC) (December 2011)

Pages 287 - 290
Abstract | Full Text PDF

20.Answers of Specialist
Murat Özdemir
Page 291
Abstract | Full Text PDF

21.Commet on cardiology publications
Ertan Ural
Page 292
Abstract | Full Text PDF

© Copyright 2019 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale