Turk Kardiyol Dern Ars: 25 (4)

Volume: 25  Issue: 4 - May 1997

1.Summaries of Articles

Pages 196 - 199
Abstract | English Full Text

2.Regurgitant Flow Rate Estimation Using Doppler Color Flow Imaging in Children with Mitral Regurgitation
Vadide TAVLI, Yasser ALKHATIB, Roberta WILLIAMS, Ah Lin WONG
Pages 200 - 205
Mitral yetersizliğinin (MY) Doppler ekokardiografi ile derecelendirilmesinde çeşitli kantitatif metodlar önerilmiştir. In vitro şartlarda yeni bir metod olan proksimal eş hızlı hemisferlerin yüzey alanı (PISA) kullanılarak akım hızının doğrulukla ölçülebildiği gösterilmiştir. Aynı prensibin renkli Doppler ekokardiografi ile klinikte de kullanılarak, belirli bir kan haciminin akım hızının (cm3/sn)=PISA (cm2) x aliasing hızı (cm/cn) formülü ile hesaplanabileceği düşünülmüştür. MY olan çocuklarda bu metodun klinik kullanımını belirleyen ilk çalışma olması nedeni ile bu araştırma yapılmıştır. Yaşları sekiz ay ile 12 yıl arasında (ortalama: 3.1 yıl) olan 37 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. PISA-Doppler ölçümleri ile kateterizasyon sonuçları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=0.93, p<0.0001). My jet alanının sol atrium alanına orantısı anjiografik derecelendirme ile karşılaştırıldığında yine anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=0.92, p<0.0001). Ancak, anjiografi ile karşılaştırıldığında PISA metodu ile elde edilen sonuçların jet alanı orantısına kıyasla daha iyi bir korrelasyon gösterdiği saptanmıştır. Sonuç olarak, mitral kapak yetersizliğinin noninvaziv kantitatif derecelendirilmesinde PISA metodu ile elde edilen sonuçların hastaların takibinde kullanımının güvenilir olduğu kanaatine varılmıştır.
Several methods have been proposed for ultrasonic quantification of mitral regurgitation. A new method, Doppler color-flow mapping of a proximal isovelocity surface area (PISA) from a red-blue aliasing radius has been shown in vitro to be accurate for estimating volume flow rates . Volume flow rate (cm3/sec) can be calculated as PISA (cm2) x aliasing velocity (cm/sec). Thirtyseven patients aged from eight months to 12 years (mean: 3.1 years) were included in this study. There was a significant correlation between PISA-Doppler and catheterization results (r=0.93, p<0.0001). The ratio of Doppler color regurgitant jet area to left atrial area correlated well with the angiographic grading of mitral regurgitation (r=0.92, p<0.0001). In our opinion, the correlation between PISA and angiography was superior to area %and angiography. In conclusion, calculating mitral regurgitant flow rate from PISA provides excellent agreement with angiography and may be useful clinically in estimating the severity of valvular regurgitation.

3.Assessment of Doppler Echocardiography in Minimal Mitral Regurgitation: A Comparative Study with Ventriculography
Cemal SAĞ, Ata KIRILMAZ, Hasan Fehmi TÖRE, Nadir BARINDIK, Tuncay ALTUN, Hürkan KURŞAKLIOĞLU, Mehmet UZUN, Deniz DEMİRKAN
Pages 206 - 210
Bu çalışma minimal mitral yetmezlik (MY) haricinde sağlıklı kalbi olan kişilerde renkli Doppler ekokardiyografik parametrelerin değerlendirilmesi için yapılmıştır. Çalışma vakaları, 5 aylık bir periyodda, hasta şikayeti ve fizik muayene sonucunda ekokardiyografi yapılan 2500 genç erkek vakadan seçildi. Sol ventrikülografi yapılan vakalar, anjiyografik MY varlığında grup-1 (n=30), yokluğunda grup-2 (n=30) olarak sınıflandırıldı. Grup-1'deki hastalar "gerçek MY", grup-2'deki vakalar ise "fizyolojik" olarak adlandırıldı. Fizyolojik ve gerçek mitral yetmezliğinin Doppler ekokardiyografik değişkenleri birbiri ile karşılaştırıldı. Aşağıdaki ekokardiyografik değişkenler grup-1 ve grup-2 arasında farklı saptandı. 1) parasternal uzun eksende maksimum MY süresi/ortalama sistol süresi (sırasıyla 0.710±0.244 ve 0.430±0.268, p<0.001), 2) apikal 4 odada maksimum MY süresi/ortalama sistol süresi (sırasıyla 0.550±0.361 ve 0.317±0.272, p=0.007) 3) parasternal uzun eksende rejürjitan akım pik hızı (sırasıyla 180±77 ve 120±69 cm/sn, p=0.003), 4) parasternal uzun eksende regürjitan jet alanı (sırasıyla 0.813±0.561 ve 0.411±431, p=0.007). Parasternal uzun eksende maksimum MY süresi/ortalama sistol süresi ?0.6, rejürjitan jet alanı ?0.4 cm2 ve regürjitan akım pik velosite jet alanı ?130 cm/sn olmasının gerçek MY için prediktif değeri sırası ile % 76, % 67 ve % 63 saptanmıştır.
This study is designed to assess color Doppler echocardiographic parameters in subjects with minimal mitral regurgitation (MR) in otherwise normal heart. Study cases have been selected during a five-month period among 2500 young male with an echocardiographic indication on the basis of subjects' complaints and upon physical examination. Left ventriculography was performed and subjects were dichotomized into group-I (n=30) if there was angiographically MR, and into group-2 (n=30) if they are intact. Patients in group- 1 were described as to have "true MR" and MR flow in group-2 was named "physiological". Doppler echocardiographic variables of true and physiological MR are compared to each other. The following echocardiographic variables were significantly different between group-1 and group-2: 1) the ratio of the max. duration of MR/mean systolic interval in parasternal long axis (0.7 10±0.244 vs 0.430±0.268, respectively, p<0.0001), 2) the ratio of the maximum duration of MR/mean systolic interval in apical four chamber view (0.550±0.361 vs 0.317±0.272 respectively, p=0.007), 3) the peak velocity of the regurgitant flow in parasternal long axis (180±77 vs 120±69 cm/sec., respectively, p=0.003), 4) the regurgitant jet area in parasternal long axis (0.813±0.651 vs 0.411±0.431 cm2, respectively, p=0.007). The maximal duration of MR/mean systolic time interval ?0.6, regurgitant jet area ?0.4cm2 , and regurgitant peak velocity ?130 cm/sec. in parasternal long axis dichotomize the cases into true MR with a predictive value of 76%, 67%, and 63%, respectively.

4.Midterm Follow-up of Patients Following Tricuspid Valve Replacement
M.Murat DEMİRTAŞ, M.Nuri KARABULUT, Mehmet KAPLAN, Bülent KETENCİ, Sabri DAĞSALI, Azmi ÖZLER, Ergin EREN
Pages 211 - 214
Ocak 1980, Ocak 1996 tarihleri arasında 620 mültivalvüler kalp hastasına çeşitli tiplerde triküspid kapak girişimi uygulandı (De Vega annüloplasti: 483, Kay annüloplasti: 8. Duran ringi implantasyonu: 15, Puig-Massana ringi: 18). Bunların 96'sına (% 15.5) 100 prostetik triküspid kapağı (69 mekanik, 31 biyolojik) takıldı. Bu olgulara aynı zamanda 65-mitral, 21 aort kapağı implante edildi. Kırk üç hasta daha önce kapalı mitral komissürotomi (12), mitral kapak replasmanı (18), mitral ve aort kapak replasmanı (6), ventriküler septal defekt tamiri (2), atriyal septal defekt tamiri (2), Fallot tetralojisi tam düzeltme operasyonu (1) ve Ebstein anomalisi onarımı (2) gibi cerrahi girişimler geçirmişlerdi. Ortalama yaş 35±11 (14-56) yıldı ve olguların % 20'si erkekti. Tüm hastalarda önce bir annüloplastik teknik denendi. Fakat yeterli sonuç alınmayan olgularda triküspid kapak replasmanı yapıldı. Konjenital olgular dışındaki hastalarda triküspid girişimleri kardiopulmoner bypass (CPB) altında çalışan kalpte gerçekleştirildi. Preoperatif pulmoner arter basıncı (PAP): 54 ± 21, pulmoner kapiller basınç (PCWP): 23±8, santral venöz basınç (CVP): 16 ± 5 mmHg olarak ölçüldü. Olguların % 95'i atriyal fibrilasyondaydı. Erken mortalite % 26 oldu. Olguların % 84'ü 2 ay ile 121 ay arasında (ortalama 45 ± 22 ay) izlendi. Dört olgu triküspid kapak disfonksiyonu (tromboz: 2, biyolojik kapak dejenerasyonu: 1, paravalvüler kaçak: 1) nedeniyle tekrar ameliyat edildi. İzleme döneminde 6 olgu (% 8.5) kaybedildi. Oniki, 36 ve 48 aylık yaşama oranları sırasıyla % 66, % 52 ve % 30 olarak hesaplandı. Mediyan yaşam süresi 42 ay oldu. Hayatta kalanların NYHA fonksiyonel kapasiteleri % 67 olguda klas I ve II düzeyindeydi. Sonuç olarak, tamiri başarılı olmayan triküspid kapakların prostetik kapaklarla değiştirilmesi, yüksek erken mortaliteye rağmen orta vadede kabul edilebilir bir yaşam süresi sağlamaktadır.
Between January 1980 and January 1996, 620 patients with valvular heart diseases underwent several types of tricuspid valve procedures (De Vega annuloplasty: 483, Kay annuloplasty: 8, implantation of Duran ring: 15, implantation of Puig-Massana ring: 18) associated valvular heart surgery. Of these cases 96 patients (15.5%) received 100 prosthetic tricuspid. valves (96 mechanical, 31 biologic). Sixty-five mitral, 21 aortic concomitant valve replacements were also made. Forty-three cases (45%) had previous heart surgery including closed mitral commissurotomy (12), mitral valve replacement ( 18), mitral and aortic valve replacement (6), repair of ventricular septal defect (VSD: 2), repair of atrial septal defect (ASD: 2), total correction of tetralogy of Fallot ( 1 ), and repair of Ebstein's anomaly (2). Mean age was 35 ± 1 1 years (range 14-56 years), and 20% of the patients were males. In all cases, an annuloplastic technique was first attempted for the tricuspid valve, but when this was not successful, valve replacement was performed. Nearly in all patients, except congenital cases such as repair of an ASD, VSD or Ebstein's anomaly, tricuspid procedures were accomplished under cardiopulmonary bypass with the beating heart, without aortic clamping. Preoperative hemodynamic measurements of the patients were as follows: PAP 54±21, PCWP 23±8, CVP 16±5 mmHg. Atrial fibrillation was present in 95% of the cases. Early (30 days or hospital) mortality was 26%. Eighty-four percent of cases were followed-up from two months to 121 months (mean 45±22 months). Four (4%) of the patients required reoperation for tricuspid valve dysfunction (thrombosis 2, degeneration of the bioprosthesis 1, paravalvular leakage 1). During the follow-up period there were six (8.5 %) Iate deaths. survival rates for 12, 36, and 48 months were 66%, 52%, and 30%, respectively, the median survival being 42 months. Sixty- seven percent of the survivors were in NYHA functional class I and II. We conclude that, in cases in which repairing is not possible nor successful, tricuspid valve replaccment should be performed , keeping in mind that the early mortality rate is high, however, the mid-term survival is barely in acceptable limits.

5.Absence of Frequency dependent Effects of Intravenous Propafenone at High Rates on Ventricular Action Potential and QRS Duration in Humans
Erdem DİKER, Murat ÖZDEMİR
Pages 215 - 219
Propafenon sodyum kanallarını hız bağımlı bir şekilde bloke eden bir antriaritmik ajandır. Bu çalışma intravenöz propafenonun (2mg/kg) sağ ventrikül aksiyon potansiyeli süresi (APD90), QRS süresi ve ventriküler efektif refrakter periyod (VERP)/APD90 oranı üzerine etkileri 10 sağlıklı birey üzerinde incelenmiştir. Çalışmada dört farklı "pace" hızında (600, 500, 400, 300 ms) intravenöz propafenonun APD90 süresi üzerine önemli bir etkisi olmadığı görüldü. Öte yandan, propafenon sonrası QRS süresi % 22-24 oranında uzadı (p<0.05) "Pace" siklus uzunluğunu 600 ms'den 300 ms'yeye indirdiğimizde QRS süresinde % 6.4'lük bir uzama gözlendi. PRopafenon öncesi ile karşılaştırıldığında bu artış istatistiksel olarak önemli değildi (p>0.05). VERP/APD90 oranında da propafenon sonrası hafif bir artış oldu (0.83'e karşı 0.88, p>0.05). Fakat, bu oranda da propafenon sonrası hız bağımlı değişiklik gözlenmedi (p>0.05). Sonuç olarak, intravenöz propafenon APD90 süresinde değişiklik yapmaz iken, QRS süresinde ve VERP/APD90 oranında hafif bir artışa neden olmaktadır. İlave olarak bu değişiklikler 100 atım/dakikanın üzerindeki hızlarda hıza bağımlı herhangi birdeğişiklik göstermemektedir.
Propafenone is an antiarrhythmic agent that blocks sodium channels in a frequency-dependent manner. In this study, frequency-dependent effects of intravenous propafenone on right ventricular action potential duration (APD90), QRS duration and ventricular effective refractory period (VERP)/APD90 ratio were investigated in 10 healthy subjects. Intravenous propafenone caused no significant difference in APD90 at 4 different pacing cycle lengths (600, 500, 400, 300 ms). On the other hand, a 22-24 % increase in QRS duration was seen after propafenone (p<0.05). Decreasing the pacing cycle length from 600 ms to 300 ms caused a 6.4% increase in QRS duration. Compared to baseline, this increase was not statistically significant (p>0.05). VERP/APD90 ratio increased by 4-13 % after propafenone but no frequency-dependent changes were evident in this ratio (p>0.05). In conclusion, intravenous propafenone caused no change in APD90 but led to an increase in QRS duration and VERP/APD90 ratio in 10 healthy subjects. Moreover, these changes were shown not to be frequency-dependent at the pacing cycle lengths used in this study.

6.Pericarditis in Childhood; Evaluation of Etiology, Diagnosis and Management of 47 Cases
Nazan ÖZBARLAS, Osman KÜÇÜKOSMANOĞLU, Gülbin BİNGÖL, Orhan Kemal SALİH
Pages 220 - 226
1993-1996 yılları arasında polikliniğimizde perikard hastalığı tanısı alan olgular etyoloji, tanı ve tedavi yöntemleri yönünden geriye dönük olarak değerlendirildi. Yirmi kız, 27 erkek toplam 47 olgunun yaşları yedi gün ile 14 yaş (ortalama 7.23±4.95 yaş) arasında değişmekte idi. Etiyolojik faktörler değerlendirildiğinde 12 olguda pürülan perikardit, altı olguda üremik perikardit, iki olguda tüberküloz perikarditi, dört olguda malignansiye bağlı perikardit, beş olguda kollagen doku hastalığı, dört olguda kalp yetersizliği, iki olguda romatizmal ateş, iki olguda hipoti.şşroidi bir yenidoğanda Down sendromu, bir olguda post-perikardiyotomi sendromu, saptandı, altı olguda viral perikardit olduğu düşünüldü, iki olguda neden bulunamadı. Tanı ve/veya tedavi amacıyla 27 olguya, 31 kez perikardiyosentez yapıldı ve bunlardan 12 olguya perikardiyosentez sonrası cerrahi girşim (tüp drenajı, perikardiyektomi veya perikardiyoplevral pencere), dört olguya perikardiyosentez ypılmaksızın cerrahi girişim uygulandı. Ayrıca üç olguya perkütan perikardiyal kateter drenajı, bunlardan birine intraperikardiyal ilaç uygulaması yapıldı. Pürülan perikarditli olgulardan dördü, üremik perikarditlilerden biri cerrahi sonrası olmak üzere ikisi, akut lenfositik lösemisi olan bir olgu, kalp yetersizlikli olgulardan biri ve viral perikardit olduğu düşünülen bir yenidoğan, toplam dokuz hasta eksitus oldu. Bu olgulardan pürülan perikarditliler dışında diğerlerinde eksitus nedeni primer hastalıkları idi. Sonuç olarak, bölgemizde en sık perikardit nedeninin, pürülan perkardit olduğu, hastaların merkezimize geç ulaşmalarından dolayı mortalitenin halen yüksek olduğu (% 33) saptandı. Genel olarak perikard hastalıklarında tedavi yaklaşımının etiyolojik faktörlere ve hastanın klinik durumuna göre farklılık göstermesi nedeniyle izlemde tek birprotokolün uygulanamayacağı, ayrıca uygun olgularda perkütan perikardiyal kateter drenajının cerrahi drenaja alternatif bir yöntem olduğu sonucuna varıldı.
Etiology, diagnose and management of patients with pericardial disease who were diagnosed at the Çukurova University, Department of Pediatric Cardiology, between 1993- 1996 were evaluated retrospectively. There were 27 male and 20 female cases ages ranged from seven days and 14 years (mean 7.23 ± 4.95 years). Etiologies of the disease were purulent pericarditis in 12 cases, uremic pericarditis in six, collagen tissue disorders in five, malignancy in four cases, rheumatic fever and hpothyroidism in two each, Down syndrome and post-pericardiotomy syndrome in one each. In six patients, pericardial effusion considered as due to viral pericarditis. Etiologic factor was not diagnosed in two cases. Diagnostic and/or therapeutic pericardiocentesis was performed 31 times to 27 cases. Twelve of these cases were needed surgical intervention after pericardiocentesis (tube drainage, partial pericardiectomy or pericardio-plevral window). Four patients were undergone surgical intervention directly. Percutaneous pericardial catheter drainage was performed at the time of pericardiocentesis in three cases, and intrapericardial drug administration was performed by this way in one case. Nine patients were died; four of them had purulent pericarditis, two had uremic, one had malign pericardial effusion, one had heart failure and one had viral pericarditis. It is concluded that purulent pericarditis is the most common etiologic reason of pericarditis in region and mortality rate is very high (% 33) because the patients admitted to hospital late. Therapeutic approach is changing usually due to etilogy of disease and clinical status of the patient so any steady protocol could not be established in patients with pericardial diseases. Percutaneous pericardial catheter drainage is an alternative method to surgery in suitable cases.

7.Turkish INternational Medical Publication Output Continues to Grow Fast in 1995/1996
Altan ONAT
Pages 227 - 235
Tıp alanında Türkiye'den kaynaklanan uluslararası yayınların gidişini değerlendirmek amacıyla, Science Citation Index'in taradığı dergilerdeki Türkiye adresi tüm yayınlar gözden geçirildi. 1995 ve 1996 yıllarını kapsayan SCI CD-ROM'larında bulunan ve hekimliği ilgilendiren tüm kaynaklar ayıklandı. Ortak yayınlar için bir kredi sistemi uygulandı. Anılan iki yılda sırasıyle 1019 ve 1282 toplam yayın ile 471 ve 756 tam metinli makale mevcuttu. Bu artışlar yaklaşık iki yılda ikiye katılmamak gibi müthiş hızlı bir tempo ifade etmekte olup 1988'den beri devam eden hamlenin sürdüğünü göstermektedir. Tıp yayınlarında dünyadaki payımız binde 4.3'e ulaşmıştır. Gelişmenin sağlıklı olduğunu düşündüren gözlemler şunlardı: toplantı özeti ya da editöre mektup gibi kalemlere kıyasla, makalelerde artışın daha fazla olması, temel bilimlerde ve kilinik bilimlerinde her alanda geçerliliği, İzmir'de ve Anadolu'nun taşra kentlerinde yerleşik birçok fakülte ile üniversite-dışı kuruluşların paylarının yükselişi, Köklü 4 tıp fakültesi gerçi ilk 4 sırayı yine işgal ettiyse de, toplam payları yüzde 40'ın altına indi. Kardiyovasküler tıp alanında da bu iki yılda toplam 70 makalenin yayına girmesiyle sıçrama gözlenmiş ve dünyadaki payımız binde 3-4'e yükselmiştir.
With the purpose of assessing the progress of the output of medical publications originating from Turkey, these were identified from the Science Citation Index compact disks SCI CD-ROM 1995 and 1996. A weighted credit system was utilized for items published jointly with a foreign or a nonmedical Turkish institution. A total of 1019 and 1260 publications were traced in the two years, respectively, which comprised 471 and 756 articles, reviews and editorials. These increases corresponded to a very fast growth of roughly doubling within two years, a trend which had emerged since 1988 and which led to a rise to 4.3 per mille of Turkey's share of world medical publication output. Following observations bolstered the nature of the progress: a stronger rise in the number of full-texed articles, extension of similar progress to medical basic sciences, rise of share of institutions in Izmir and smaller cities in Anatolia as well as of non-university hospitals. A total of 70 articles had been published in the field of cardiovascular medicine in 1995 and '96, a prominent surge which represented a world share of 3-4 per mille.

8.Comparison of the Value of Dobutamine Stress Echocardiography and Exercise Stress Test in the Diagnosis of Coronary Artery Disease in Patients with Normal Left Ventricle Wall Motion at Rest
Bülent B.ALTUNKESER, Halil L.KISACIK, Kurtuluş ÖZDEMİR, Abdurrahman OĞUZHAN, Tahir DURMAZ, Tevfik KURAL, Siber GÖKSEL
Pages 236 - 240
Bazalde duvar hareket bozukluğu olmayan hastalarda koroner arter hastalığının non-invaziv tanısında, dobutamin stres ekokardiyografi ve egzersiz stres testinin değerini karşılaştırmak amacıyla, koroner arter hastalığı şüpheli olan 90 hastaya (74 erkek, 16 kadın) prospektif olarak egzersiz stres testi, dobutamin stres ekokardiyografi ve koroner anjiyografi yapıldı. Dobutamin stres ekokardiyografinin duyarlılığı ve tanısal doğruluğu egzersiz stres testinden daha yüksek bulundu (sırasıyla % 91'e karşılık % 66, p<0.05; % 88'e karşılık % 69, p;<0.05). Bu durum, dobutamin stres ekokardiyografinin tek damar ve iki damar hastalığındaki yüksek duyarlılık göstermesine bağlıydı (Sırasıyla % 85'e karşılık % 54, p<0.05; % 90'a karşılık % 55, p<0.05). Üç damar hastalığında her iki teknik aynı sonucu verdi (% 100 ve % 100). Her iki testin özgüllükleri arasında istatistiki açıdan bir fark bulunamadı (% 85'e karşılık % 72, p>0.05). Ekokardiyografik uyum değerlendirildiğinde duvar hareket bozukluğu meydana gelen segmentle anjiyografik olarak lezyon tesbit edilen damar arasında uyum vardı. Sonuç olarak; bazalde duvar hareket bozukluğu olmayan hastalarda, dobutamin stres ekokardiyografi koroner arter hastalığının tespit edilmesinde hayli yüksek duyarlılık ve özgüllüğe sahip, güvenilir bir metoddur.
Exercise stress testing, dobutamine stress echocardiography and coronary angiography were performed in 90 patients (74 males, 16 females) with suspected coronary artery disease to compare the value of dobutamine stress echocardiography and exercise stress testing for non-invasive diagnosis of coronary artery disease in patients who do not have basal wall motion abnormality. The sensitivity and the diagnostic accuracy of dobutamine stress echocardiography were higher than that of exercise stress test (91 % and 66 %, p<0.05; 88 % and 69 %, p<0,05; respectively). This was due to the high sensitivity of dobutamine stress echocardiography in single and two-vessel coronary artery disease (85% and 54%, p<0,05; 90 % and 55 %, p<0.05; respectively). Both proved sensitive in all patients with vessel disease The difference between the spectificities dobutamine stress echocardiography (85 %) and exercise stress testing (72 %) was not statistically significant. There was concordance between the segment which showed wall motion abnormality and the stenotic vessel identified by angiography. In conclusion, dobutamine stress echocardiography is a reliable method with a high sensitivity and specificity in the diagnosis of coronary heart disease.

9.Review Penicillin Allergy: Anaphylactic Reactions
Hüsniye YÜKSEL, Muzaffer ÖZTÜRK
Pages 241 - 247
Birçok enfeksiyonun tedavisinde etkili olan penisilin aynı zamanda ucuzluğu açısından da tercih edilen bir antibiyotiktir. Ülkemiz için hala önemli bir sağlık problemi olan romatizmal ateşin primer ve sekonder profilaksisinde en etkin ilaçtır. İstenmiyen etkileri ise penisiline karşı gelişen allerjik reaksiyonlarıdır. Bunlar erken, hızlanmış ve geç tipte aşırı duyarlılık reaksiyonları olmak üzere üç tiptir. Erken aşırı duyarlılık reaksiyonları içinde en korkulanı anaflaksidir. İlaç alımını takiben bir iki dakikada, en geç bir saat içinde ortaya çıkan anafilaksi, çok nadir görülmekle birlikte ölüme neden olabilir. Anafilaksi korkusuyla özellikle penisilin injeksiyonları çoğu hekim ve hasta tarafından çekingenlikle kullanılmaktadır. Medyaya yanlış biçimde yansıyan olaylar çekingenliği daha da artırmaktadır. Bu nedenle bu derlemede penisilin anaflaksisi sıklığı, sebebi, klinik bulguları, ayırıcı tanıya giren diğer durumlar ve anaflaksiden korunmak için alınması gerekli önlemler hakkında literatür bilgileri gözden geçirilecektir.
Prenicillin, when its allergic reactions are excluded, has no side effects. It is mostly used for the treatment of many infections and is the most inexpensive antibiotic. However, penicillin allergy is a significant medical problem. Many kinds of allergic reactions can be evoked by penicillin. Immediate reactions occur within two to twenty minutes after penicillin aclministration and can be manifested by diffuse urticaria, hypotension and shock. When the reaction is severe and life-treatening, it is then termed anaphylaxis. Accelerated reactions usually begin between one to seventy-two hours after penicillin administration and are generally manifested by urticaria. Late reactions begin more than three days after penicillin therapy has begun. Late reactions include various types of skin rashes, drug fever, hemolytic anemia, serum sickness-like reactions, renal manifestations and pulmonary manifestations. Among these allergic reactions the most severe problem is anaphylaxis, with its significant morbidity and mortality. Because of fear of anaphylaxis, penicillin injections are administered with some reluctance. In this article cause of the anaphylactic reactions, incidence, clinical course and detection of the allergic patients will be reviewed.

10.Cardiology on Internet
Kudret AYTEMİR, Ali OTO
Pages 248 - 251
Internet tüm dünya üzerine yayılmış bilgisayar ağlarının birleşiminden oluşan geniş bir bilgisayar ağıdır. Internet üzerinde yüzbinlerce bilgisayar yazılımı ve aklımıza gelebilecek her türlü bilginin bulunabileceği kaynaklar vardır. Ayrıca dünyanın hangi köşesinde olursa olsun herhangi bir bilgisayar sistemine mesaj gönderebilir veya herhangi bir sistemden mesaj alabilirsiniz. Pek çok meslek dalında olduğu gibi tıp alanında da Internet'ten elde edilebilecek bilgi miktarı ve Internet'teki adreslerden yararlanan doktor sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Bu yazıda kardiyoloji ile ilgili bazı sayfalarının Internet'teki adresleri verilmeye çalışılarak içeriklerine kısaca değinilmeye çalışılmıştır.
Internet is a huge network composed of world-wide distributed computer networks. Numerous software and any kind of knowledge can be transmitted through Internet. One is able to send to and get messages from any kind of computer system in the world via Intemet. Internet is an important knowledge source for many people and institutions. As in other professions, medical knowledge which can be obtained through Internet is getting increased everyday. Not only the amount of knowledge obtained through Internet, but also the number of health care professionals using the Internet rises steeply. In this article we aimed to provide prominent addresses of Web sites related to cardiology and some information about these Web sites.

11.A Case of Kearns-Sayre Syndrome with Atrioventricular block
Gülay AHUNBAY, Ahmet ÇELEBİ, İlknur ARSLANOĞLU, Teoman ONAT
Pages 252 - 254
Kronik progressif eksternal oftalmoplejisi, retinanın pigmenter degenerasyonu ve tip I diabeti bulunan Kearns-Sayre sendromu tanısı almış 14 yaşındaki erkek hasta kardiyak patolojisi nedeni ile yatırılmıştır. Kliniğimizde atrio-ventriküler tam blok tesbit edilen hastaya profilaktik olarak kalıcı pacemaker uygulanmış ve nadir bir mitokondrial miyopati olması nedeni ile literatür bilgileri gözden geçirilerek sunulmuştur.
A 14-year-old male patient diagnosed as Kearns-Sayre syndrome with chronic progressive external ophtalmoplegia, primary retinal degeneration and type I diabetes mellitus was hospitalized because of cardiac involvement. Having atrio-ventricular complete block permenant pacemaker was prophylactically, since the patient showed a rare mitochondrial myopathy, the case is presented and literatüre is reviewed.

© Copyright 2019 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale