Turk Kardiyol Dern Ars: 27 (4)

Volume: 27  Issue: 4 - May 1999

1.Summaries of Articles

Pages 196 - 200
Abstract | English Full Text

2.Investigations Total Cholesterol in Men, Cholesterol Ratio in Women Best Markers of Coronary Disease in Turkish Adults: 8-year Trends of Lipids Show Hypertriglyceridemia Rising Among Men
Altan ONAT, Ömer UYSAL, Vedat SANSOY, Beytullah YILDIRIM, Ali ÇETİNKAYA, Hüseyin AKSU, Nevzat USLU, Necmettin GÜRBÜZ, İbrahim KELEŞ
Pages 201 - 208
################
################

3.Indices of Obesity and Central Obesity in Turkish Adults: Distinet Rise in Obesity in 1990-98 More Pronounced Among Men
Altan ONAT, Beytullah YILDIRIM, Ali ÇETİNKAYA, Hüseyin AKSU, İbrahim KELEŞ, Nevzat USLU, Necmettin GÜRBÜZ, Vedat SANSOY
Pages 209 - 217
################
################

4.Morphologic Characteristics of Valve Thrombus in Patients with Prosthetic Valve Associated with Embolic Events
Cihangir KAYMAZ, Cevat KIRMA, Nihal ÖZDEMİR, Kenan SÖNMEZ, Hakan DİNÇKAL, Mehmet ÖZKAN
Pages 218 - 223
################
################

5.Evaluation of Diastolic Functions by Midventricular Flow Pattern in Left Ventricular Hypertrophies with Different Shape
Osman BOLCA, Bahadır DAĞDEVİREN, Mehmet EREN, Mustafa POLAT, Tuğrul NORGAZ, Tuna TEZEL
Pages 224 - 228
Midventriküler diyostolik fonksiyonların değerlendirilmesinde kullanılan yeni yöntemlerdendir. Bu çalışma diyastolik disfonksiyonu olan simetrik ve asimetrik sol ventrikül hipertrofilerinde (SVH ), midventriküler diyastolik akım profilindeki değişiklikleri değerlendirmek amacı ile planlandı Çalışma grubu,simetrik (n=17 ve asimetrik SVH'si (n=13); kontrol grubu (n=10) olmak üzere üç grup olarak oluşturuldu.Ekokardiyografik kayıtlardan,sol ventrikül sistol ve diyastol sonu çapları.interventriküler septum ve arka duvar diyastolik kalınlıkları,sol ventrikül kütle indeksi;PW Doppler ile alınan mitral kapak ve midventrikül kayıtlardan E ve A dalga hızları E dalgası iniş yapma,başlama (RD).zirve yapma (RE). A dalgasının zirve hızı zirve yapma (RA) ve RA sonlanma aralıkları ölçüldü. Her iki grup ile kontrol grubu arasında mitral kapak ve midventriküler seviyeden alınan E dalga hızı,RE ve RD aralıkları arasındaki fark anlamlı bulunurken (p<0,05); simetrik ve asimetrik SVH grupları arasındaki fark anlamlı bulunmadı (p>0,05).Hasta gruplarında mitral kapak seviyesine göre midventriküler seviyede RA zirve ve sonlanma aralıkları artmış olarak bulundu (p<0,05).Her iki seviyedeki DE ve DT süresi A dalga zirve hızında gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Sonuç olarak normal bireylerde mitral kapak ve midventrikülden alından diyastolik akım örnekleri anlamlı fark göstermedi.Hipertrofik ventriküllerde olduğu gibi atrial kontraksiyonun arttığı diyastolik dısfonksiyon durumlarında ise mitral kapak seviyesinden alınan örneklere göre midventrikül seviyeden alınan örneklerde özellikle geç diyastolik akım hızı ve aralıklarda anlamlı farklılık saptandı
The sampling of midventricular flow has recently begun to be utilized for the evaluation of diastolic functions. This study was planned to evaluate the changes observed on the midventricular flow pattem in patients with diastoJic dysfunction and symmetric or asymmetric left ventricular hypertrophy (L VH). The groups consisted of patients with symmetric LVH(n=l7), asymmetric LVH (n=13) and the control group (n=lO). The left ventricular end-systolic and end-diastolic diameters, interventricular septum and posterior wall diastolic thickness and left ventricle mass index were measured from echocardiographic recordings whereas E andA wave velocity, E wave deceleration time, RE (time from R wave on the electrocardiogram to peak of the Doppler E wave), RD (time onset early diastolic flow), DE (defined as the time from onset of flow to peak of E wave), the peak velocity of A wave, and the intervals between the peak (RA peak) and end (RA end) of A wave were measured by PW recordings obtained from mitral valve and midventricular level. The differences between E wave velocity, RE and RD intervals for the study groups and the control group were significant (p<0.05) whereas the differences between the symmetric and asymmetric L VH groups were not significant. The intervals RA peak and RA end of mitral valve level and midventricular level were increased in the study groups (p<0.05). There was no significant difference between DT and DE intervals and A wave peak velocity for both levels (p>0.05).Hence, the diastolic flow patterns of mitral valve and midventricular level showed no signifıcant differences in the control group, but at the diastolic dysfunction states such as hypertrophied ventricles with augmented atrial contraction, the Iate diastolic flow velocity and interyals of samples obtained from mitral valve level or midventricular level showed significant differences.

6.Comparison of Dobutamine Stress Echocardio-graphy with Myocardial Perfusion Scintigraphy for Detecting Coronary Artery Disease in Patients with Left Bundle-Branch Block
İlham TOKATLI, Serdar KÜÇÜKOĞLU, Zerrin YİĞİT, Tevfik GÜRMEN, Vedat SANSOY, Haşim MUTLU, Sinan ÜNER, Deniz GÜZELSOY
Pages 229 - 235
Çalışnıamızm anıacı sol dal blok/u (LBBB) olgularda koroner arter hastalığı (KAH) tanısmda dobutamin stres ekokardiyografi (DSE) ile diğer noninvaziv bir metod olan nıiyokard pelfiizyon sintigrafisini (MPS) karşılaştırnıaktl. 1995-1997 y1llan arasmda değişik nedenlerle kliniğimize başvuran, geçirilmiş miyokard infarktüsü, bilinen kapak hastalıği veya kardiyonıiyopatisi olmayan ve isıirahat elektrokardiyografilerinde ( EKG) konıp/et LBBB saptanan 31 ard1ş1k hasta (19 erkek, 12 kadın, yaş ortalaması : 59 ± 9) çalışmaya alındı. Tüm olgu/ara 6 ay içinde planar veya SPECT yöntemle egzersiz MPS (20 olgu ya Tc-99nı tetrofosnıin, ll olguya Tl-201 ), DSE ve koroner anjiyografi yapıldı. DSE'de istirahatte normal veya hipakinetik olan segmentlerde stres sonrası segnıenter duvar hareketlerinde veya kalın/aşmasında azalma, egzersiz MPS'de ise islirahatteki tutu/uma göre %15'den daha fazla olan geçici pe1füzyon defektieri iskemik olarak değerlendirildi. Koroner anjiyografide majör koroner arterlerde veya dallarında tümen çapına göre %50'den fazla darlık bulunan hastalar KAH'lı olarak kabul edildi. Duyarlılık, özgüllük ve tanı doğruluğu hesaplandı. Koroner anjiyografide 8 olguda KAH saptandi. Koroner arterleri normal bulunan olgulardan ikisinde yaygm sol ventrikül di~fonksiyonu ve bir olguda segmenter duvar hareket bozukluğu tespit edildi. DSE'nin KAH tanısındaki duyarlılığı %88, özgüllüğü %91 ve tam doğruluğu %90, egzersiz MPS' nin ise Sirasıyla %75, %96 ve %90 idi. Sonuç olarak LBBB olgularm KAH tanısmda DSE ile egzersiz MPS arasındafark bulunmamıştır.
The aim of this study is to compare the efficacy of dobutamine stress echocardiography (DSE) and exercise myocardial perfusion scintigraphy (MPS) for the noninvasive identification of coronary artery disease (CAD) in patients with left bıındle-branch block (LBBB). Thirty-one patients with complete, permanent LBBB (19 men, 12 women, mean age: 59±9) referred with different complaints (chest pain, shortness of breath, palpitation ete.) were evaluated prospectively. Patients with previous myocardial infarction, known to have valvular disease or cardiomyopathy were excluded. DSE, exercise MPS and coronary angiography were performed to all patients within 6 months by examiners who were blinded to other test results. Stress induced wall thickening impairment or worsening of wall motion in a normal or hypokinetic region at rest were regarded as i sche ıni a in DSE. The ischemic region was localized according to the coronary aıtery territo ı-ies. Exercise MPS was perfoı-med with Tc99m tetrofosmin in 20 patients and TI-201 in ll patients by either planar ()r SPECT methods. A reversible defect, more than 15%, at rest was considered as ischemia. The results were compared with the existence of >50% luminal diameter coronary stenosis in the angiographic examination. Eight patients (22%) had CAD in the angiographic study. Others had normal coronary arteries. Two of the normal coronary aıtery group had diffuse left ventı-icular dysfunction and one had segmenter wall motion abnormality. Sensitivity, specificity and diagnostic accuracy were 88%, 91%, and 90% respectively for DSE. Sensitivity, specificity and diagnostic accuracy were 75%, 96%, and 90% respectively forMPS. We conclude that both DSE and exercise MPS are accurate tests for the noninvasive identifıcation of CAD in LBBB patients.

7.Radiofrequency Catheter Ablation of Accessory Pathways: Results of 131 consecutive patients
Uğur Kemal TEZCAN, Hakan TIKIZ, Ahmet Duran DEMİR, Mustafa SOYLU, Sedat KÖSE, Siber GÖKSEL
Pages 236 - 243
Aksesuar yolların (AY) neden olduğu ilaç/ara dirençli supraventriküler takikardiler günümüzde radyofrekans (RF) kateter abiasyon tekniği ile etkin bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Bu teknik etkili ve güvenilir olması nedeniyle, eskiden kullanılan cerrahi girişim ve direkt akım şok tedavilerinin yerini almıştır. Bu çalışmada kliniğimizde aksesuar yol nedeniyle RF kateter ablasyonu uygulanatı 131 ardışık hastanın sonuçları verilmiştir. Hastaların 67'si erkek ve 64'ü kadındı ve yaşları 12 ile 66 arasmda değişmekteydi (ortalama 37.1±12.6). Hastaların tümünde yaşam kalitesini bozan, antiarifmik ilaç/ara iyi yanıt vermeyen paroksismal çarpıntı atakları vardı. Yüzon hastada ortodromik takikardi, 5 hastada antidromik takikm ·di, 1 hastada atriyal fıbrilasyon, 12 hastada ortodromik ve antidromik takikardi, 4 hastada ortodromik takikardi ve atriyal fıbrilasyon, 1 hastada ortodromik takikardi, antidromik takikm·di ve atriyal fıbrilasyon ve 1 hastada ise sadece atriyal fıbrilasyon klinik tabioyu oluşturmaktaydı. Aksesuar yolların 109'unda (%82) iletim aşikar ("manifest" WPW Sendromu), 24'ünde (%18) ise gizliydi ("concea/ed"). Yüzyirmidokuz hastada bir AY, 2 hastada ise iki AY bulunmaktaydı . Aksesuar yolların 73'ii (%55) sol serbest duvar, 48'i (%36) posteroseptal, Tsi (%5) sağ serbest duvar ve 5'i (%4) midseptal yerleşimliydi. Yüzotuzbir hastanın 114'ünde (%87), 133 aksesuar yolun 11 6'sında (%87) RF kateter ablasyonu başarılı oldu. İkinci bir seans uygulanan 21 hastanın dışında abiasyon işlemi tek seansta yapıldı. Ortalama RF saytsı 5±4 (1-15), RF süresi 67±43 saniye (10-240), işlem süresi 122±56 (30-240) dakika, floroskopi süresi 37±23 (10- 90) dakikaydı. İşleme bağlı olarak 3 hastada (%2.3) minimal perikardiyal effüzyon, 72 saat süren ateş ve alt ekstremile ırombofilebiti gibi minör ve girişim gerektirmeyecek .komplikasyonlar ortaya çıktı. Hastalar ortalama 22.5±12.7 ay boyunca takip edildi. Bu süre içinde 3 hastada (%2 .3) klinik nüks ortaya çıktı. Bu hastalardan birine ikinci kez başarılı abiasyon yapıldı. Diğer iki hasta ise abiasyanun tekrar edilmesini istemedi. Bu sonuçlar ile AY'lara bağli oluşan ve ilaç/ara dirençli supraventiküler takikardisi olan hastalarda RF kateter abiasyon tedavi yönteminin, ülkemizde de etkili ve güveni- tir olarak uygulanabildiği kanaatine vardık. Bu konudaki deneyimin artması ile daha yüksek başarı oranlarına erişilecektir.
Patients with supraventricular tachyarrhythmias ınediated by accessory pathways (AP) and refractory to medical therapy are treated effectively by radiofrequency (RF) catheter ablation technique. This safe and effective procedure has replaced the surgical interventions and direct current ablation previously used. Results of radiofrequency catheter ablation procedures in ı3ı consecutive patients with APs were here in reported. · Sixty.seven patients were men and 64 women with the ages ranging ı2 to 66 years (37.ı ± ı2.6). All patients had paroxysmal palpitations resistant to antiarrhythmic drugs which deteriorate their quality of the 13ı patients ll O had orthodromic 5 had antidromic AV reentrant tachycardia, ı2 had orthodromic and antidromic tachycardia, 4 had orthodromic taehyeardİa and atrial fıbrillation, ı had orthodromic tachycardia, antidromic tachycardia and atrial fıbrillation, and ı had only atrial fıbrillation. The AP conduction was manifest (WPW syndrome) in 109 patients (82%) and concealed in 24 patients (18%). There was one AP in ı29 patients and 2 APs in 2 patients. Seventy-three of the AP's (55%) were ıocated at the left free-wall, 48 (36%) were posteroseptal, 7 (5%) were right free-wall and 5 (4%) were midseptal. RF ablation w as successful in ı 14 of 13ı patients (87%) and ı ı6 of ı33 AP's (87%). The procedure was performed in one ses s i on in ı ı O patients and in 2 sessions in the remaining 2ı cases. Mean RF application number was 5 ± 4 (range ı-ı5), mean RF duration was 67 ± 43 second (range ı0-240), mean procedure duration was ı22 ± 56 minutes (range 30-240) and mean fluoroscopy duration was 37 ± 23 minutes (range ı0-90). In 3 patients (2.3%) minor complications occurred. These complications were minimal pericardial effusion, fever lasting for 72 hours and lower extremity thrombophlebitis. The patients were followed for 22.5 ± ı2 months. During this elinical recurrence was observed in 3 patients (2.3%) and successful repeat ablation was performed in one of these patients. The other two patients refused the second procedure. These results confırmed that RF ablation treatment is a safe and effective mode of treatment in patients with drug resisıant supraventricular tachyarrhythmias due to accessory pathways. Increasing experience in this area will lead to higher success rates

8.The Effects of Cisapride on Ventricular Repolarization in Children
H.Ercan TUTAR, Aydan KANSU, Ayhan Gazi KALAYCI, Semra ATALAY, Nurten GİRGİN, Ayten İMAMOĞLU
Pages 244 - 247
Gastrointestinal motiliteyi kolaylaştıran bir ilaç olan sisaprid kullanan erişkin ve çocuklarda başlıca QTc uzamasma bağlı olduğu düşünülen ciddi ventriküler disritmiler bildirilmiştir. Son yıllardaki olgu bildirilerinde bu disritmilerin sisaprid ile birlikte alınan ve sisapridin silokrom P-450 metabolizmasını inhibe eden ilaçların varlığında ortaya çıktığı vurgulanmıştır. Bu çalışmada yalnrz sisaprid tedavisi alan çocuk/arda, sisapridin ventriküler repolarizasyon üzerine olan etkileri prospektif olarak incelendi. Sisaprid tedavisi (0.8-1.2 mg/kg/gün) öncesi ve tedavinin 3., 7., günlerinde ve l. ayında 20 hastada (ortalama yaş: 6.1±4.1 yıl) 12-derivasyonlu dinienim EKG'si çekildi. EKG'lerden düzeltilmiş QT aralığı (QTc), QT ve QTc dispersiyonu (QTD, QTcD) hesaplandı. Sonuçlar 372 sağlıklı çocuğun değerleriyle karşılaştırıldı. Çalışma döneminde hiçbir hastada çarpıntı, presenkop, senkopu da içine alan herhangibir yan etki gözlenmedi. Sisaprid tedavisi öncesi ölçülen QTc, QTD ve QTcD değerleri kontrol grubundan farklı değildi. Tedavinin 7. günü ve l. ayındaki ortalama QTc kontrol grubuna göre anlamlı yüksekti (sırasıyla p<0.01 ve <0.001). Tedavinin 7. günü ve 1. ayındaki ortalama QTc, tedavi öncesi değere göre de anlamlı yüksek bulundu (sırasıyla p<0.05 ve <0.01 ). Tedavi sırasındaki ortalama QTD ve QTcD değerleri kontrol grubuna ve tedavi öncesi değerlere göre farklılık göstermiyordu. Bu çalışmanın sonuçları sisaprid tedavisinin çocuklarda ventrikül repolarizasyonunun uzamasma yol açabileceğini, ancak repolarizasyonda heterojeniteye neden olmadığını gösterdi. Hastaların tümü asemptomatik olduğundan bu uzamanın klinik öneminin olup olmadığı hakkında bir sonuca varılamadı.
Life-threatening ventricular dysrhythmias mainly attributed to QTc prolongation have been reported in adults and children using cisapride, a prokinetic agent that facilitates gastrointestinal motility. Recent adult and pediatric case reports have suggested an association of malignant ventricular dysrhythmias with administration of cisapride in conjunction with drugs that inhibit its cytochrome P-450 metabolism. Therefore, we prospectively studied infants and children receiving cisapride without any concomitant drug, to analyze the time-related effects of cisapride on ventricular repolarization. Standard ı2- lead resting ECGs were obtained from 20 patients (mean age: 6.ı±4.ı years) before cisapride (0.8-1.2 mg/kg per day) therapy, and after 3rd, 71h days and ı month of therapy. The corrected QT interval (QTc), dispersion of QT and QTc (QTD, QTcD) were calculated. Data from these study patients were compared with a control group of 372 normal chil dren. There were no elinical adverse effects inciurling palpitations, presyncope and syncope reported during the study. Baseline QTc, QTD and QTcD measurements were not different from control group. Mean QTc values at 7th day and 1 month of cisapride therapy were significantly higher from the control group (p< O.Oı and< O.OOı , respectively). Mean QTc at 7th day and ı month of therapy were also found sig- nificantly higher than that of baseline value (p< 0.05, and < 0.01, respectively). Mean QTD and mean QTcD values during the cisapride treatment were not different from baseline values and controls. The results of this study suggest that cisapride treatment may cause prolongation of ventricular repolarization without causing increased heterogeneity of repolarization (QT dispersion). However, elinical significance of this prolongation is unclear, because all the patients in this study group have been asymptomatic without signs of dysrhythmia.

OLGU
9.Case Report Permanent Pacemaker Implantation in an Adult Patient With a Rare Congenital Anomaly and Dilated Cardiomyopathy
Nurgül KESER, Suat ALTINMAKAS, Muhsin TÜRKMEN, Oral PEKTAŞ
Pages 248 - 250
66 yaşında dekstrokardili erkek hasta, dilate kardiomiyopatiye bağlı kanjestif kalp yetersizliği ve eşlik eden sernptomatik bradiaritmi nedeni ile kalıcı kalp pili uygulanmak üzere yatırıldı. Kalıcı kalp pili takı/ması sırasında karşılaşılan güçlük üzerine pek çok kez verilen kontrası madde enjeksiyonları ile sol taraftan seyir/i inferior vena cavanın karaciğer düzeyinde kesintiye uğradığı ve azygos devamlılığı göstererek anormal şekilli sağ atriuma girmeden önce kangal oluşturduğu, sağ tarafta persistan vena cava superiorun bulunduğu ve hepatik venlerin sağ atriuma alttan bağlandığı gösterildi. Kalıcı kalp pili daha sonra başarı ile yerleştirildi. Nadir konjenital anamalili hastalarda transvenöz kalıcı kalp pili uygulaması öncesi konIrast madde enjeksiyonu ile sağ ventrikül apeks yerinin tam olarak belirlenmesi oldukça önemlidir.
A 66-year old adult male with known dextrocardia required permanent pacemaker for symptomatic bradyarrhythmia associated with recalcitrant symptomatic congestive heart failure due to dilated cardiomyopathy with four chamber enlargement. Intrahepatic interruption of left-sided inferior vena cava with azygos continuation which made a !oop in the thorax before entering into an abnormally shaped right atrium, right-sided persistent superior vena cava and hepatic veins connected directly to right atrium from below were the associated systemic venous retum abnormalities demonstrated by repeat contrast injections.

EDITORYAL YORUM
10.
Editoryal Sol Dal Bloklu Olgularda Dobutamin Stres Ekokardiyografi ve Miyokard Perfüzyon Sintigrafisi
Yüksel ÇAVUŞOĞLU, Bilgin TİMURALP
Pages 251 - 253
Abstract | Full Text PDF

11.Letter To The Editor
Yüksel ÇAVUŞOĞLU, Bilgin TİMURALP
Page 256
Abstract

© Copyright 2019 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale