Turk Kardiyol Dern Ars: 32 (9)

Volume: 32  Issue: 9 - December 2004

1.
Yayın Kurulu Olarak TKD Arşivi'ni Devrederken: Makale İşlemleri Artık İnternetten
Altan Onat
Page 595
Abstract | Full Text PDF

2.Strategies for Cardiovascular Prevention Related to a National Cardiac Health Policy
Altan ONAT
Pages 596 - 602
Türk halkı için kalp-damar sağlığı alanında rasyonel politika geliştirebilmek amacıyla, korunma strateji seçenekleri bu yazıda ele alınmıştır. Birey (yüksek risk) stratejisi ile popülasyon stratejisinin birlikte yürütülmesi önerilirken, temelde TEKHARF Çalışması verilerinden hareketle yetişkinlerimizde başlıca risk faktörlerinin popülasyona atfedilebilecek risk tahmini yapılmıştır. Hedef kitlelerin belirlenmesinde, 40 yaş üzerindeki erkek ve 45 yaş üzerindeki kadınlara odaklanmak suretiyle hedef daraltılabilir. Türk erişkinlerinin risk profilinde pratikte önem taşıyan bazı farklılıkların varlığına dayanarak, metabolik sendrom, abdominal obezite ve total kolesterol normlarında uluslararası kılavuzlara ek olarak bazı ayarlamaların ulusal kılavuzlarımıza girmesinde yarar vardır. Devletin kalp-damar sağlığını korumaya önem ve öncelik vermesinin orta vadede çok verimli olacağına ve bunun vazgeçilmez olduğuna cari hükümetlerce inanılmalı; hükumet sağlık harcamaları içinde korumaya yönelik payı artırmalı ve inandırıcı bir politika geliştirmelidir. Girişimsel ve girişimsel olmayan tedavi usulleri alanında maliyet-etkinlik kriterlerine uyulması zorunluluktur. (Türk Kardiyol Dern Arş 2004; 32: 596-602)
This article reviews the options of prevention strategies for the purpose of developing a rational policy for cardiovascular health in Turkish adults. Individual (high-risk) strategy should be combined with a population strategy, for which estimates of population-attributable risk of 7 major risk factors for our adults were provided, based on the data of the Turkish Adult Risk Factor Study. The targeted population may be narrowed to men aged ?40 and women aged ?45 years. Based on the existence of significant differences in the risk profile of Turkish from Western adults, it would be appropriate to incorporate some adjustments to the national guidelines in adopting from the international guidelines in areas of the metabolic syndrome, abdominal obesity and normal limit of total cholesterol. Governments should be convinced firmly that lending importance and priority to cardiovascular health protection is cost-effective and indispensible, and they should both raise the share of prevention within the health expenditure and develop a related convincing policy. It is also required to conform to criteria of cost-effectiveness in areas of interventional and noninterventional treatment. (Türk Kardiyol Dern Arş 2004; 32: 596-602)

DERLEME
3.Are the Parameters of Inflammation a Measure of Success of Thrombolytic Treatment in Acute Myocardial Infarction?
Mesut DEMİR, Mehmet KANADAŞI, Onur AKPINAR, Mevlüt KOÇ, Mahir AVKAROĞULLARI, Yurdaer DÖNMEZ, Murat ÇAYLI, Cumhur ALHAN, Mustafa DEMİRTAŞ, Ayhan USAL, Mustafa ŞAN, Tamer İnal
Pages 603 - 610
Akut ST yükselmeli miyokard infarktüsünde (AMİ) yetersiz koroner reperfüzyon kötü prognoz ile ilişkilidir. Bu nedenle trombolitik tedavinin yeterli reperfüzyon sağlayıp sağlayamadığının hızlı ve pratik bir yöntemle kontrol edilmesi önemlidir. Göğüs ağrısının sona ermesi ve elektrokardiyografide (EKG) yükselmiş ST segmentinde çökme olması klinikte en sık ve kolay uygulanan yöntemlerdir. Bu çalışmada akut ST yükselmeli AMİ hastalarında uygulanan trombolitik tedavinin etkinliğini saptamada trombolitik öncesi incelenen yüksek hassas C-reaktif protein (hsCRP) ve serum amiloid A (SAA) düzeylerinin yeri araştırıldı. ST yükselmeli AMİ tanısıyla kliniğimize yatırılan yaşları 28-70 arası (ortalama 54.8 ± 9.4 yıl), ardışık 42 hasta (4 kadın, 38 erkek) çalışmaya dahil edildi. Hastalardan CK-MB, Troponin T, lipid düzeyleri, hsCRP ve SAA için serum örnekleri alındıktan sonra trombolitik tedavi uygulandı. Tedavinin 0. ve 3. saatinde EKG'ler çekildi ST segment yükseklikleri değerlendirildi, %70 ve üzeri ST rezolüsyonu tam, %31-69 orta ve %0-30 hafif olarak kabul edildi. Yatışların 5. gününde hassas hsCRP ve SAA için ikinci kez serum örnekleri alındı. Koroner anjiyografileri yapıldı ve TIMI akımları değerlendirildi. Trombolitik öncesi bakılan hsCRP ve SAA düzeyleri ile ST rezolüsyonu arasında negatif bir ilişki mevcuttu ve bu ilişki 5. gün devam etmekteydi. Trombolitik öncesi bakılan hsCRP düzeyi 3.5 mg/dl'nin altında ise %67 duyarlılık ve %74 özgüllük ile ST rezolüsyonunun yeterli olacağını tahmin ederken, 7.0 mg/dl'nin üzerinde ise %70 duyarlılık ve %88 özgüllük ile rezolüsyon olamayacağını tahmin ettiği görüldü. Sonuç olarak ST yükselmeli AMİ'de trombolitik öncesi incelenen serum hsCRP düzeyi uygulanacak trombolitik tedavinin etkinliğini göstermede kullanılabilecek kolay ve güvenilir bir yöntemdir. (Türk Kardiyol Dern Arş 2004; 32: 603-610)
In the present study, we investigated the role of pre-treatment highly sensitive C reactive protein (hsCRP) and serum amyloid A (SAA) levels in predicting the success of thrombolytic treatment in patients with acute ST elevation myocardial infarction STEMI. Forty two patients (4 female and 38 male) between the ages of 28 and 70 (mean age 54.8 ± 9.4 years) treated for STEMI were included in the study. After serum samples were collected for the assessment of CK-MB, troponin T, lipids, hsCRP and SAA levels, the patients were all given thrombolytic treatment. Electrocardiography obtained at presentation and 3 hours later were evaluated. An ST segment resolution 70% and above with respect to the initial ST elevation was accepted as complete resolution, while resolution values of respectively 31-69% and 0-30% were designated as moderate and weak resolution. On their 5th day of hospitalization, a second serum sample was collected from all patients for the determination of hsCRP and SAA values. Their coronary angiography and TIMI flow patterns were also evaluated. There was an inverse relationship between the initial hsCRP and SAA levels on one hand and the ST resolution after thrombolytic treatment on the other, which persisted at the 5th day after presentation. Complete resolution was predicted with a sensitivity of 67% and a specificity of 74% in patients with hsCRP levels below 3.5 mg/dl. Conversely, for patients with hsCRP values above 7.0 mg/dl, poor ST resolution was predicted with a sensitivity of 70% and a specificity of 88%. Serum hsCRP level measured before thrombolytic therapy in patients with AMI with ST elevations is a practical and reliable method in determining the efficacy of thrombolytic treatment. (Türk Kardiyol Dern Arş 2004; 32: 603-610)

4.Assessment of Overall and Coronary Mortality Observed in the Turkish Adult Risk Factor Survey
Altan Onat, İbrahim Sarı, Mustafa Tuncer, Ahmet Karabulut, Mehmet Yazıcı, Serdar Türkmen, Yüksel Doğan, İbrahim Keleş, Vedat Sansoy
Pages 611 - 617
TEKHARF Çalışmasının temelde Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Akdeniz ve Ege bölgelerinde oturan kohortu 2004 yazında tarandı. Ölüm konusunda 1. derece akraba ve/veya sağlık ocağı personelinden bilgi alındı; yaşayanlarda bilgi edinmekten başka, fizik muayene ve 12 derivasyonlu EKG kaydı yapıldı. Yeni koroner olay tanımına, son taramadan beri gelişen fatal ve fatal olmayan miyokard infarktüsü, yeni stabil angina ve/veya miyokard iskemisi girdi. 1636 kişilik örneklemden 1036'sı muayene edildi, 514 kişi hakkında bilgi edinildi ve 26 erkek ile 18 kadının öldüğü belirlendi. Yaklaşık 3020 kişi-yılı süreli yeni rakip eklenince, toplam izlemede 39,540 kişi-yılına ulaşıldı. Ölenlerden 21'i KKH kökenli sayıldı. Katılımcılardan 31'inde yeni koroner olay gelişti. Tarama başından beri yıllık tüm ölüm oranı bin yetişkinde 10.4, koroner mortalite binde 4.0 düzeyinde bulundu. Tüm nedenli ölümler, 207 ölümün kaydedildiği kırsal kesimde bin kişi-yılı başına 11.6'ya karşılık gelirken, kentlerde bu 9.6 olarak hesaplandı (p=0.046). Yetişkinlerdeki üç büyük ölüm nedeninin tüm ölümlerdeki payı şu şekilde çıktı: koroner %39, serebrovasküler %11, kanser %24. Bu sınıflama gelişmiş ülkelerde 20 yil önce rastlanan ölüm nedeni kalıbına uyuyordu. Kırkbeş ila 74 yaş kesiminde toplam yıllık mortalite binde 15.2, KKH ölüm prevalansı binde 6 olarak gözlemlendi. Son ülke çapında taramada bu yaş kesiminde tüm ölümler ile koroner kökenli ölümler anlamlılığa ulaşmayan bir azalma eğilimi sergiledi: koroner mortalite bin kişi-yılında 5.1 'e, toplam ölümler bin kişi-yılında 13.5'e geriledi. Son iki yıllık tarama sonuçlarına göre, ölümcül olanlar dahil, yılda bin yetişkinde 11.7 sıklığına karşılık gelen 330 bin yeni koroner olay geliştiği tahminine varabiliriz. Kardiyovasküler kökenli ölümlerin yüksek bir oranda seyrettiği doğrulanmış, kadınlarda koroner mortalitenin düşme eğiliminde olduğuna, buna karşılık tüm erişkinlerde - muhtemelen nüfusun yaşlanmağa başlaması nedeniyle de -yeni koroner olaylarda artışın sürdüğüne ilişkin sonuca varılmıştır. (Türk Kardiyol Dem Arş 2004; 32: 611-617)
Findings of the Turkish Adult Risk Factor Study pertaining to coronary morbidity and mortality in the past 13.5-year period were assessed. Epidemiological methods applied were as previously described. Total fallawup amounted to 39,540 person-years, during which 410 cases of death were ascertained. Distribution of main ca u ses were coronary hem·t disease (CHD) deathin 39% and cerehrovascular in ll%. Estimated annual all-cause mortality amounted to 10.4 per mil/e, coronary mortality to 4.0 per mil/e. In the age-bracket 45-74 years, total mortality was 15.2 and coronary mortaliıy 6.0 per mille, with an insignificanttrend lawards decline in the fatter half of the period. All-cause mortality was slightly but significantly (p=0.046) tower in urban areas with 9.6 per 1000 person-years, compared to JJ .6 in rural areas. in the /ası survey in 2004, a total of31 cases of new fatal and nonfatal CHD were recorded. When results of the la st two surveys are combined, the annual rat e of new coronary event s were estimated as 11.7 per mi/le among adults aged >33 years. This pointed to a continued ri se of CH D event s in the pa st few years. In conclusion, a high ra te of cardiovascular deaths persisted among Turkish adults, but a diminishing trend of age-standardized coronary mortality was noted among women. Nonetheless, the overall ineidence of new coronary events apparently continued to rise among adults, probably al so secondary to an aging of the population.

5.Assessment of Left Ventricular Diastolic Dysfunction with a New Method: Tissue Doppler Imaging
Murat Çaylı, Ayhan Usal, Mehmet Kanadaşı, Mesut Demir, Onur Akpınar
Pages 618 - 625
Konjestif kalp yetersizliğinde ve hipertansiyonda diyastofik fonksiyon bozukluğu sık görülmektedir. Diyastolik fonksiyon bozukluğu ventriküfün normaldeki gibi düşiik dofum basmcı ile dotmaması ve bunu kompanse etmek için zamanla atriyum basıncmm artması olarak tanımlanabilir. Di yasto/ik fonksiyon bozukluğunun, gecikmiş refaksasyon, psödonormafizasyon ve restriktıf patern olmak üzere 3 evresi mevcuttur. Diyastofik fonksiyon bozukluğu tanısmda invazif ve non-invazif bir çok yöntem kullam tabilmesine karşm günümüzde en sık "klasik Pulsed wave Doppler ( PWD) yöntemi" ile mitral ve pulmoner ve n akımları mn incelemesi kullam lmaktadır. Ancak PWD yönteminin ön yükten etkifenmesi, normal ve psödonormalizasyon ayrımının tek başına yapılamaması gibi sımrfamaları nedeniyle yeni yöntemlere gereksinim duyulmaktadır. Doku Doppler inceleme (DDİ) ise nıiyokardiyumun ve mitraf onulusun sistofik ve diyastolik hıziarım ölçnıemize yarayan yeni bir uftrasonografi metodudur. Diyastolikfonksiyon DDİ ile önyükten etkilennıeden kolayca değerlendirilebilir. Bu yöntenıle PWD ile yapılamayan konstrüktif perikardit-restriktif kardiyomiyopati ayrımı, normal-psödonormafizasyon ayrım ı , atriyal fibrilasyonda diyastofik fonksiyon değerlendirilmesi kolayca yapı labilm ektedir. Bu nedenle geleneksel yöntemlere ek olarak DDİ metodunun da kullam mı önerilmektedir.
Diastofic dysfunction is frequent in patients w ith congestive heart failure and hypertension. lt can be defined as "an abnormafity of ventricufar filfing with low pressw·e !ike with normal cardiac function and compensatory increased atrial pressure". Diastofic dysfunction has 3 eliffereni categories: impaired refaxation, pseudonormafization and restrictive1Jattem. Althouglı a lot of invasive and noninvasive methods coufd be used, cfassicaf pulsed wave Doppler (PWD) method which inciuc/e mitralflow and pufmonary venousflow are the most used nıethods for assessment of diastofic dysfunction. Nonethefess, PWD is affectedfrom prefoad and the re are s ome difficufties distinction about of normal from pseudonormalization. Due to these limitations, the re is necessity of new method for accurate assesment of diasıolic dysfunction. Tissue Doppler lmaging (TDI) is a new method which alfows assessment of systolic and diastolic function of myocardiunı and mitral annufus. Diastolicfunction coufd be easify evaluated with TDI independentfy from prefoad. This method alfows differential diagnosis of diastolic dysfunction from constrictive pericarditis and restrictive cardiomyopathy and af so distinction of normal and pseudonormafization which it coufd be done by using PWD. Therefore, TDJ method recently has been repfaced to traditionaf methods.

© Copyright 2019 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale